HALAMIN BEDDUASI TUTMUŞTU:
İlkbaharda erik yaylasına göçerdik. Evkozu’nda ağaç bahçemiz vardı. Anam beni haftada bir gün bahçeyi sulamak için Köye gönderirdi. Bana sıkı sıkı tembih ederdi. “Bahçede kimin tavuğunu görürsen vur, öldür.” derdi. Bir gün bahçeye geldiğimde halamın tavukları bahçede yayılıyorlardı. Elime taşlar alarak tavukların peşinden koştum. Halam “Tavuklarımı öldürme!” diye yalvarıyordu. Bahçede halamın iki tavuğunu öldürdüm. Bana çok kötü beddua etti. O arada Dut yemek için bahçemizdeki Dut ağacına çıktım. İki dakika geçmedi. Bastığım dal kırılınca Dut’tan aşağı düştüm. Sol gözümün üstü, kaşım yaralandı. Beni kanlar içinde gören halam bu defa ağlayarak üzerime kapandı.
“Ağzım kitlense de beddua etmeseydim.” diyordu. Bir taraftan yaramı temizliyordu. Yarayı temizleyip tuzlu yağ bastı. Halam ağlıyor, ben ağlıyorum anladım ki bedduası beni tuttu. Halamın bana karşı bu insancıl davranışı hala beni kahreder. Kaşımın üzerindeki yaram iyileşmeden iki arkadaş erik yaylasında kayalıklara tutkal yazmaya gittik. Ama fırtına ortalığı yıkıyordu. Rüzgâr beni kayadan attı. Kafamın sağ tarafı yarıldı.
Elimle yarayı yokladım. Deri yırtılmış, kafamın kemiğine parmaklarım değiyordu. Arkadaşlarım beni bırakıp kaçtılar. Bu mu arkadaşlık, kanlar içindeyim. Kafamı su oluğuna soktum. Su kıpkırmızı kan oldu. Beni gören yaşlı Mehmet Amca “Sen bu suyu neden kirlettin?” deyip halime bakmadan beni dövdü. Kanlar içindeydim. Ağlayarak eve geldim. Halimi gören annem bayıldı. Komşular biraz sonra annemi ayılttılar. Ne olduğunu sordu. Kayadan düştüğümü arkadaşların beni bırakıp kaçtıklarını söyledim. O zaman yol yok doktor yok. Hacı dayım geldi. Kafamın kanını temizleyip, yaraya tereyağı ile tuz basıp üzerini bir bez ile sardı. Bir gün sonra kafam balon gibi şişti. Komşular benden ümidin kesmişler. “Bugün yarın ölür.” demişler. İyileşmem üç ay sürdü. Öldürmeyen Allah öldürmezmiş. Yaşayıp gidiyoruz. Başıma gelen bu olayda yine halamın bedduasının payı olduğun düşünüyorum. Siz siz olun da sakın kimseden beddua almayın.
İLK DEFA SEVMİŞTİ:
Köyde çok zengin bir aile olmasak ta orta halli bir aileydik. Babam çiftçilik, marangozluk, arıcılık yapardı. Biz sekiz kardeş hiç anne baba sevgisi görmedik. Babam bizlere çok baskı yapardı. 10 yaşıma girmiştim. Okula kendim yazıldım. Birinci sınıfa gidiyordum. Bir akşamüstü okuldan geldim. Babam beni kucağına alarak yanaklarımdan öptü, Bağrına bastı diye sevinçten havalara hopladım. O gece sevincimden uyuyamadım. Diğer kardeşlerimi sevdiğini hiç görmedim..
KATARAKT AMELİYATI OLDUM:
Yavaş, yavaş gözlerim görmez oluyordu. Kahramanmaraş’a Doktora gittim. Muayene sonucu. Katarakt ameliyatı olmam gerekiyormuş. 9 Ekim 2007 tarihinde sağ gözümden ameliyat oldum. Katarak ilerlemişti, ameliyat elli beş dakika sürmüştü. Ameliyattan sonra gözüm yirmi gün hiçbir şey görmedi. Her yer bembeyazdı. Yirmi bir gün sonra yavaş, yavaş görmeye başladı. Bir baktım sol gözüm ağlıyordu. “Gözüm sana ne oldu da ağlarsın?” dediğimde “Nasıl ağlamayım. Altmış yıl beraber yaşadığım kardeşimi ameliyat ettiler. Yarın sıra bana da gelecek. Seni defalarca uyardık. Kardeşimin görüş mesafesi günbegün azalıyor. Çaresine bak dedik. Bizi dinlemedin. Daha doğrusu kardeşime değil de senin ihmalliğine ağlıyorum.” dedi. Bu defa sol gözümü 06 Mayıs 2008 tarihinde ameliyat ettirdim. Ameliyatım on üç dakika sürdü. Ameliyatlarımda hiçbir ağrı ve acı hissetmedim. Her iki göz ameliyatımda bana emeği geçen Sayın Doktorlara ve hemşirelere teşekkür ediyorum. Ancak sağ gözüm ameliyattan sonra yedi yıl gördüm ameliyatın geç sürmesinden dolayı yedi yıl sonra görme yeteneğini tamamen kaybetti. Tekrar doktora gittiğimde ameliyatın geç sürmesi nedeniyle gözümün merceğine çok ağır baskı yapılmış. O yüzden görme yeteneğini kaybetmiş.
KAR ALTINA TÜNEL:
Evimizde inek ve öküzler beslerdik. Kışın kardan dışarı çıkartamazdık. Sığırlarımızı kışın kar eritir sulardık. Çok zaman tarihi taş köprünün yanındaki pınarda sulardık. Kışın kar çok yağardı. Evlerden atılan kar sokakları doldurur, Gidecek yol olmazdı. Babam bir hafta çalışarak damlardan atılan yığmaca karların altına tüneller açtı. Sığırlarımızı bu tünelden pınara götürür sular, aynı tünelden geri dönerdik. Komşulardan bazıları da tünelin kenarını delerek, sığırlarını bu tünelden pınara götürür sularlardı.
KARAKOLA GÖTÜRÜLDÜM:
Kahramanmaraş’ta kapalı çarşıda şiir satıyordum. İki kişi geldi. Şiirlerimi elimden aldılar.“Biz polisiz bizimle karakola geleceksin.” dediler. “Tamam!” dedim. Kıbrıs meydanında bir cipe bindirildim. Valilik binasına götürüldüm. Beni üçüncü kata çıkardılar. Girdiğimiz kapının üzerinde baş komiser yazılıydı. Polisler “Aradığınız kişiyi getirdik.” dediler. Kalın gözlüklü yaşlı biri oturuyordu. “Otur bakalım yiğit.” dedi. Adam işiyle meşguldü. Arada bir gözlüğün üstünden bana bakıyordu. “Emmi beni bura niye getirdiler?” dedim. Komiser “Sen dağdan mı geldin? Ne emmisi ben komiserim. Suçun varmış getirdiler. Bir daha bana emmi deme. Komiserim de.” dedi. “Tamam, emmi.” dedim. “Benimle dalga mı geçiyorsun? Şimdi seni tutuklarım.” dedi ve nereli olduğumu sordu. “Cerit’liyim.” dedim. “Cerit’linin hepsi senin gibi yobaz mı?” dedi. “Emmi kelimesine dilim alışmış emmiden başka bir şey diyemiyorum. Yine “emmi bana istediğini söyle amma Cerit Halk’ına hakaret etme onların suçu ne.” Dedim. “Bak hele bak!” deyip iyice kızdı. Öfkeyle “Sen ne iş yapıyorsun?” dediğinde “Şiir yazar, satarım.” dedim. “Şiirlerinin altında Âşık Ali yazıyor. Bu âşıklığı nerden aldın?” dedi. “Halk öyle diyor.” dedim. “Her şiir yazan âşık mı olurmuş kime âşıksın?” dedi. “Tabiata, insanlara, güzel olan her şeye.” dedim. Alsana kalem birde kâğıt bana bir şiir yaz bakalım.” deyince “Kaleme kâğıda gerek yok:” deyip irticalen aşağıdaki dörtlüğü okudum.
.
Çarşıdaydım alıp geldi polisler,
Getirip karşına diktiler beni.
Küçükleri azarlamaz büyükler,
Vurdular kırdılar döktüler beni.
.
“Anladım evladım teşekkür ederim. Bu şiiri önceden mi hazırladın?” dedi. “Şimdi aklıma geldi söyledim.” deyince “Tamam evladım anladım. Senin suçun yok. Seni bana getirenler suçlu, gidebilirsin. Ara sıra bana uğra çayımı iç.” dedi. Şiirin Devamı (Düşünüyorum) İsimli kitabımın (43) sayfasındadır
KEKLİK AVINA GİTTİM:
Bir gün sabah kalktığımda bir metre kar yağmıştı. O yıllarda dağlarda keklik çok olurdu. Köyün avcıları ile ayak yalın keklik avına gittim. Akşama kadar keklik peşinde koştum. Akşamüstü Ozanlılar yurdunda bir keklik tuttum. Ayak yalın gezdiğimi değmişti. Vakit akşamdı kekliği alıp eve getirdim. Babam kekliği nerden aldın deyince “Avcılarla ava gitmiştim. Ben tuttum.” dedim. Ayakkabımın olmadığını biliyordu. “Ayak yalın mı gittin?” dedi seslenmedim. “Yarın ayakların şişerse sana sorarım.” dedi. Ayaklarım umurumda mıydı? Et yiyeceğiz diye seviniyordum. Anam kekliğin tüylerini yoldu, pişirdi. Birer lokma yedik. Sabah kalktığımda. Ayaklarımın altı su toplamıştı. Yürüyemiyordum. Anam babama duyurmadan ayaklarıma kına sardı. Dört günde zor iyileşti. Babamın dediği doğruymuş sonra anladım.
KEVEN İÇİNDE UYUDUM:
Keven güzün dağdan getirilir kışın ıslatılıp doğrayarak sığırlara yedirilen bir yem türüdür. O zamanlarda köylü malcılıkla geçim sağlardı. Keven getirmeyen ev olmazdı. Yumuşak olması için yağmur alacak şekilde evin önüne ve süyüklerin altına veya ağaçların başına yığarlardı. Bizim evin önünde Dut ağacı vardı babam Dut’un başına yığardı. Arkadaşlarımla oyun oynardık. Eve geç kaldığımda babam kapıyı açmazdı. Dut’a çıkar kevenin orta yerinde kendime yer açar üzerimi kefenle örter orada uyurdum.
Babam sabah namazı keven almak için Dut’a çıkar aşağıya keven atarken üstüm açılır bir Ali sesi geldi gözümü açtım ki babam. Ne yapıyorsun burada dedi. Ne yapayım kapıyı açmadın burada yatıyorum dedim. O gün yağmur yağmış elbisem ıslanmış. Kalk dedi beni aşağı indirdi eve çıkardı anamı uyardı şunun elbisesini değiş dedi. Anam şaşırdı nerde ısladın elbiseni dedi. Kevenin içinde uyuyordum üzerime yağmış orada ıslandım dedim. Babamla dövüştüler sen kapıyı açmazsan çocuk nere gider dedi orda kendine bir yer edinmiş orda yatarmış yazık değil mi dedi. Babam bir daha kapıyı kilitlemedi. Eve erken gel dedi. Çocukken böyle günler geçirdim.
KIRMIZI POSTALIM:
1955 yılında Erik yaylası’na göçerdik. Davarımız, koyunumuz olmasa da dayımların oğlaklarını, kuzuların güderdim. Ayakkabım yoktu. Ayak yalın oğlakların peşinde dolaşırdım. Ayağıma dikenler batar ayaklarım kanardı. Bu halimi gören dayım bana bir çift postal diktirmiş getirdi. Postalı ilk defa görüyordum. Babam sordu Ahmet dayım getirmiş dedim. Sevincimden uçuyordum. O gece postalları yatağıma aldım, postallarımla yattım. Sabah kalktığımda ayağıma giyindim. Oğlakları, kuzuları gütmeye gittim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder