Şair İçin Yazılanlar Yaşanmış Gerçekler Benim Yaşadıklarım Benim Yazdıklarım C.Âşıklar Şairler Kim Kimdir? 1 Kim Kimdir? 2 Ölenlerin Resimleri

Manşet Haber

ENGELLİ VE MECNUNLAR

MECNUNLAR VE ENGELLİLER

26 Kas 2019

BENİM YAŞADIKLARIM 9

         Bölüm (9)
         TELEVİZYON ALDIM:
         Köyde elektrik yoktu. Çağlayancerit’e ilk televizyonu ve jeneratörü ben getirdim. Televizyonda ilk defa canlı bir insan görecektik. O tarihlerde televizyon azami bir saat yayın yapardı. Sonra yayın saatleri çoğaldı. Yayın başlarken ekranda yuvarlak bir resim olurdu. Yayın başladı. Adamın başı aşağı, ayağı yukardaydı, şaşırdım. O gün televizyonu ters çevirip öyle seyrettik. Yarın oldu televizyonun arka kapağını açtım. Aletleri incelerken tüpün boynunda bobinin yerinden oynadığını gördüm. Bobini eski yerine getirip cıvatasın sıkıştırdım, böylece işi halletmiş oldum.1977/1978 yılında istiklal mahallesinde bir çay ocağı açtım. İki yıl kadar çalıştırdım. Daha sonra başka bir arkadaşa devrettim. Ağırlığı radyo tamirciliğine verdim.
      TUZSUZ PİLAV PİŞİRDİM:
      Yayladan annemle köye geldik. Başım ağrıyordu. Köyde Kerem isimli bir hoca vardı. Annem bana muska yazdırmak için hocaya gitti. “Oğlum bir pilav pişir. Geldiğimde yeriz.” dedi. Pilav pişirmeyi bilmiyordum. Ocağa bir tava su koydum. Kaynamadan bir tepsi bulgur koydum. Pilavı pişirdim. Soğuyunca yağladım. Pilavın tadı yok. Anam bunu beğenmez dedim götürüp dereye döktüm. Anam gelene kadar dört tava pilav pişirip dördünü de Götürüp dereye döktüm. “Acaba yağ az mı oluyor, tadı yok.” Dedim. Bu defa yağı birden pilava döktüm. Yine tadı yok. O pilavı da döktüm. Velhasıl bir tas tereyağını da bitirdim. Anam geldi. “Hani pilav.” dedi “Pişirmedim.” dedim. Bana kızdı. Kendisi ocağa su koydu. Suyu kaynattı, biraz tuz attı. Anladım ki pilava tuz atmazmışım. Pilavı pişirdi. Yağlayacak bu defada yağ yok. “Yağı nettin?” dedi. “Dolap açık kalmış kedi yemiş.” dedim. “Bu kedi işine benzemiyor nettin yağı söyle” dedi. Dolap deyince buzdolabı sanmayın rafın kenarında bir tahta dolap. Başım çok ağrıyordu birde anam dövdü. Pilavı yavan yedik çünkü acıkmıştık. Muskayı başıma taktı. O anda kafamda ağrı acı kalmadı. Anamdan dayak yedimse başımın ağrısı da gitti.
         UÇURTMA UÇURDUM:
          İlkbahar aylarında Biçme Holuk’a göçerdik. Burada taş duvarlı özeri mertek ve çapkılı toprak örtülü tek katlı bir evimiz vardı. Bir tarafında sığırlarımız, diğer tarafında biz yatardık. İlkokulda iken çok dengeli uçurtma yapardım. Bir gün yaptığım uçurtmayı babamdan izin alarak yüz metre ip ile uçurdum. Çok zaman evimizin önünden ve yakınından jet uçakları geçerdi. Bazen enginden giderler pilotlar bize el sallarlardı. Bir gün uçak hızlı bir şekilde geçti. Peşinden uçurtmamın parçaları yere döküldü, şaşırdım. Babam bana döndü “Yaptığını beğendin mi? Uçak uçurtmaya çarptı. Şimdi geri dönüp harmana inerse, Seni alır götürürlerse ne yaparsın?” dedi. İyice korkmuştum, bekledik. Ağlamaya başladım. Babam uçağın harmana inemeyeceğin biliyormuş. Bana döndü “Ağlama uçurtmanın ipi koptu yere düştü. Buraya uçak inemez rahat ol.” dedi. Öylece rahatlamış oldum. 
      VAAZ HOCASI OLACAKTIM:
      1955 yılında köyümüze Seyit Çelik isimli Kayserili bir vaaz hocası gelirdi. Köylü yediden yetmişe hoca gelirken hocayı karşılamaya giderdi. Her sene Ramazan ayında gelir, bir ay boyunca Keziban Hatun Camisinde vaaz ederdi. Hocanın ünü bir anda çevre köylere de yayıldı. Köyde namaz kılmayan insanlar bile namaz kılmaya başladılar. Hocanın vaazın dinlemek için camide oturacak yer bulamazdık. Komşu köylerden bile gelenler olurdu. Hocadan çok etkilendim. Birinci hedefim dini dersler alıp vaaz hocası olmaktı. Bende okuyup bu hoca gibi vaaz hocası olacaktım. İkinci hedefim iyi bir ressam, olmaktı. Bir gün İkindi namazının ardından Kur’an-ı Kerim’den bir bölüm ezber okudum. Okurken tökezledim. Camiden çıktık. Ayakkabılarımı giyerken kulağımı bir çeken oldu. Baktığımda cemaatten bir yaşlı adam “Sen kimin oğlusun? Hocan kim?” dedi. Cevap vermeme kalmadan adamdan bir tokat yedim.  İkinci tokatı yemeden adamın elinden kaçtım. Yaşlı adama kızarak okuyup vaaz hocası olmayı kafamdan silip attım. Bu adam benim vaaz hocası olmama engel oldu. Namaz kılmayı, Kur’an okumayı bıraktım. Yıllar sonra yaptığım yanlışın farkına vardım amma iş işten geçmişti. Büyüklerden rica ediyorum. Çocuklarınıza camilerde kaba davranmayın. Tatlı dille hatalarını düzeltmesini söyleyin. O yavrunun kendisine çizdiği yoldan alı koymayın. Sonra bedduasını alırsınız.
         VEBALI TUTMUŞTU:
         Amcamın Öksüz Dağı yamacında iki katlı taş duvarlı üzeri topraklı bir evi vardı. Yaz kış orada otururdu. Davarı, koyunu çoktu. Evin yanında su yoktu kış günü kar eriterek davarlarını sulardı. Evin etrafında tarlası, bağı, ormanı vardı. Ara sıra amcama gider. Çok zaman çocuklarıyla orada yatardım. O yıllarda kar çok yağar, amcam kamalak ve ardıçların altına cırık düşürmek için habban kurar, günde en az on tane cırık yakalardı. Yengeme börek yaptırırdı. Hep beraber yerdik. “Amcamın bir sürü güvercinleri vardı. Güvercinlerden bir tanesi akşam yuvasına dönmezdi. Bir gün o güvercini yakaladı. Kanatlarını tek tek kopardı, tüylerini de yoldu. “Hadi bundan sonra git bakalım gidecek misin?” dedi. Güvercin uçamadı bir gün sonra donup öldü. Aradan iki gün geçti. Amcam davarlara dal keserken sol gözüne bir dal parçası değdi. Gecikmeden Maraş’a doktora gitti. Gözü tamamen görmez olmuş, o gözünü almışlar. Amcam, “Güvercinin günahından kör oldum.” derdi.

 

Hiç yorum yok: