KAYBETTİKLERİMİZ
KAYBETTİKLERİMİZ
Yanık Osman Mehmet Uyan Hüsne Önaran Süleyman Danışman Mustafa Tekin Şerif Karabıyık Kıdılı Mehmet Mustafa Yiğit Zeynep Kekil (Besi) Eşefatma Resim Fatık Kuzu Fatih Güngör (şehit) Cafar Ali Vırıt (helete) Meryem İğde Elif Keklicek Süleyman Demir Seda Güney Usta Ali Onaran Ahmet Götürmen Elif Çolak Hasan Kekil Ali Temizyürek Fadime Zorkun Ayşe Çakıl Sultan Erdinç Solak İbrahim Sakar Ali Tatlı (Tekere Ali) Vakkas Küpelikılınç Ayşe Vırıt Uğur Kekil Aloca Yusuf Gök Muhammet Çokak Adem Karagöz Mehmet Kayaakay Orhan Sürmen Memiş Tekerlek Veli Çadır Sultan Çetinkaya Mustafa Çağlar Elif İğde Ayşe Yorulmaz Yusuf Kurt Hüsne Kurt Fadime Mısır Mehmet ENGİZEK Şerif Bozdere Fatih Bozdere Emine Bozdere Hatice Sakallı Karamemiş Kuş Hasan Nurhak İbrahim Zorgün Kemal Yavuz Veli Onay Durmuş Üstün (berduş) Elif Öztürk Ahmet Çolak Elif İncecik Sema Çalışkan Kuyumcu Yaşar Uyan Ümmühanı Kelleci Tosun Ali Elif Özbek Fakı Ahmet Koraycan Kırıcı Kara Ali Döş Demirci Abdullah Mehmet Göker Derviş Elif Zorkun Hacıyusuf Kekil Ayşe Ibrık Güler İsmail Küçük Mesut Canlı Mahmut Barak Onbaşı İbrahim Filiz Elif Filiz Onbaşı Hasan Hatice Filiz Ayşe Filiz Ibrık Funda Rande Fatma Karasu Hakan Tolga Yiğit Kalander Battal Şerif İğde Eşe Fatma Yaman Zeynep Tekerek

17 Eyl 2014

YAŞANMIŞ GERÇEKLER (tümü)


             YAŞANMIŞ GERÇEKLER
          -----------------------------------
          ADAMIN MI? VARDI?
          Lakabına Daşo derler. Tüm çevre onu tanır. Herkesçe sayılan sevilen muhterem bir insan. Nasrettin Hoca misali güldürür, bazen düşündürür.Bu insan Aksu mahallesinde ikamet etmiş. Sürüyle davarının olduğu söylenir. Devamlı davar otlatarak vakit geçirirmiş. Bir gün akşam davarı eve getirdiğinde
        Hanımı “bey evde tuz kalmadı” der.“Peki, hanım yarın davarı sen otlat” Ben de Gölbaşı’na gider.” tuzu getiririm der. Anlaşırlar sabah erkenden kalkar. Merkebine biner, Gölbaşı’na varır. Evine ve davarlarına yetecek bir yıl yetecek tuz alır. Merkebine yükler. Yola koyulur. Azaplı, İnekli köylerin geçer Başpınar köyüne geldiğinde merkep yorulur. Asasıyla merkebi döverken arkadan iki asker gelir. Daşo goca askerden çok korkarmış. Askerler “amca yazık değil mi? Dili yok, dişi yok hayvanı dövüyorsun.” derler.
        Askerlere “oğlum dili de var, dişide var.” der. Askerler Daşo’ya “bir daha merkebi dövdüğünü görürsek ellerine kelepçeyi vurur seni, karakola götürür biz de seni döveriz.” derler. “Komutan oğlum vallah billâh bir daha dövmem.” der. Askerlerin uzaklaşmasını bekler askerler uzaklaşınca merkebi bir daha döver. “(..diğim) demek orduda da adamın vardı ha!” der. Merkebi iyi bir döver hadi askerleri çağırda seni kurtarsınlar der. 1313 doğumlu olan Daşo goca 18 Nisan 1965 tarihinde vefat eder. Kendisine Allah’tan rahmet diliyoruz. Kaynak kişi Hıdır Aygörmez.
        -----------------------------------------------
        ARAYIN, ARAYIN BULURSUNUZ:
         İlçemizde çok dindar beş vakit namazını kılan, güzel Kur’an okuyan bir kişi vardı. Bu kişi bir ara kafayı üşütür sağa sola saldırır. Esnafları rahatsız eder, dükkânların, arabaların camlarını kırar. O günün  Belediye başkanı zabıtaları ile Bu kişiyi Adana’ya balcalı Hastanesine gönderir. Adana’ya varırlar Şoför Balcalı hastanesini bilmez. Birkaç kişiye sormuşsa da kimse hastanenin Nerede olduğunu bilmez. Arabanın arka koltuğunda yatan Adam Şoföre “Arayın, arayın ancak (..kimi) bulursunuz” der. Şoför birkaç çarşı sokak geçdikten sonra nihayeti hastaneyi bulur. Götürdüğü kişiyi hastaneye yatırır dönerler.            
            ---------------------------------------------
            ARDINDA NAMAZ KILINMAZ:
            Yaşlı bir amcamız her nedense Cami imamına kızar. Bu muhterem amcamız 5 vakit namazını camide kılan biriydi. Her ne sebeptense bir gün camide, cemaate döner: “Ey cemaat bu imamın arkasında namaz kılınmaz.” der. Ve kendiside camiyi terk eder. Namazlarını evinde kılar. Camiye alışık olan amcamız tekrar camiye gitmeye başlar. Cemattan meseleyi bilen biri sormuş “Hani sen bu imamın arkasında namaz kılınmaz demiştin.” deyince. “Ben imamın ardında kılmıyorum ki. Beş saf geride, direğin arkasında kılıyorum.” der. Bu muhterem (2014) yılında vefat etti. Allah rahmetine gark eylesin.
         AYAKTA UYUYAN ADAM:
         Yine Ceritli bir vatandaş Merkebiyle komşu köylerden birine saman almaya gider. Saman alır, merkebine yükler asfalta gelir. Merkep önünde kendisi arkada hem uyuyor, hem yürüyor. Geriden bir kamyon gelir. Korna çalar, duymaz. Şoför “Bu adam sağır galiba.” der. Şoförün yanında oturan biri; “Usta bu adamı tanıyorum.Cerit’lidir hem yürür, hem uyur” der. Adam kamyondan iner yolcunun yanına varır. yolcu gerçekten uyuyor. “Adam yolcuya uyan!” deyince birden irkilir. ”Yolcu sende kimsin beni korkuttun” der. “Adam Merkebi kenara çek biz geçek sen hem uyu hem yürü” der.
         BAKARAK BELLLER:
         Çoban lakaplı Hacı Kırıcı her şeye kafası çalışan bir insandı. Bir sabah kalkar Maraş’a gider. Çarşı pazar dolaşırken Sobacılar Çarşısına girer. Soba yapan ustayı bir müddet uzaktan seyreder. Soba ustası Hacı’yı çağırır sorar. “Buyur yiğit bir şey mi diyorsunuz?” der. Hacı “Bir soba, bir dirsek, birkaç tane de boru yaptıracağım.” der. Usta “Hazır sobamız borumuz var.” der.Hacı “Yok bana yenilerin yap eskileri almam.” der. Usta sobayı yapmaya başlar. Hacı dikkatle ustayı seyreder. Soba, dirsek ve borular yapılır. Hacı bir bakmaya orada sobacılığı öğrenir. Ustanın parasın verir.  Usta Hacı’ya “sen nereliydin?” deyince. “Cerit’liyim.” der. “Bunu baştan söylesen ne vardı. Seni dükkânıma bile koymazdım.” der.
        Hacı “Neden?” diye sorar. “Cerit’liler sanatı bakarak öğrenir. Seninki soba almak değil, sobacılık öğrenmekmiş.” der.Hacı “Bildin.” der. Usta “Al şu sobanı bir daha buralara gelme” der. Sobasını alır ayrıca çarşıdan soba yapma malzemelerini de alır köye gelir. Akşamdan sobacılık tezgâhını dükkânına kurar. Sabah erkenden çalışmaya başlar. Kısa zamanda iyi bir soba ustası olur.
          -------------------------------
           BANA MI SORDUN?
           Öğretmen öğrencilerinden Mustafa’ya “İki kere iki kaç eder?” der. Mustafa öğretmeninin gözüne bakar. Öğretmen “Ne bakıyorsun evladım duymadın mı? İki kere iki kaç eder?” deyince. Mustafa; “Öğretmenim sen bilmiyorsun da bana mı soruyorsun?” der. Arkadaşları gülmeye başlar.
            ------------------------
            BANA ÜRMEDİN:
            Engizek’li Cuhla bir gün Cerit’e gelir. Köyde gezip dolaşırken bir arkadaşı ile karşılaşır. Konuşurlar, hoş beşten sonra Cuhla arkadaşına “Galiba sen beni tanıdın” deyince  Arkadaşı “Tanımazmıyım.” der.“Peki, tanıdın da niye bana kuyruk sallamadın?” der. Arkadaşı “Ben it miyim de sana kuyruk sallayım ayıp” der. Ve Cuhla’ya küser. Kaynak kişi:Hasan Kaya.
            ---------------------------------
            BAYRAK SEVDALISI:                        
            Tola, doğuştan zihinsel özürlü mecnun biri. Köy halkı tarafından sevilen bir gençtir. Kimseye bir zararı olmaz. Esas adı Mehmet’tir. Onun lakabı Tola. Bazen öfkeli, bazen neşeli, bazen kendi kendine konuşur, gezer. Tanıdığı her insana gülümser. Kendisine sorulan soru ne olursa olsun “He” diye cevap verir. Başka bir şey diyemez. Tola’nın en büyük sevdası Türk Bayrağı’na olan aşkıdır. Bir müddet elinde Türk Bayrağı ile gezdi. Bayrakla yattı, bayrakla kalktı. Tola parayı bilmez ve konuşamaz. 
         Acıktığı zaman tanıdığı insana yaklaşır, açlığını ispat etmek için midesini gösterir. O zaman aç olduğunu herkes bilir. Bazı esnaflarımız Tola’ya paket pirinç, makarna ve sebze verirler. Çok sevdiği esnaf  Hacı Hüseyin Kuş’a götürür yemek yapmasını ister. Hacı Hüseyin Kuş olurda Tola’yı hiç kırar mı? Tola’nın yemeğini hazırlar. Salatasını yapar, karnını doyurur, çayını içirir. Tola Hüseyin Kuş’a sarılarak ayrılır. Tola zihinsel özürlü olabilir ama Bayrak sevdalısıdır. Bu ülkede yaşayıp da Bayrağımızı yerden yere vuranlar asıl zekâ özürlü olan o kişilerdir. Beyin özürlülere en güzel cevabı bizim Tola vermiştir.
         --------------------------
         BEDDUA ALMIŞ:
         Cerit gençleri eskiden Cuma geceleri evlerin bacalarından torba salındırırlar. Hane sahibi torbaya bastık, sucuk, ceviz, tarhana ve meyve gibi Yiyecekler koyar. Bacada bekleyen gençler torbayı yukarı çeker.Torbadaki yiyecekleri kendi aralarında paylaşır yerler. Mahalle evlerinin bacaları tek tek gezilir. Yine bir evin bacasına gelip torbayı salındırırlar. Baba çocuklara “Siz bunları oyalayın, ben geliyorum.” der. Ve ağıla iner. Bir tepsi davar zibili getirir.
          Torbanın içine koyar, torbayı yukarı çekerler. Torbanın içi davar zibili dolu. Bacaya eğilerek “Allah senin iki gözünü alsın” derler. “Torbaya koyduğun zibil senin ağzına burnuna dola.” derler. Bu sözleri duyan adam yaptığına pişman olur. Acele dışarı çıkar. Ev iki katlıdır. 0n saniye içinde evin etrafını dolaşır. Damdan ne inen ne çıkan var, çevrede kimse yok. Adam şaşırır. Yüksek sesle “Kimsiniz Nerdesiniz? Gelin, yaptığıma pişman oldum. İsteğinizi fazlasıyla vereyim de halelleşelim.” der. Çağrılarına cevap alamaz. O kişiler çoktan kaybolmuşlar. Birkaç yıl içinde adamın iki gözü görmez olur. Doktora götürürler, meseleyi anlatırlar. Doktor şaşırır, “Olmaz öyle şey.
         Kimmiş o adamlar bedduadan adam kör olur mu?” der. Göz damarları kurumuş buna çare yok. Böyle yaşamaya alışacak.” der. Adam üç beş yıl böyle yaşadı. Bir gün sabah namazına kalktığında dışarı lavaboya giderken hangi yöne gittiğini bilmez kapıdan aşağı ağıla düşer. Çırpınarak davarın zibiline karışır. Ağzı burnu zibil dolar. Oracıkta hayatını kaybeder. Aile; “Bacamıza torba salındıran çocukların bedduası tuttu.” derler. Sevgili okuyucular, siz bunu bir hikâye sanmayın. Mahallenin birinde yaşanmış gerçek bir olaydır.
         -----------------------------------
         BEN DE SİZE EDERİM:
         Derviş Ali Aksu’da misafir sahibi sayılan sevilen birazda saf muhterem bir insandır. Bayan hâkim Maraş’tan bir vatandaşın arazi keşfine gelir, keşfini yapar. Derviş Ali’nin evine misafir olur.   
        Yiyip içtikten sonra hâkim hanım “Ali amca her şey için teşekkür ederiz.” der. Ali amca “Kızım ben de size ederim, ben de size ederim.” diye tekrarlar. Hâkim şaşırır. Etrafındakilere bakarak “Bu amcamız ne demek istedi.” der. Orada bulunanlardan “Efendim sizin ettiğiniz teşekkürün karşılığına kendisi de teşekkür etmek istedi.” derler.
          ----------------------------------------
          BEN DE SİZE KURBANIM:
          Adamın lakabı Ateş ismi Veli’dir. Kışın evlerde su olmadığı için sığırlarını sulamaya pınara götürür. Pınarın Yakınında çul çuval dokuyan iki bayan üşümüşler birinin adı Fadime’dir.
       Çardakta ekmek sacının üzerine ateş yakıp ısınıyorlarmış. O kadar üşümüşler ki Kadınlar “Uy ateş kurbanım sana.”  “Hissemiz kadar ne bu dünyada, vaz geçeriz ne öbür dünyada senden Vazgeçmeyiz.” derler. Bunu duyan ateş Veli “Uy Fadime ben de size kurbanım. Ben de sizden vazgeçmem.” der. Bu sözü duyan hanımlar Veli amcaya “Bire adı batası biz sana mı dedik?” deyince babam “Ne fark eder. Ha o ateş, ha ben ateş.” der.
            ------------------------
            BEYİ NEREDE?
            Cerit’li bir vatandaşın hanımı rahatsızlanır.
Kahramanmaraş’a doktora götürür. Hastayı hastaneye yatırır. Doktor “hastanın beyi nerde.?” der. Adam “Hocam bir bakayım.” deyip hastanede bey arar bulamaz. Geri gelir “Hocam bey bir ilaç ismi mi?” der. Doktor “Adam sen neden bahsedersin. Hanımın kocası kim?” der. “Öyle desene hocam benim buyur.” der. Doktor adamın saf olduğunu anlar. Bu defa hemşire adama “Git çarşıdan bir ördek getir.” der. Adam çarşıya çıkar. Esnaflara ördek sorar. Biri “Bende var.” der. Ördeği alır, bir karton kutuya koyar, hastaneye getirir. Hemşire adama “Hani ördek?” der.  “Aha getirdim.” deyip. Ördeği ortaya bırakır.
        Hemşire kızar. “Be adam ben senden canlı ördek istemedim. Hastanın kullanacağı plastik ördek istedim.” der. Adam şaşırır. Hemşireye “Sen ördek istedin, getirdim. Niye kızıyorsun?” der. Hemşire “Çabuk eczaneye git. Hasta için ördek dersen verirler.” der. Adam, gider eczaneden plastik ördeği alır getirir. “Hemşire hanım plastikten de ördek mi olurmuş?” der.
         -----------------------------
         BİR TREN ALIRIM:
          Engizek’li Dıraz lakaplı Duran emmi ile bir arkadaşı çalışmak için Kahramanmaraş’a giderler. Birkaç gün çalışırlar.                     
Kazandıkları üç beş kuruşu evlerinin ihtiyacına harcarlar. Heybelerini omuzlarına atıp bir yük kamyonu ile Narlı’ya gelirler. Ceplerinde para yok ki şoföre vereler. Narlı’dan trene kaçak binerler.Söğütlü durağına gelene kadar tuvaletten çıkmazlar.
         Söğütlü’ye gelince tuvaletten çıkarlar tirenden inecekleri zaman memur bunları yakalar. Bilet sorar. “Biletimiz yok.” derler. Memur ikisini de tekme tokat trenden indirir. “Sen indirmesen bile zaten biz inecektik.” der. Dıraz Duran memura döner. “Bu acıyla bana bir tren aldırırsın.” der. Memur“Trene binmeye yol paranız yok. Nasıl tren alacaksınız?” der. “Sen orayı karıştırma.” derler.
           ---------------------------------
            BÖREK YEDİĞİ GİBİ:
            Memiş İğde Kahramanmaraş’a çalışmaya gider. Çarşı pazar gezerken börek satan birine rastlar. Börekçi “Börek ye, börek ye.” diye çağırır. Memiş emmi zaten aç börek tezgâhına  yaklaşır. Böreklerden yer.  Karnın doyurur. “Hadi bana eyvallah.” der. Börekçi “Böreklerin parasın ver de git.” der. Memiş emmi “Oğlum ne parası sen ısrar ettin ben de yedim.” der. Börekçi polis çağırır. Polis gelir “Derdiniz ne?” dediğinde börek satan adam “Efendim saymadım belki on tane böreğimi yedi. Paramı vermeden gidiyor.” deyince, Memiş emmi polise “Bu adam yalan söylüyor. Kendisi ye diye ısrar etti, ben de yedim.” der. “Neden parasın vermedin?” deyince Memiş emmi “Oğul param yok, kendisi de bizim eve gelsin istediği kadar börek yesin.” der. Polis “Sen nerelisin?” der.“Cerit’liyim” der. Polis “vay börekçi emmi vay” der. Böreklerin parasını polis öder. Böylece Memiş emminin lakabı da Börekçi olarak kalır.
            ---------------------------------------
            CEHENNEM’E GİDERSİN:
            Çalgıcı bir abimiz köy düğünlerinde teh çalar. Bir hacı amca bu abiye döner günah işliyorsun oğlum günah. Öldüğün zaman cehenneme gidersin.” der. Genç çalgıcı Cehenneme tek başıma mı giderim, yoksa bu toplulukla beraber mi giderim?” der. Hacı emmi “Evet, hepiniz beraber gidersiniz.” deyince Bu çalgıcı Hacı emmi “bu şenlik kimin eline geçer orada da böyle devam ederse, ben o Cehenneme seve seve giderim.” der. Yaşlı Hacı emmi “Allah hayrını versin. Devam et, devam et.” der.
            ----------------------------------
            CEP HASTALIĞI VAR:
            Hanım bir gün beyine “Romatizmalarım arttı, Ilıca’ya gidelim.” der. Bey “Benim de aklımda, amma önce bir doktora danışmalıyım.” der. Mukallit adam doktora gitmez. Bir gün sonra hanımına; “Doktor, bana sende cep hastalığı var. Ilıcaya gidemezsiniz?” dedi der. Hanım şaşırır “Bey bu hastalık da nerden çıktı.” Der. Adam; “Ne bileyim doktor dedi işte.” der. Hanım o gece uyuyamaz. Sabahleyin kalkar yakın bir komşusuna gider. “Komşu benim beyde cep hastalığı varmış” deyince komşusu “Nasıl olur paranız mı yok?” demiş. Hanım “Yok yok doktor cep hastalığı var.” demiş.
        Komşusu “Sen deli misin? Cep hastalığı olur mu? Senin bey mukallit biri paramız yok demiş. Sen yanlış anlamışsın.” der. Hanım eve gelir. “Bey şu cep hastalığını bana anlat.” der.  “Hanım sen anlamıyor musun? Bende cep hastalığı varmış dedik ya” der ve güler. “Hanım sen gerçekten safmışsın. Cep hastalığı parasızlıktır.” der. Böylece hanım da rahatlamıştır.
          ---------------------------------------------
          CERİTLİ BAKARAK BELLER:
          Mehmet Kırıcı. Lakabı Güccük. Terzilik öğrenmek ister. Fakat köyünde terzi olmadığı için Maraş’a gider. Çarşı da gezerken bir terzi dükkânına rastlar. Güccük bu terziyi bir müddet uzaktan seyreder. Ustanın buyur yiğit gömlek mi diktireceksin, şalvar mı?” demesi üzerine “Bir gömlek, bir de şalvar diktireceğim.” der. Usta “hazır var ölçünüze uyarsa verelim” der. “Yok, bana yenilerin dik” der. Usta adamın ölçülerini alır. Şalvarı gömleği dikmeye başlar. Güccük iyice seyreder. Usta gömlek ve  şalvarı hazırlar Güccük’e teslim eder.“Sen nerelisin?” diye de sorar. “Ceritliyim.” der. Usta “Cerit’li olduğunu bilsem elbise değil seni dükkâna koymazdım.” der. Güccük “neden?” der. Usta “Ceritli her şeyi bakarak bellermiş.” der. Güccük gömleğin, şalvarın parasını verir köyüne dönerken bir de dikiş makinesi satın alır. Erkenden evinin bir odasında çalışmaya başlar. Böylece terzi olur. İşini çok iyi yapan Mehmet Kırıcı kısa zamanda iyi bir terzi olur. (1940) doğumlu olan Mehmet Kırıcı (2012) yılında vefat etti Allah rahmet eylesin. 
            -------------------------------------------------
            ÇARDAĞIN ALTINA ATMIŞLAR:
            Aksu mahallesinden lakabıyla anılan Tatar Hocanın rahmetli dedesi çok âlim bir hoca ünvanını alır. Dedesi cinleri emrine alır her dediğini yaptırırmış. Hoca bir gün yine cinleri emrine almaya çalışırken cinler hocayı götürür Keziban Hatun camisinin dışarıda bulunan çardağın altına atarlar. Kimsenin haberi yok orada 24 saat yatar. Cami cemaatlerinden biri rastlar, çardağın altında bir adam uyuyor onu uyarır. “Kimsiniz burada ne işiniz var?” dediğinde hiç pot kırmadan “uykum gelmişti yatıp uyumuşum” der.  Kaynak kişi: Köküş Ahmet.
            ----------------------------------
            ÇAY DÖKER MİSİNİZ:
            Sıkıya Mustafa’nın evine bir Pazar günü birkaç arkadaşı misafir olurlar. Sabahleyin kahvaltılarını yapıp sohbet muhabbet derken yeniden çay demlenir sofraya gelir. Herkes birer bardak doldurur içer. Misafirin biri Mustafa’ya çay döker misiniz der. Mustafa biraz komiktir hay, hay tabi ki dökerim deyip demliği götürür bahçedeki ayva ağacının dibine döker. Boş demliği getirir. Misafirler “hani çay” derler.
         Mustafa “Siz dök dediniz bende döktüm” der. Misafir ben bardağa dök demiştim deyince Mustafa siz bana bardağa dök demediniz. Çayı döker misiniz dediniz işte bende götürüp döktüm der.                   
            -------------------------------------                 
            DEVEDEN RAHATSIZIZ:
            İnsanlar eskiden sürülerini otlatmak için yaylalara göçerdi. Kavak yaylasında iriyarı öfkeli amca vardır. Lakabına Deve derlerdi. Cüceler oymağının sürülerini yakın çevresine koymazmış. Cücelerden bir komşu bir komşusuyla karşılaşır.
Birbirlerine hal hatır sorarlar.“İyiyiz rahatız fakat deveden rahatsızız.” der. Komşusu “Elinize bir değnek alın iyi bir dövün,
          Kovalayın gitsin.” der. Diğer komşu  “Yok yok o deve değil. Kavak’ta oturan deve gibi biri var.” der böylece adamın lakabı deve kalır. Kendisine deve diyen komşusuna “Çomuluğuna da bakmaz bana lakap mı takmış.” der. O komşunun lakabı da çomu kız olarak kalır. Böylece iki kişi bir birlerinin lakabını pekiştirirler.
            -------------------------------
            DİRSEK KESKENİR:
            Küçükcerit ile Çağlayancerit’in yayla yüzünden araları açılır. Küçükcerit’li Çağlayancerit’linin sığırını, davarını yaylada otlattırmaz. Bunun üzerine köylüler arasında kavga çıkar. Silahını kuşanan dağa çıkar. Karşılıklı birbirlerini korkutmak için ateş ederler ve ellerine geçen bir Küçükcerit’liyi döverler. Bu olayı duyan Küçükcerit’li bir teyze çok korkar. “Oğlum Halil kaç beşiği de al da kağnı yoluna aşağı kaç.” der. Bu kavga çok sürmez. Köylülerin ileri gelenleri bir araya gelerek işi tatlıya bağlayıp barışırlar. Çağlayancerit’linin biri Hamza emmiyi, kızdırmak için. “Hamza emmi Küçükcerit’liler bizimkilerden birini dövmüş.” der.
        Hamza emmi öfkelenerek Küçükcerit köyüne uzaktan uzağa dirsek keskenerek “bakın lan aklınızı başına alın beni oraya getirmeyin ha!” der.
          ---------------------------
          DOKTORA GİTMİŞ:
          Cerit’li bir amca rahatsızlanır doktora gider. Şehirde kimseyi tanımaz. Birilerine sorar. “Doktor nerede?” der. Adam “Hangi doktor?” der. “Fark etmez hangisi olursa olsun. Hastayım işte.” der. Adam“Daha karşıda levhası gözüküyor. Git.” der. Amcamız levhayı takip edip doktoru bulur ve Doktora ben hastayım.” Der. Doktor “nereniz ağrıyor der.” “İçerim ağrıyor.” der. Vardığı doktor cilt doktoruymuş. “Senin hastalığından ben anlamam.İç hastalıklar doktoruna git.” der. Yine çarşıya çıkar, doktor arar. Birilerine sorar. “Hastalığımı bilen bir doktora gideceğim.” deyince adam “Nereniz ağrıyor?” der.
          Karnını göstererek “Aha şuram.” der. Bir doktor tarifi daha alır gider. Doktorun kapısını çalar. Odacı içeri alır. “Doktor beni muayene et.” der. Odacı “Ben doktor değilim. Doktor birazdan gelir bekle.” der. Doktor gelir. “Buyur amca neyiniz var, neren ağrıyor?” der. Amcamız “Sen bilmiyon da bana mı soruyorsun.Hastayım işte.” der karnını gösterir. Doktor kulakcağını takar. Kalbini dinler, sırtını dinler, nabzını ölçer, reçetesin yazar eline uzatır. Reçeteyi alıp giderken Doktor “Amca ücretimi ödemediniz.” der.“Ne ücreti oğlum sen bana ne yaptın ki.Koluma bir şey takıp kolumu şişirdin. Sağımı solumu yumrukladın.Sırtıma vurdun bunun için mi sana para vereceğim.” der ve çıkar gider.
            ----------------------------------------
            ENGİZEK’TE BİR KEÇELİ:
            Cerit’tli bir esnaf. Buğday, arpa, nohut satar. Bir gün dükkâna keçeli bir müşteri gelir. Param yok bana iki ton buğday ver borca yaz der. Keçeliye “adın ne demez?” adam. “Engizek’liyim” der.Keçeli buğdayı alır merkeplerine yükler gider. Esnaf adamın ismini soy ismini bilme. Deftere Engizek’ten bir keçeli yazar. Alacak zamanı geldiğinde keçeli getirip borcunu vermez. Cuma günü sokaklarda keçeli arar. Gördüğü keçeliye bana borcunuz vardı borcunuzu verin der.Kimse borcu üstlenmez. Keçeli’nin ismi yıllarca defterinde kalır. Bir gün defteri önüne alır, borç listesinden Engizek’te bir keçeli ismini bulur. “Meram Engizek’te böyle bir keçeli yokmuş, defterimde ne işin var.” deyip öfkeyle keçelinin üzerini kalınca çizikle çizer.
           --------------------------------------
           EŞŞEKLİK YAPIYORUM:
           Bir amcamız ilkbaharda yaz evine göçer. Sözüm ona bir de merkebi varmış. Evinin bir kenarına merkebine yatacak bir yer yaparken akrabalarından bir bayan gelir “Ede eline sağlık ne yapıyorsun?” deyince  “Ne yapayım bacı eşeklik yapıyorum.” der. Kadın “Hele bir daha de.” deyince “Eşeklik yapıyorum eşeklik.” Der. Ede “Sen iyi bir insansın. Eşeklik sana yakışır mı?” der. “Bacı sen yanlış anladın. Üşümesin diye eşeğe yer yapıyorum yer.” der. Ha öyle de sene der.
       ---------------------------------------
       EKMEK TAŞIN ALTINDA:
       Mehmet Aygörmez lakabına Daşo derler. Bu mukallit insan her gün dağda davar otlatırmış. Sözüm ona evinde bir de köpeği varmış. Köpek davara gitmezmiş. Bir gün köpeği zorla davara götürür. Vakit öğle zamanıdır. Daşo amcamız acıkır. Bir meşe gölgesinin altında azığını yer.Köpek karşısına geçip oturmuş ekmek bekler. Daşo amca bir parça ekmek alır köpeğin önüne atar, üzerine irice bir taş koyar.
          Köpek tırnaklarıyla ekmeği taşın altından çıkartmaya çalışır. Daşo “(…diğim) bak işte ekmek bir taşın altında çıkartta ye sene.” der. Kaynak Kişi Hıdır Aygörmez.
          ---------------------------------------      
           EZAN OKUYUP KAÇMIŞ:
           Çağlayancerit’li Komik mi komik bir vatandaş. Çarşıdan eve giderken, akşam ezanı okunmak üzereymiş. Acele camiye girer. Ezanı okur, camiden çıkar bir akrabasının evine varır. Akrabası “Az önce ezan okuyan sen değil miydin?” der. “Evet” der. “Neden namazı kılmadın. Senin müezzinlik yapman gerekiyordu.” der. “Akrabam ben ezanı okuyup geldim. Camide bir sürü müezzinlik yapacak insan var.” Onlar yapsın der.           
            -----------------------------------
            FARKINDA DEĞİLMİŞ:
           Adam bir gece odasında uyurken cürüt denen bir böcek durmadan ötüyormuş. Cürütten rahatsız olur bir türlü uyuyamaz. Genelde sol tarafına uyurmuş. Başını kaldırıp sağ yanına dönüp yatar. Cürüt sesini keser. “Adam hanıma hele şükür cürüt sesini kesti der.” Hanım, “Ne Kesmesi ötüyor.” der. “Yastıktan başını kaldırır gerçekten ötüyor. O zaman anlar ki sol kulak ağır işitiyormuş da farkında değilmiş.
        -----------------------------          
         FİRAR ETMİŞLER:
         İnce Osman İle Kör Hasan Hacı askere giderler. Birlikleri Kahramanmaraş piyade alayıdır. Bir ay sonra askerden firar edip köye gelirler. Anneleri ve babaları “Niye geldiniz?” deyince “Sizleri göresimiz geldi. Dayanamadık, geldik.” derler. Babaları “Çabuk gidin birliğinize teslim olun. Yoksa sizi karakola şikâyet ederiz. Elinizi kolunuzu bağlayıp götürürler.” deyince korkarlar. İki gün sonra birliklerine teslim olurlar.
        Komutanları “Neredeydiniz?” diye sorar. “Komutanım! Ailemize gittik.” derler. Temmuz ayının sıcak günleridir. Komutan bunları Alayda bir elektrik direğine sırt sırta bağlar. 8 saat direkte bağlı kalırlar. Fakat ikisi de kan tere batmış acıkmışlar. Komutan yanlarına gelir. Hacı ile Osman terlemişler, suları akıyordu. Komutan “Ne güzel sırt sırta vermişsiniz. Size kimsenin gücü yetmez artık.” der. “Komutanım! Estağfur tövbe olsun bir daha firar etmeyiz. Bizi bırak.” derler. Komutan “Peki! Bir daha giderseniz sizi şu gördüğünüz karıncalı ağaca bağlarım. Ne haliniz varsa görürsünüz.” der.
       -------------------------------- 
       GİDERKEN DİNLERİM:
       Komşu köylerden bir vatandaş radyosun tamir için cerit’e tamirciye getirir. Radyoyu tamir ettirir, radyo tamir edilirken güzel
          Bir türkü söylemeye başlar. Vatandaş “Usta kapat kapat giderken dinlerim.” der. usta “O türkü şimdi biter radyoda kalmaz.” der. Tamir parasını öder yola çıkar. Yolda radyoyu açar. Radyo başka şeyler çalar. Kendi kendine “Usta yaptığını beğendin mi?” der. “Radyoyu acele kapatmadı türkü bitmiş.” der. Aradan zaman geçer. Usta adam ile karşılaşır. “Ustam o gün radyonun söylediği türküyü dinleyemedim.” der. Usta “Ben sana söylemiştim. Radyo programları geçicidir fakat bana inanmadınız” der.
            -----------------------------------
            GOÇO’YU DÖVERLER:
            Köyde Goço isimli biri Muhtar ve azalar aleyhine laf konuşurmuş. Muhtar bekçilerini gönderir. Adamı alır Getirirler. Muhtar ve azalar dövmek için karar alırlar. Adam gelir önce bir selam verir selamını alırlar. Daha oturmadan, Muhtar sen aleyhimizde laf edermişsin işimize karışırmışsın deyince,
        Goço evet sende dürüst üş kes der. O anda muhtar sopayı çeker Goço’ya bir tane vurur ikinciyi vuramaz. Adam muhtarın elinden sopayı kaptığı gibi üç azayı ve muhtarı kibarca döver. Dışarıda bekleyen bekçiler gürültüyü duyunca odaya girerler.Birer ikişerde bekçilere vurur. Altı kişi bir olup ellerini ayaklarını bağlamaya çalışırlar güç bela bağlayıp öyle döverler. Dişlerini kırarlar.
          O haliyle bir kaçını tekmeler. Adamı bırakırlar yarın olsunda sizinle görüşürüz deyip evine gider. Bir gün sonra Kahramanmaraş’a gider. Bunlarımahkemeye verir. Birkaç gün sonra hepsi bir arabayla mahkemeye giderler. Adam kimseye küsmemiş. Muhtara derki Goço muhtarı hapise attırmış desinler Allah o gün canımı alsın der.Muhtar güler yürü sen işine der. Birkaç mahkeme sonrası hâkim muhtara 40 gün hapis cezası verir. Cezayı az bulan Goço Elini kaldırır konuşabilir miyim deyince hâkim buyur konuş der. Hepsi bir olup beni dövdüler.     
        Dişlerimi kırdılar, muhtara verdiğiniz ceza az oldu deyince, Hâkim, Sende bunları dövmüşsün deyip Muhtarın suçunu paraya çevirir. Hâkim davanız berat der. Hepsi bir dışarı çıkarlar. Adam ya! Muhtar ben niye yanlış yaptım. Keşke dilim bağlansa da demeseydim sen kırk gün yatsaydın yüreğim soğardı der. Muhtar geçti borun pazarı hemşerim der.Kaynak kişi: Ömer Çetinkaya.
        --------------------------------
        GÖZÜME BAK HELE: 
        İki akraba yaylaya aldıkları kengeri getirmeye giderler. Kengeri döverler, harallara basarlar. Katır bendeğe çekilir. İkisi, bir haralın birini yüklerler. Diğer tarafı yüklemek için biri yüke
Dayak durur, Adam haralı tek başına zor da olsa katırın sırtına kaldırır. Diğeri biraz zayıftır yüke dayak duramaz.
        Katır yükü atar. Arkaşı arkadaşına kızar öfkeyle “gözlerime bak hele.” deyince. Diğeri “Bakıyorum bakıyorum öteden beri bozarıp geliyor.” der.
        ----------------------------------
        GÜN GÖSTERMEDİN:
        Geçim sıkıntısı, çocuk sıkıntısı derken karı koca bir gün kavga ederler. Mevsimlerden kış hanım kocasına “Yazıklar olsun sana. Evlendik evleneli Bana gün göstermedin.” der. Kocası “Ayıp oluyor hanım. Şimdi mevsim kış, güneş gözükmez. Yaz gelsin de inşallah sana bol bol güneş gösteririm.” der.
         ------------------------------------------------------
         HAMDİ İLE SALMAN’IN HİKAYESİ (1)
         Hamdi ile Hanifi Salman ikilisi bir birlerini çok severlerdi. Hamdi, Hanifi Salman’a misafir olur. Salman anlatmaya başlar. “Geçen hafta kar yağmıştı, ava gittim. Topal Ali’de Cırık sürüsüne rastladım. İçinde on saçma bulunan tüfeğimi cırıklara doğrultup sıktım. On tane Cırık, iki tane de serçe vurdum.” der. Bunun yalan olduğunu anlayan Hamdi kendi kendine “Dur şuna bir yalan da ben söyleyim” der. Şimdi Hamdi anlatmaya başlar. “Bende geçenler de Engizeğe odun etmeye gittim. Bir kamalak yıktım. Kırk yük odunu çıktı.”  Deyince Salman “Arkadaş bir kamalaktan hiç kırk yük odun çıkar mı?”  der.  Hamdi hemen Salman’a karşılık verir. “Sen on saçmayla on cırık iki de serçe vurursunda, ben bir kamalaktan kırk yük odun etmişim çok mu?” der. Hanifi Salman tekrar söz alarak “Arkadaşım cırığın bir kaçıyla beraber serçeleri önceden vurmuşlar. Orada unutmuşlar gitmişler ben de varıp aldım der.”
           ----------------------------------------------------------
            HAMDİ İLE SALMAN’IN HİKAYESİ (2)
            Hanifi Salman ile Hamdi samimi arkadaşlar bir gün ava giderler. Akşama kadar avlanırlar. Bir tavşan vururlar. Tavşanı alıp yaylada oturan bir eve misafir olurlar. Evin hanımına bacı bir tavşan vurduk içli köfte yap da yiyelim derler.
        Hanım akşama köfteyi yapar. Köfte sofraya gelir Hanifi Salman tuh “Keşke köftenin yanı sıra tarhana da ıslasaydın. Hamdi köfte yemez” deyince kadın; “Daha önce söylesen başka
Yemek hazırlardım.” der. “Yok, yok sen bir tepsi tarhana getir.” der. Tarhana gelir Hamdi utanır. Ne tarhanadan, ne köfteden bir lokma bile yemez, aç yatar. Sabahleyin erkenden kalkarlar, kahvaltılarını yapıp evden çıkarlar evden uzaklaşınca Hamdi Salman’a silahını doğrultur. “Hamdi sana ne ulan benim köfte yemediğim. Ellerini kaldır seni vuracağım.” der. Hanifi Salman yalvarmaya başlar. “Yapma Hamdi ben şaka yapmıştım. Sende gerçek anladın yemedin” der. Salman korkudan titriyor. Hamdi “bir daha böyle gevezelikler yapmayacağına yemin et bakalım”
         Der. Salman yemin üstüne yemin eder böylece işi tatlıya bağlayıp barışırlar.
         -------------------
         HALIM YOK:
         Komşu hastalanır. Diğer komşular ziyaretine gelirler. Hasta komşu soranlara “Halım yok, halım yok.” der. Komşulardan biri bir halı alır, hasta komşusuna götürür. Halıyı gören hasta “Komşu bu ne?” der. “Bilmedin mi halı, halı.” der. Komşu “Niye zahmet ettin” deyip, “Kızım şu halıyı içeri götür.” der. Hasta “Komşu ben halı istememiştim. Hastayım, halım yok demiştim. Yanlış anlamışsın. Zaten halımızda yoktu getirmişsin sağ ol.” der Komşu “Ne yapalım her geldiğimizde halım yok, halım yok deyip duruyordun.” der.
       ----------------------------------------
       İKİ YAŞ BENDEN BÜYÜK:
       Çocuklarını nüfusa düşürmek için Maraş’a gider nüfus müdürlüğüne varır. Memurlardan biri “Buyur amca.” der. Saf ve temiz insan “Çocuklarımı nüfusa yazdıracağım.” der. Memur “Kaç çocuğunuz var?” deyince “Yedi sekiz tane var.” der. Memur tekrar sorar “Çocuklarının sayısını bilmiyorsun, bari isimlerini say.” der. Yaşlı amcamız yine düşünür. Bir kaçının ismini söyler diğerlerini unutur. Memur “en büyük çocuğun kaç yaşında?” der. “Çocuklarımın en büyüğü kızım. O da benden iki yaş büyük.” der. Memur “Amca sen bizimle dalga mı geçiyorsun?” deyince “Doğru söylüyorum. Oğlum inanmıyorsan bizim eve gidek. Kızım mı büyük ben mi büyükmüşüm gözlerinle görün” der.
            ------------------------
            İNANMIYORUM:
            Birkaç kişi akşamüstü bir hocanın evine misafir olurlar. İçlerinde namı değer bir hoca efendi varmış Hocanın yaptıklarını eleştirenler olur. İçlerinden biri hocaya,“Hocam sizin
marifetlerinize inananlar var fakat ben kesinlikle inanmıyorum.” der.  Hoca “İnanmayabilirsin  ben yaptıklarıma inan demiyorum.
         Ben inandıklarımı yaparım.” der. Sohbet devam ederken gece yarısı olur herkes evine gider.Hocaya inanmayan kişi o gece rüyasında hocanın kendisine eziyet ettiğini, görür. Sıkıntı içerisinde uykudan uyanır. Hanımı “Bey ne oluyor. Sen böyle değildin.” der. “Sorma hanım gözlerimi yumdum hoca peşimde bana öyle eziyetler verdi ki anlatamam.” der.Tekrar uyumaya çalışır. Uyuyamaz elbisesini giyer, gece gidip hocanın kapısını çalar. Hoca dışarı çıkar. “Hocam ne olur, Allah aşkına beni rahat bırak uyuyayım. Bana eziyet etme. Sana inandım.” der. Hoca “Ben bir şey yapmadım sen korkmuşsun git oku üfür yat” der. Adam eve gelir yatar, uykuya dalıverir. Adam bir daha değil hocaya inanmamak, hocanın lafının olduğu yerden bile kaçar.
        İKİSİ DE ÇIKSA YERİM:
        Abuzer amca mukallit biri. Esprileriyle herkesi güldürür köy halkı tarafından sayılan sevilen muhterem bir insandır. Abuzer amca domatesi, acı biberi, üzümü çok severmiş. Fakat gözlerinden rahatsızmış. Oğlunun birine bir gün “Beni doktora götür” der. Oğlu babasını alır doktora gider. Oğlu espri olsun diye doktora gizlice “Babama domates, acı biber, üzüm yemeyeceksin de.” der. Doktor muayene ederken “Amca senin gözlerin berbat olmuş. Acı biber, domates, üzüm yemeyeceksin.” deyince. Abuzer amca “Ney ney! Hele bir daha söyle.” der. Doktor aynı kelimeleri tekrarlar. Abuzer amca “Doktor oğlum sen ne diyorsun. Gözümün ikisi de çıksa gene yerim.” der.
          --------------------------------------
          İKİMİZ DE KAZIK YEDİK:
          Çok eski yıllarda Ceritli iki arkadaş Kahramanmaraş’a hamallık yapmaya giderler. Akşama kadar günleri sırtlarıyla yük taşımakla geçer, acıkırlar. Her gün çorba içerken hele bu gün Lokantaya gidelim derler. O tarihlerde lokantalarda en pahalı yemek yüz elli kuruşmuş. Hamallar birer tabak pilav, birer tabak fasulye sulusu Yerler. Sıra gelir hesaba, dört kap yemek altı yüz kuruş eder. Hamallar şaşırır. Bir haftalık kazançları bile o kadar yok. Lokantacıya “cebimizde olanı verelim kalan borcumuzu sonra öderiz.” derler. Lokantacı kabul eder.Ceplerindekini verip dışarı çıkarlar biri diğerine sorar. “Yahu biz ne yedik ki bu kadar
para tuttu?” der. “Diğeri ikişer kap yemek yedik.” der. Diğeri “Yok yok ikimiz de iyi bir kazık yedik keşke gide de çorba içeydik.” der.   
          ----------------------------------------      
          KABAĞI KOYUN SANMIŞ:
          Ceritli bir vatandaş kaçak yoldan, Almanya’ya gitmek ister. Şebeke vatandaşı gece Edirne’nin bir köyünün yakınına getirir. “Yunanistan’a yaklaştık.” deyip gecenin karanlığında ıssız bir yere indirilir. “Şu istikameti takip et.Sabahleyin buluşuruz.” derler.
       Vatandaş gecenin karanlığında bir yer bilmez. Verilen istikameti takip eder. Karanlıkta sessizce koyun sürüsü sanarak bal kabağı tarlasına girer. Bu sırada yağmur yağıyor. Koyunlarda ses yok, adam çobana seslenir kimse yok.Koyun sandığı kabağın birine usulca dokunur. Meğerse girdiği koyun sürüsü değil, bal kabağı tarlasıymış. Dört taraf bembeyaz, her kabak gözüne bir koyun görünür. Tarladan çıkar. Elbisesi ıslanır, yürümeye devam eder. Uzaktan bir ışık görür. “Galiba Yunanistan’ın bir köyüne geldim.” Der. Yunanlılarla iletişim kuramayacağını düşünürken köyde bir cami görür. “Allah Allah demekYunanistan’da da namaz kılanlar varmış.” deyip caminin bekçisi ile karşılaşır. “Bekçi dur sen kimsin nerelisin?” der. adam şaşırır.”Bu adam Türkçe biliyor. Anlaşırız.” deyip “Ceritliyim” der.
         Bekçi adamı camiye koymaz. Bekçiye “Kardeş burası nere?” der. Bekçi “Edirne” der. Cuma şaşırır. “Dolandırıldık desene deyip bir kenarda sabahın olmasını bekler. Sabah olunca şöyle bir etrafa bakar “Vay be!” der. Cebinde parası da yok Vatandaş aç kalır. Oğlunu arayarak dolandırıldım Almanya’ya gidemedim ben Edirne’deyim gel beni götür der.
           ---------------------------
           KALKTA SALMA:
           İki genç zamanı gelir evlenir. Kocası çok kıskançmış hanımını evden dışarı çıkartmazmış anasına babasına bile göndermezmiş. Bu kıskançlık evlilik boyu devam etmiş.Yaşları ilerler. Artık 70 80 yaşlarına gelir. Hanım bir gün beyine “Sen neden bu kadar kıskançsın.Yeter artık Allah’tan Kork.” der.           Kocası “seni çok sevdiğim için kıskanıyorum ne var bunda” der. Hanım kocasına  “Benden evvel ölürsen sana yapacağımı ben biliyorum.” der. Kocası “Ne yapacaksın hanım?” der. Hanım “O benim bileceğim bir şey.” der. Gün gelir Kocası ölür. Kadın Mezarlığa ziyarete gider. Duasını okur ayaklarını yere döver “anamgile gidiyorum kalkta salma sene” der.
         --------------------------------
         KALKTA TOPLATMA:
         Yaşlı bir adamın üzüm bağının etrafında badem ağaçları varmış. İki tane genç çocuk aralarında, ‘’Gidelim falanın bademlerinden Çağla toplayalım.’’ demişler. Bağ sahibi devamlı bademlerini bekliyormuş. Çocuklar varır doğrudan ağaçlara tırmanır çağla toplamaya başlarlar. O arada yaşlı adam gizlice gelir, çocukları ağacın başında yakalar. Onları aşağı indirip iyice döver. Çocuklar ağlayarak evlerine giderler. Yaşlı adamın vadesi yakınmış. Bir hafta sonra ölür.Daha cenazesi kalkmadan çocuklar gider adamın bademlerinden birer poşet çağla toplarlar. ‘’Kalk da toplatma!’’ derler.
        --------------------------
        KIRMIDIN GÖLÜ:
        Öğretmen sınıfta bir öğrencisini tahtaya kaldırır. Öğrenciye “Türkiye’nin en büyük gölü hangisi?” der. Öğrenci hiç tereddüt etmeden “Kırmıdın gölü öğretmenim” der. Sınıftakiler kahkahayla gülerler. Öğrenci “Ne gülüyorsunuz gidin bakın Kırmıdın Gölü ne kadar büyükmüş siz de görün.” der.
        -----------------------------
        KIŞA GETİRSEYDİ:
        Daşo dedenin tükenmez hikâyelerinden biri daha. Mevsimlerden Temmuz. Ekinlerin hasat zamanı, havalar sıcak. Ramazan ayı yaz mevsimine rastlar. Daşo dedemiz çocuklarıyla, tarlaya ekin biçmeye gider. Evden çıkarken cebine yiyecek bir şeyler alır. Buğday biçmeye başlarlar. Çocuklar oruç tutuyor.
          Kendisi oruçlu görünse de haliyle yaşlıdır. Oruç tutamaz, acıkır. “Çocuklar, ben biraz yoruldum. Gidip şu ağacın altında dinleneyim.” der. Cebine aldığı yiyeceklerden yemeye başlar.
Babaları gecikince çocuklardan biri; “Babam gelmedi. Acaba uyudu mu şuna bir bakıyım.” deyip babasının yanına gider.Çocuk, babasının yanına varır “baba sen orucu yiyorsun”
Deyince baba hemen cevabı yapıştırır:
          “Oğlum bunu bana söyleyeceğine Cerit’e git de İsmail Efendi’ye söyle Temmuz’un sıcağında oruç tutulmaz. Kendisine oruç gerekse orucu kışa getireydi?” der. Kaynak Kişi: Cuma Aygörmez.
       ----------------------------
       KITLAMA İÇERİM:
       Muhterem Tatar Hoca bir eve misafir olur. Yemeğini yer. Çay içmeyecekmiyiz der. Çay demlenir sofraya gelir. Hoca bir bardak çaya iki şeker atar, karıştırır bir yudum alır. Peşinden iki şeker daha atar. Yine karıştırır bir yudum daha alır. İki şeker daha derken üç şeker daha atar.
        Ev sahibi “Hocam sen nasıl çay içiyorsun? bir bardak çaya dokuz şeker attın. Ciğerini yakmıyor mu?” dediğinde hoca, “oğlum ben çayı kıtlama içerim kıtlama.” der. “Benim ciğerim yanmıyor amma şekerler gittikçe senin yüreğin yanıyor” der.
       ----------------------------------------------
       KİBAR İLE GICONUN HİKAYESİ:
       Ceritli kibar Hasan ile Gıco bir eve misafir olurlar. Evin bebeği durmadan ağlıyormuş. Gıco evin hanımına “Şu çocuğunu sustur. Yoksa ben de ağlarım.” der. Hanım “Bebeği Susturamadım. Bir de sen başıma bela olma.” der. Bu söz üzerine Gıco ağlamaya başlar.
         Çocuk sesini keser, Gıco’yu dinler. Kibar Hasan, “Gıco’ya sana ne oldu sus.” dese de Gıco ağlamaya devam eder. Kibar “Niye ağlıyorsun altını mı ıslattın?” deyince. Gıco “Pekmez canım istiyor.” der.Ev sahibi hanım bir tepsi pekmez getirir. “Al da zıkkımlan.” der.
       Pekmez gelir bir tepsi de. “Yoğurt istiyorum.” der. Yoğurtta gelir. Gıco pekmezi yoğurdu yer. “Doymadım” deyip bir daha ister. Bir tepsi pekmez, bir tepsi yoğurt daha gelir. Gıco “Ben böyle yemem. Yoğurdu pekmeze katın.” der. Yoğurdu pekmeze katarlar.Gıco bu sefer
        “Pekmezden yoğurdu seçin yoksa yemem.” der. Kibar Hasan “Yoğurt pekmezden seçilmez. Yiyorsan ye yoksa ben yiyeceğim.” der. Gıco “Olmaz seçeceksiniz.” der. Kibar Hasan pekmezi, yoğurdu, alır Gıco’nun başından aşağı döker. “İşte şimdi yoğurdu pekmezden seçtik.” der.
                                 ----------------------------
            KİM OLSA O OKUR:
            Okuma yazması olmayan Ceritli Ahmet amca,
Kahvehanede vakit geçirirken masadaki gazete gözüne ilişir. Gazeteyi alır tersinden bakar. Bunu gören bir Vatandaş “Ahmet amca sen gazeteyi tersinden okuyorsun. Öyle gazete okunmaz.” der.Ahmet amca pişkin bir şekilde “Doğrusuna kim olsa okur. Maksat benim gibi tersinden okusunlar.” der.
         ------------------------------------
         KOMUTANIYIN ADI NE?
         Bir sabah komutan alayda mıntıka temizliği yapan
Askerlerden birini yanına çağırır. Tesadüf mü bilinmez. Komutanın çağırdığı asker Ceritlidir. Cerit’li asker Komutanın karşısına dikilir. Komutan, askere
         “Tümen komutanıyın adı ne?” der. Asker “Bilmiyorum” der. “Sen nasıl askersin? Komutanıyın adını bilmezsin.”der ve askeri azarlar. “Hadi git” der. Asker iki adım atar geri döner. Komutan, “Ne var?” der. Asker “Komutanım bizim köyün muhtarının adı ne?” der.  Komutan, “Ben sizin köyün muhtarının adın ne bileyim.” deyince Meşko, “Komutanım ben sizin tümen komutanınızın adını nerden bileyim?” der.
          ------------------------------
          KÖYE GİDİYORUM:
          Çağlayancerit otuz yıl önce Kahramanmaraş’ın ve Türkiye’nin en büyük köylerinden biriydi. 1986 yılında kasaba, 1987 yılında ilçe oldu amma köy kelimesi bir türlü hafızamızdan silinmedi.Vatandaşımız, bir yerden bir yere giderken başka bir vatandaşla karşılaştığın da “Nerden gelip nereye gidiyorsunuz?” dediğinde “Köyden geliyorum.” veya
          “Köye gidiyorum.” diyor.  Aradan otuz yıl geçmesine rağmen bu kelime hafızamızdan kazınmadı.Ben vatandaşın “Köye gidiyorum veya köyden geliyorum.” cevabını haklı buluyorum. Ne yazık ki yıllardır ilçeyi yönetenler bir türlü köylükten kurtaramadılar.
            -------------------------------------
            KUYRUK SALLAMADIN:
            Engizek’li Cuhla lakaplı kişi komik ve hazır cevaplı bir insandır. Bir Cuma günü Cerit’e gelir. Pınar başında bir arkadaşıyla karşılaşır. Hoşbeşten sonra “Arkadaşım beni tanımadın galiba.” der.Arkadaşı, “Ne demek seni tanımaz mıyım?” deyince Cuhla “Peki, tanıdın da neden bana kuyruk sallamadın?” der. Arkadaşı yazıklar olsun cuhla efendi ben İtmiyim ki sana kuyruk sallayım der ve bir daha konuşmazlar.Kaynak kişi Hasan Kaya.
                                  ------------------------------
            MASADA NE VAR?
            İlk defa bilgisayar alan biri bilgisayarı öğrenmeye çalışır.
Bir gün bilgisayarda bir sorunla karşılaşır. Arkadaşına telefon eder “benim bilgisayarın ekranı karıştı” der.Arkadaşı “masada ne var?” der. “Bir kolonya bir de çiçek var” der. Arkadaşı “Bilgisayar masasında değil bilgisayarın ekranında ne var” der.  “Ha! Öyle desene” deyip ekranda olan birkaç dosya adını söyler ve böylece masanın ne olduğunu da öğrenmiş olur.
            --------------------------------------
            MARAŞ’A GİDERLERDİ:
            Babam senede bir defa alış veriş için yürüyerek Kahramanmaraş a giderdi. Gidip gelmesi iki gün sürerdi. Bize elbiselik için bir top karalı alaca siyah bir bez, birkaç kilo Mercimek pirinç ve şeker getirirdi. Babamın getirdiği karalı alacadan anam ayağımızın ucuna kadar uzun bir fistan dikerdi. 
        Belimize de keçi kılından yapılmış kuşak bağlardı. Atleti bilmezdik. Beyaz bezden birer tane köynek diker fistanın altından Onu giyerdik.Söylemesi ayıp popumuzda külotumuz olmazdı. Şimdi yazlık kışlık elbiseler var. Bizlerin yazlık kışlık diye elbisemiz yoktu. Yazın da kışın da bir tek fistanımız bir tane de şayağımız olurdu. Anam elbiselerimiz kirlendikçe yıkar ateşin kenarında kurutur tekrar sırtımıza giydirirdi.Evlerde su olmadığı için anam elbiselerimizi Keziban Hatun camisinin yanındaki Büyük Pınar’ın yanındaki çevirmeye götürür orada yiykardı. Bizi teşt denen büyük leğende banyomuzu yaptırırdı.Teştten çıktığımızda üzerimize bir bez veya çarşaf örter ateşin başında elbiselerimizin kurumasını beklerdik.
         -----------------------------------
         MERCİMEK YOLDURUR:
         Aksu mahallesinden Muhterem lakabıyla Tatar Hoca, adı Ahmet soyadı Tepebaşı’nın rahmetli dedesi çok âlim bir hoca iİmiş.Tatar Hoca dini derslerini dedesinden almış. Dedesi cinleri emrine alır her dediğini yaptırırmış. Hoca bir dönümlük tarlasına mercimek eker.
          Mercimeğin yolunma zamanı gelir, ırgat bulamaz. Cinlere yoldurmaya karar verir. Cinleri yanına çağırır. “Falan tarlada bir dönüm mercimeğim var. Irgat bulamadım, gidin bu mercimeği yolun.” der. Cinler hocanın sözüne “Tamam!” derler. Hoca “Yalnız dikkat edin. Yetişmemiş göy olan yerleri yolmayın.” der. Cinler hocaya “tamam” deyip yanından ayrılır. Cinler o gece mercimeğin tümünü yolarlar.  Mercimeği tarlanın ortasına harman ederler. Cinlerden birisi hocaya gelerek “Mercimeğinizi yolduk.” Hoca cinlere teşekkür eder. Sabahleyin mercimek tarlasına gider. Hoca ne görsün tarla birden yolunmuş. Bunu gören hoca kızar. Acele cinleri yanına çağırır.
         “Neden mercimeğin göylerini de yoldunuz. Emeğimi mahvettiniz.” deyince cinler hocaya “Gece yolduğumuz için karanlıkta fark edemedik.” derler. Hocadan özür dilerler. Sevgili okurlar Bu olaya birçoğunuz inanmayabilirsiniz. Fakat bu olay gerçekten Aksu’da yaşanmış bir olaydır. Anlattığım bu muhterem hocamız öyle sıradan bir hoca değildi. 
        ----------------------------------
        MERKEP ELİNİ ISIRMIŞ:
        Köylünün biri merkebinin yularından çekerek bahçeye otlatmaya götürür. Yolda giderken merkep aniden sahibinin elini ısırır. Elin ayası kopma derecesine gelir. Adam bağırır. Merkebe bir tane vurur. Merkep elini bırakır, eli kanar. Koşarak sağlık ocağına gider “Eşek elimi ısırdı.” der. Sağlıkçılar yarayı pansuman edip.
       Adama tatanoz aşısı yaparak. Sağlıkçılar eve gelirler. Merkep evin önünde bağlıdır.Merkebi muayene ederler. Kuduz olmadığı ortaya çıkar. “Sen yinede bir hafta bize gelip merkebin durumu hakkında ilgili bilgi vereceksin.” derler. Adam “Tamam!” der. Sağlıkçılar gider, merkebe sopayı çeker.
       “Sağlıkçılardan adamların mı vardı.” deyip merkebi iyi bir döver. Merkebe döner “Ben seni aç koymadım, susuz bırakmadım. Bu elimi niye ısırdın.” der. Merkebi ikinci kez döver. Birkaç gün merkebe ne yem nede su verir. Merkebe derki adamların geldiklerinde beni şikâyet edersen seni defalarca döver seni öldürürüm der.
        -------------------------------
        MESES KESİYORUM:
        Bir çiftçi tarlasında çift sürerken mesesi kırılır. Çiftçinin kulakları duymazmış. Meses kesmek için tarlanın kenarında bulunan iğdeden meseslik keserken. Oradan geçen bir yolcu çiftçiye selam verir. Çiftçi, yolcuya “Meses kesiyorum meses.” der. Yolcu tekrar dönüşünde çiftçiye kolay gelsin der. Çiftçi “Kısa olursa bir daha keserim der. Yolcu çiftçinin iyi duymadığını anlar.
         “Hadi bana eyvallah. Kolay gelsin” der. Meses: çift sürerken öküzlere vurmaya yarayan çiftçinin sopasıdır.
        ------------------------------------------
        MİSAFİR BULDUĞUN YER:
        Kara Ömer hanımına “Cano ile şurada kırk yıllık komşuyuz. Bir gün bizi davet etmedi. Bari biz kendilerini davet edelim.” der. Cano’ya çocuk gönderirler. Çocuk “Cano emmi akşam bize davetlisiniz.” der. Komşu daveti kabul eder. Kara Ömer hanımına “Misafire ne yemeğihazırlayacaksın?” deyince Hanım ‘Tarhana ıslarım yesinler.” der. Komşu akşam hanımıyla beraber gelirler. Hoşbeşten sonra sofraya ıslanmış tarhana getirilir.
        Cano hanımına, hanım Cano’ya bakar. Birer lokma alıp çekilirler. “Yiyin komşu yiyin.” deyince “Cano tarhana bizim evde de var. Komşumuz kırk yılda bir bizi davet ettiğine göre bir tavuk kesmiştir.” Dedik der. Kara Ömer “Komşu kırk yılda bir defa siz de bizi davet edeydiniz de bir bardak su vereydiniz?” der. “Bize gelen misafir umduğunu değil, bulduğunu yer.” der.
           ------------------------
           MERAKLIYMIŞ:
           Daşo dedenin bitmez tükenmez yaşadıkları var. Daşo durmadan topal merkep alırmış.Aldığı topal merkepleri eve getirir, hanımı kızar.  “Ne yapacaksın bu topal merkepleri. Kime satacaksın?” der. Daşo “Hiç sorma hanım. İnşallah benim gibi bir meraklısı gelirde hepsini birden satarız. Epey paramız olur.” der.
           ------------------------------
           MUSKA YAZDIRIR:
           Mercen obasında ikamet eden Kır Ali Hacı Yusuf’un kayın validesinin ineği hastalanır. “Hacı yavrum bizim inek hastalandı. Köye gittiğinde Molla hacıya bir muska yazdır” der. Hacı kayınvalideyi kırmaz köye gelir. Molla Hacı’yı arar bulamaz. Hacı bir köşeye oturur cebinden bir parça kâğıt çıkartır kâğıtlara rasgele bişeyler yazar. Muska şeklinde dürer. Eve geldiğinde kayın validesi “Hacı hani muska” der. Hacı muskaları çıkartır tarif eder. “Şunu suya ısla, üç gün suyunu içir” der. “Şunu boynuzuna tak. Şunu da ulu bir ağacın dibine göm” der. Kayın valide hacının dediklerin yapar ineği iyi olur. Kayın valide “borcum ne?” der Hacı Yusuf “muska parayla yazılmazmış Hacı emmi para almadı” der.
            ----------------------------------------
            MEVLİT OKUTTUĞU GİBİ:
            Köyde komik ve yaşlı adam Kara Ömer, namazını her gün Keziban Hatun Camisinde kılarmış. Cemaat ikindi namazın kılar. Kara Ömer ayağa kalkar. Cemaat “Mevlit okutacağım, bize buyurun.” der. Kendisi acele camiden çıkar. Eve gelir. İçeri girer, kapıyı içerden kilitler. Biraz sonra cami cemaati gelir. Bakarlar kapı kilitli. Hiçbir şeyden haberi olmayan hanım, kapıyı açar. “Hanım kapıyı açma beni döverler” der. “Önce beni sakla, kapıyı öyle aç.” der. Hanım Kara Ömer’i saklar. Kapıyı açar, bekleyen misafirlere  “Buyurun ne diyorsunuz?” der. Cemaatten biri “Ömer amca mevlit okutacağın söyledi geldik deyince.” Bu sesi duyan Kara Ömer saklandığı yerden hanımına, “Gelen misafirlere söyle, mevlit okuyacak hoca bulamamış. Başka zaman gelsinler.” der. Hanım kocasının dediklerini cemaat a söyler. Herkes çekilir, evine gider. Hanım “Ömer niye Millet’e yalan söyledin. Ayıp olmadı mı?” der. “Boş ver onları kandırdım. Akıllı olalardı.
                             ---------------------------------------
        ON KURUŞUMU BİLİRİM:
        Bir gün motosikletim ile giderken mahallede bir tavuk tepeledim, tavuk öldü. Sahibi bir amca yanıma geldi.
“Tavuğunuzu tepeledim parasını vereyim” derken  içerden ağlayarak bir kız çocuğu geldi. “Tavuğumu öldürdün. Ben on kuruşumu bilirim.” diye ağlıyordu.
         Çocuğa bir lira verdim almadı. Amcaya beş lira verdim. Kendisi de çocuğa yirmi beş kuruş verdi. Çocuk parayı alınca ağlamaktan vaz geçti. Meğerse on kuruş diye yirmi beş kuruş istermiş.
       -----------------------
       PEŞİN ALIRIZ:
       İki usta Memiş İsmail ve Cuhla Ömer bir vatandaşın evin yapıyorlarmış. Öğleye kadar çalışırlar. Bakıyorlar duvar uçacak. İkisi bir duvara dayanırlar. Ev sahibi gelir. “Niye 
       Çalışmıyorsunuz” der. Ustalar “Biz borca çalışmıyoruz. Yevmiyemizi peşin vereceksin. Yoksa duvarı geri yıkarız.” derler. “Ev sahibi ev bitmeden para verilir mi? evimi bitirin, paranızı alın.” der.Duvar zaten yıkılacak. “Para peşin değilse bizde duvarı yıkıyoruz.” deyip ikisi bir duvarın önünden kaçarlar.
Yaptıkları duvar da kendiliğinden yıkılır.
         ------------------------
         PENCEREYİ AÇ:
         Adamın biri bilgisayar alır. Ama kullanmasını pek bilmez. O zamanlar MSN çok meşhurdur. İlk defa bir arkadaşıyla çetleşiyor. adama; “pencereyi açar mısın?” deyince kalkıp odanın penceresini açar. Aradan az bir zaman  geçer tekrar sorar pencereyi “açtım” der. “Arkadaşım sana kamerayı aç dedim” deyince “kameradan pencere mi olur doğrudan kamerayı aç deseydiniz” der. Ve kamerayı açar. Arkadaşıyla görüntülü olarak görüşür.
           REZİL Mİ OLAYIM:
           Ceritli esnaf Çoban Hacı’ya bir komşusu gelir “Birine borcum var bana on lira ver yarın geri veririm.” deyince Hacı, “Borçlu yarına kadar bekleyemiyor mu? Dur paraya sorayım. Ver derse vereyim.” der Hacı cebinden parayı çıkartır.“Komşu seni istiyor verip de mi rezil olayım, vermeyim öylemi rezil olayım.” der. Sonra komşuya döner; “Paraya sordum verme öyle rezil ol daha iyi dedi.” der. Çoban Hacı Kırıcı (2004) yılında vefat etmiştir. Allah rahmet eylesin. 
           -----------------------------------
            SARIKLI GÖRSEYDİN:
            Aksu mahallesinde ikamet eden merhum Mehmet Aygörmez’in lakabına Daşo derlerdi. Bu insan
        Nasrettin Hoca gibi biriydi. Bir gün Bozlar köyüne çalışmaya giderken yolun kenarında bir gazete parçası bulur. Okuma yazması olmayan Daşo kâğıdı eline alır. Yolun kenarına oturur. Kâğıda bakarken başı sarıklı bir yolcu gelir. “Amca elinizdeki ne?” der. “Oğul şurada bir kâğıt parçası buldum, bakıyorum benimle konuşmuyor der. Yolcu, “Gazete insanlarla konuşmaz” der. Gazeteyi Daşo’dan alır sesli sesli Okumaya başlar. Daşo merak ederek dinler. “Allah Allah benimle neden konuşmaz diye düşünür.” Yolcu oradan ayrılır. Daşo tekrar gazete parçasını eline alır bakar bakar ses yok “Konuş sene (..diğim) şimdi bir başı sarıklı görsen dil verir söylerdin.” der. Daşo emmi (1965) yılında vefat etmiştir. Kendisine Allah’tan rahmet diliyoruz. Kaynak Kişi Hıdır Aygörmez
        ----------------------------
        SAVCIYA ÇÖKER:
        Kerem Salman zamanında üç beş yıl esnaflık yapmıştı. Beş vakit abdestli namazlı muhterem bir kişiliğe sahipti. Sonraları kafayı üşüttü esnafların dükkânlarının camlarını, arabaların camlarını kırardı. Birkaç defa akıl hastanesine gönderildi yine bildiğinden geri kalmadı. 06.06.1997 tarihinde Akdere Mahallesinde elektrik direğine tırmanır,Yüksek gerilim hattına kadar çıkar. Elektrik çarpınca direkten düşerek oracıkta ölür. Kerem Salman öldüğünde Ejder çok sevinmişti. Araları pek iyi gitmezdi. Vatandaşın biri Ejder’e Savcı Bey, Kerem Salman’ı geri diriltecekmiş der. Bu lafı duyan Ejder adliyeye koşar. Savcıların hâkimlerin çıkacağı kapıyı bekler, Aslında Ejder savcıyı hâkimi tanımaz, ilk gelen bir hâkim olur öfkeyle sen Kerem Salman’ı dirilteceksin ha deyip üzerine saldırır hâkim şaşırır. Vatandaş Ejderi Hâkim’den zor ayırır. Hâkim ayağa kalkar Ejder’e tokat atarken. Orada bulunanlar efendim o bir mecnun derler. Ejder’i salondan dışarı çıkarırlar. Olayda böylece biter.Ejder 28.12.2006 Tarihinde Kahramanmaraş’ta vefat eder. Allah her ikisine de ve tüm ölmüşlerimize rahmet eylesin…
          -------------------------------------------
          SARHOŞ İLE DEĞİRMENCİ:
          Eskiden köy kahvelerinde içki içmek serbestti. Adamın biri herkes içiyor bari bende içeyim demiş. Kış geldiğinde Cerit’e üç dört metre kar yağardı. Adam içer, içer iyice sarhoş olur. Kalkar evine doğru yol alır.Yolun kenarında bir değirmen var. Değirmenci hava almak için değirmenden çıkmış. Karşıdan bir sarhoş düşe kalka gelir değirmenciye selam verir değirmencinin üstü başı bembeyaz un içinde sarhoşa “dur hele der.” Sarhoş durur. “Değirmenci bak hele ben kime dönmüşüm deyince” sarhoş sen kafire dönmüşsün sen yahudiye dönmüşsün ve daha bir çok laflar eder. Değirmenci güler sarhoş ayıkır.
         Bire zalim adam sen yönünü bana dönmüşsün bana kelimeler saydırıyorsun deyip değirmenciyi kovalar. Yoluma devam eder. Düşe kalka evin yolunu tutar. Adam nere gittiğini bilmez yoldan dışarı çıkar bir evin süyüğünün altına yürür kafasını süyüge vurur. Oracığa oturur acaba bana kim vurdu diye düşünürken biraz sonra ayıkır ben kafamı kendim süyüge vurmuşum der kalkar yoluna devam eder. Düşe kalka eve gelir. Evin önünde ayağı kayar oraya düşer. Oracıkta yatar uyur uyandığında üzerine yarım metre kar yağmış elbisesi ıslanmış.
Tamamen ayıkır evine çıkar. Elbiseyi değişir yatar iki gün iki gece sonra uyanır ve bir daha da içkiyi ağzına almaz. 
           --------------------
           SEN SİLİKSİN:
           Radyo tamirciliğimin yanı sıra, çalar söylerdim. Yıl 1972 Almanya’dan arkadaşım bana bir teyp getirmişti. Söylediklerimi kasetlere kayıt ediyordum. O gün doldurduğum kaseti teybin içinde unutmuşum. Çocuklardan biri yanlışlıkla kaseti silmiş. Aradan zaman geçti. Kızıma “Geçenlerde bir kaset doldurmuştum. Getir de dinleyelim.” dedim. Teybi getirdi play tuşuna bastım. Bekledim ses yok. “Bu kaseti kim silmiş.” dedim. Kızım “Bizim haberimiz yok.” dedi. “Sizin haberiniz yokta bir başkası mı geldi sildi.” Dediğimde, kız “baba sen siliksin.” dedi. “Kızım hayır!” dedim. Kız yeminle “baba vallahi sen siliksin dedi. “Ben silik değilim.” dediğimde suçlandı. “Öyle demek istemedim. Kaseti sen siliksin dedim” dedi.
          -------------------------
          SEN SOR SENE:
           Rahatsız olan babayı oğlu bir gün doktora götürür. Baba biraz kafadan rahatsızdır. Doktor. Amca “Neyin var, neren ağrıyor?” dediğinde ben ne bileyim203“Doktor değimlisin bil” der.Sen bilmiyorsun da bana mı soruyorsun?”der.
        Doktor muayene eder. Hastaya bazı sorular sorar. Hasta doktorun sorularına hep ters cevaplar verir. Doktor hastaya tekrar döner oğlunu gösterir  “Bu senin oğlun mu?” der. Hasta doktorun gözüne bakarak “Niye sen küskün müsün? Sen sor sene bana soruyorsun?” der.
           ---------------------------------------
           SEN DE Mİ BİLİYORDUN?
           Seksen yaşlarında saf fakat sinirli biri olan amca vardı. Lakabına (Pico) derlerdi. Mahallede çocuklar ona takılırlardı. Çocuklara çok sinirlenen amca tuttuğu çocuğu döverdi. Bir sabah evden çıkar, bahçeye çalışmaya gider. Bahçede çalışır. Eve dönme vakti gelir. Elma ağacına serçe türü bir kuş konar. Başlar viç, viç, Vico diye ötmeye kuşa sinirlenir. Sen nerden biliyorsun diyerek eline bir taş alır kuşa fırlatır.
        Tesadüf müdür bilinmez attığı taş ile kuş yaralanır. Kuşu yakalar eline alır, boynunu sıvar. “Doğru söyle benim (pico) olduğumu sana kim söyledi?” der. Kuş bakar durur. Aynı soruyu tekrar eder. Kuştan yine cevap yok. Kuşa “Benim adım A. dir, bir daha emmi diye çağır.” der. Ve kuşu öldürmeye kıymaz, doğaya bırakıverir.
         ----------------------------
         SÖNDÜREMEMİŞ:
         Babam bakkala gider bir el feneri alır, eve getirir. El fenerini anneme verir “al şunu kaldır” der. Feneri ilk defa gören annem uğraşırken feneri yakar fakat söndüremez. Götürür bulgur Çuvalına sokar. “Hah şimdi söndün.” der. Bir gün sonra babam “el fenerini bana getir” der. Anam çuvaldan feneri alır, Getirir. Fener yanmaz. Fenerin pilleri bitmiş. Babam “bu feneri yeni aldım, pilleri de yeniydi.” deyince anam “Uğraşıyordum, yandı, söndüremedim. Götürüp bulgur çuvalına soktum.” der. Babam anneme kızar “niye bana söylemedin de çuvala soktun” der. (1996) yılında annem (1998) yılında babam vefat etti. İkisine de Allah’tan rahmet diliyorum.
         -----------------------------
         ŞEKERİNİZ VAR MI?
          Toko lakabıyla bilinen mukallit insanın biridir Ali. Doktora gider. Hemşire sorar “Şekeriniz var mı?” der. Toko “Geçen sene bir torba almıştım bitti mi bitmedi mi haberim yok.” der. Toko Ali’nin mukallit biri olduğunu anlayan Doktor, “Hastalığın ne?” der. “Sen doktor değil misin bil” der. Doktor Ali’yi muayene eder. Ali hastalığının ne olduğunu sorunca Doktor; “neren sağlam ki? Sen ölmüşsün haberin yok. Buraya nasıl geldin?” der. Hazır cevaplı Ali “köyün dolmuşuyla.” der. Doktor, “Ali amca bir şeyi unutmuşsun sen de kalpte varmış.” deyince Ali “ben biliyordum da sen bilecek misin diye söylemedim.” der.
         --------------------------
          ŞAŞIYORLARDI:
          Bir gün bir vatandaş Maraş’a gider. Arabadan
İner etrafa şöyle bir bakar. İnsanların kimi aşağı kimi yukarı giderler. Vatandaş alacaklarını alır köye döner kendisi hazır cevaplı bir insandır.Köye geldiğinde komşularından biri sorar “Maraş’ta ne var ne yok” deyince “ne olsun millette bir şaşkınlık.Bir telaş kimi aşağı kimi yukarı gidiyordu göçeceklerdi galiba hazırlık yapıyorlardı” der.
           -----------------------------------------
           TENEKE HASTALIĞI VAR:
            Çağlayancerit’e yabancı bayan, erkek bohçacılar gelir giderler. Bir gün cıncık boncuk satan iki bayan bir eve gelirler.   
          Evin hanımına bir şeyler satmak isterler. Hanım “İhtiyacım yok.” der, bir şey almaz. Hanımın boynunda on iki tane iki buçukluk büyük Cumhuriyet altınlarını görürler.“Bir rahatsızlığınız var mı?” diye sorarlar. Hanım “Biraz rahatsızım.” der. “Sende teneke hastalığı var.” der.“Biz bu hastalığı başınızdan def ederiz.” deyince hanım sevinir. “Evde boş teneke var mı?” derler. Hanım “Var.” der. “O tenekeyi getir.” derler. Hanım gider tenekeyi getirir. “Otur bakalım.” derler. “Önce şu altınları çıkar, bir mendile sar, götür içeri koy gel.” derler. Hanım altınları içeri koyar gelir.Diğer hanım altınların nereye konduğunu takip eder. Öbürü, hanımın başına tenekeyi geçirir.
         Tenekeyi sağından solundan tıngırdatırken diğeri içeri girer. On iki tane büyük Cumhuriyet altınını konulduğu yerden alır. Bir iki daha teneke tıngırdatılır.Altınlar sağlama alındığında teneke kafadan çıkarılır. Hanıma “Bir saat yerinden kıpırdama burada otur derler.” Evden ayrılırlar.Bohçacı bayanlar ileri sokakta bekleyen taksiye binerek uzaklaşırlar. Böylece hanımın on iki tane büyük Cumhuriyet altınları da açıktan çalınmış olur. Lütfen vatandaşlarımız uyanık olsunlar. Bu yöntemlerle çeşitli hırsızlıklar, soygunlar yapılmaktadır.
         ---------------------------
         TELEFON EDER:
          Bir annenin oğlu askere gider. Oğlu eve ne bir mektup ne de telefon eder. Anne oğlundan mektup bekliyor. Annenin iki gözü akar çeşme. “Oğluma bir şey mi oldu? Neden mektup salmıyor?” diye ağlar. Annenin bu feryadını gören damadı santrale gider kayınvalidesine telefon eder. “Anne ben oğlun Ahmet, beni merak etme. Ben rahatım.” deyince anne ağlamaya başlar. Damadı “Şimdi beni de ağlatacaksın.” deyip telefonu kapatır. Bir müddet sonra oğlundan telefon gelir. Anne yine “Oğlum nerelerdesin? Daha önce bizi aramıştın. Ondan sonra aramadın.” Der. Oğlu, “Yok anne ben sizi ilk defa aradım.” der. Anne şaşırır. Birkaç gün sonra damadı eve gelir. “Damadına dün
         Ahmet aradı, konuştuk.Daha önce arayan başkasıymış.” deyince damadı “seni arayan ben idim. Hep ağlıyordun. Senin ağlamana dayanamadım. Ahmet’in adına ben aradım.” der.
            -------------------
            TEF SANMIŞ:
            Gıco ile Kibar Hasan bir gün komşularından birini ziyarete giderler. Oturup sohbet muhabbet derken yemek saati gelir. Evin hanımı bir kaç yumurta pişirir. Bir tepside kavurma ile sofraya getirir. Köyde elektrik yok, ev karanlıktır. Gıco yumurtayı, Kibar kavurmayı yer. Yemekten sonra kalkıp giderler. Yumurtayı yiyen Gıco. “Ben yumurtayı yedim, sende çürük tefi yedin.” deyince
          Kibar Hasan “Vay ahmak vay! Sen öyle san benim yediğim kavurmaydı.” der. Gıco “Yapma ya ben onu tef sanmıştım” der.
            --------------------------
            TUZ ATTIĞI GİBİ:
            Zamanında Oruçpınar’ı köyünde yaşayan mukallit bir insan olan İnce lakaplı biri vardı. Çevre köylerde yapılan düğünlere davet edilir. Bir gün Çağlayancerit’te bir düğüne gelir. Düğünde gereken oyunları oynar.Halk’ı güldürür coşturur. Akşam olduğunda bir tanıdığın evine misafir olur. Evin hanımı pilav pişirmek için ocağa bir tava su koyar. Pilavın tuzunu atar, dışarı çıkar. Biraz sonra gelin gelir. Bir avuç tuz da o atar. Bir birlerin tembih etmiş gibi iki dakika sonra kız gelir bir avuç tuz da o atar.
       Bunları gören İnce “Bugün nasıl olsa aç kaldık.” deyip getirir bir avuç tuz da kendi atar. Hanım gelir, kaynayan suya iki tepsi bulgur koyar. Pilav pişer, ocaktan indirir.Hanım pilavı yağlar, sofraya getirir.Bir lokma alan diğerinin gözüne bakar.İnce pilava hiç uzanmaz. Hanım İnce’ye “Sen niye yemiyorsun?” der. İnce “Benim karnım tok.” der. Anlaşılır ki pilav tuzundan yenmiyor. Hanım “Bu neyin nesi ben pilava bu kadar tuz atmadım.” deyince ince duramaz “bir avuç tuz sen attın, bir avuç gelin attı, bir avuç kızın, bir avuçta ben attım.” der.
          -------------------------
          TIKILATTIRRIM:
           Kışın avaralık günlerinde insanlar kahvehaneye pişti oynamaya giderler. Biz de dört arkadaş pişti oynamak için gittik. İskambil kâğıtlarını karıştıran arkadaşım bana “Kâğıdı kes.” dedi. Ben de muziplik olsun diye kesmedim. Masayı tıklattım. Arkadaşımın bir “şimdi sana tıkılattırrım yavaş.” dedi.
            Yine muziplik olsun diye “ben senin arkadaşınım. Git başkasına tıklattır.” dedim. “Arkadaş ben öyle dememiştim. Doğru sözümü tersine çektin. Senin alacağın olsun” dedi. Bu sözü duyan kahvehane halkı kahkaha atarak güldüler.
         ----------------------------------------------------     
         UĞURLU VE UĞURSUZ BAŞKAN:
         Çağlayancerit 1986 yılında kasaba oldu. İlk belediye başkanlığını (Hasan Kekil) kazandı. O sene durmadan depremler oldu. İkinci dönem Nazım Engizek kazandı. O sene yıl kuraklık gitti. Baba Hasan Kekil fanatiği, oğlu Nazım Engizek fanatiği. Kendi aralarında başkanlar hakkında uğurlu başkan uğursuz başkan eleştirisi yaparlar. Baba “Nazım’ın rızkı dar, başkanlığı kazandı, sene kuraklık gitti.” Oğlu “Baba Hasan Kekil kazandı, köyde depremler oldu. Evimizde yatamıyorduk.” Deyince babası “Oğlum deprem Allah’ın işi.” Oğlu, “Baba Nazım’ın gününde yıl kuraklık gitmişti o kimin işiydi?” der. Baba, ”Sen oraları karıştırma.” der.
         YORULMUŞ:
         Sokakta bir cip harıl harıl çalışırken, yaşlı bir teyze bahçeden ineğine ot getirir. O sokağa geldiğinde park etmiş bir cipe rastlar. Cipin sağına soluna bakar.“Vah vah bu hayvanı yormuşlar. Açlıktan hır hır ediyor.” deyip elindeki otu cipin önüne Koyar. Biraz bekler. Cip otu yemez. “Ye hayvan ye burnundan soluma ye.” der. Orada bulunanlar “Teyze o ot yemez katır değil cip cip!” derler. “Her neyse işte yorulmuş yazık yazık!” der. Saf ve temiz bu teyzenin Hıltlar sülalesinden olduğu söylenir.
          ------------------------------------
         YANNIKLIK İÇİN GELDİM:
         Mahallede kulağı hiç duymayan yaşlı bir teyze varmış. Tanıdığı birinin evine gider. Ev sahibi yaşlı teyzeye “Hoş geldiniz?” der. Teyze “Yannıklık için geldim.” der. Adam galiba duymadı deyip tekrar hoş geldin der. Teyze “iki keçi bir de koyunum var.” Der. Adam teyzeye, “Ben ne diyorum sen ne diyorsun?” deyince “Oğlum yoğurdum ekşiyor yannık için geldim.” der. Adam “Teyzenin işi gücü yannık. Kulağı da hiç duymuyor.” deyip yakın komşusundan bir yannık satın alır, teyzeye verir. Teyze; “Oğlum Allah senden razı olsun.” Der. Ve sevinerek evine gider. Kaynak Kişi Memiş Ahmet.
          -------------------------------------
          YEDİĞİ ÇANAĞA (s.çıyor)
          Daşo dedenin sığırı, davarı, katırı, bir merkebi kapısından eksik olmazmış. Merkebi çok huysuzmuş. Ahırda diğer hayvanları rahatsız edermiş hayvanların yem yediği ahırlara ve kendi yem ahırına (..çarmış). Mevsimlerden kış, bir gün böyle iki gün böyle derken Daşo dede kar yağmasını bekler. O gün çok şiddetli kar yağıyormuş. Ahırdan merkebi dışarı çeker sırtından Semerini alır karın altına sürer. Bunu gören Tola lakaplı oğlu Mehmet “baba eşeğin suçu ne de kışın günü karın altına sürdün
         Yazık değil mi?” deyince “oğlum O nankör yediği çanağa (..çıyor)” der. Oğlu ne kadar ısrar ediyorsa da baba “o üçten dokuza benden boş onu boşadım” der. Bu söz üzerine oğlu merkebi alır kendi evine götürür. Daşo dede merkebi bir daha evine koymaz.
         ---------------------------------
         YOLCU DEĞİL KÜRT:
         Çağlayancerit’ten Kahramanmaraş’a her gün dolmuşlar gider gelir. Bir gün Maraş’tan gelen bir dolmuşu göynük karakolunda askerler durdururlar.Komutan dolmuşta fazla yolcuların olduğunu görür. Şoföre “Arada yolcu gider mi? Bunlar neci?” der. Şoför hazır cevap olarak “Komutanım onlar yolcu değil. Kürt.” der. Komutan “Bu defa sana ceza yazmıyorum.
        Bir daha arabanıza fazla yolcu almayın.” der. Şoför devam eder. Bozlar köyüne geldiğinde durur. Aradaki yolcular iner şoför “Para!” der. Yolcular “Biz yolcu değiliz. Biz kürt’üz.” derler ve böylece şoföre para vermezler.
         ------------------------------------
        YOLDA BİR ŞEY BULMUŞ:
        Bahçeye giderken kadın yolda bir telsiz telefon bulur. Telefon olduğun bilmez, alır bahçeye götürür. Bir kenara bırakır, bahçe işlerini bitirir. Telefonu alır eve gelir. Biraz sonra telefon ötmeye başlar. Kadın panikler. Telefonun üzerini minderlerle kapatır. Telefon yine de çalar. Biraz sonra ses kesilir. Kadın “Oh be kurtuldum.” der. Aradan on dakika geçer, yine çalar. Kadın oğlunun evine gider. “Oğlum bahçeye giderken yolda bir şey buldum. Bahçede seslenmedi. Eve getirdim ötmeye başladı. Üzerine minderleri kapattım yine susmadı.” der. Oğluyla eve gelir. Üzerinden minderleri alır.  “Ana bu bir telefonmuş. Bundan korkulur mu?” deyince “ne bileyim ben” der. Oğlu telefonun sahibini bulur, teslim eder.
         -----------------------------
         YUMURTA YEMEZ:
         Cerit’te bakkal yok. Camız emmi ve oğlu Ahmet alışveriş için Kahramanmaraş’a giderler. Alışverişlerin yapıp eşyaları heybelere koyar, yaya olarak Başdervişli köyüne gelirler, acıkırlar. Camız emminin tanıdığı bir arkadaşının evine varırlar. Evin hanımına “Bacı biz acıktık bize bir yemek ver.” der. Hanım üç beş tane yumurta pişirip sofraya getirir. Oğlu Ahmet muzibin biri “Bacı keşke bu yumurtaları pişirmeseydin. Babam yumurta yemez.” der. Baba utanır yumurtadan bir lokma bile almaz. Ahmet yumurtayı yer. “Babam tarhana yer.” der. Kadın bir tepsi tarhana ıslar getirir. Yaşlı baba tarhanadan bir diş alır yiyemez. Çünkü ağzında diş yok. Baba oğul kalkar yola koyulurlar. Baba köyün yakınındaki üzüm bağlarına girer.
         Ahmet kendi kendine  “Babam aç kaldı. Üzüm yemeye bağa girdi.İnşallah bir salkım da bana getirir.” der. Babası üzüm ile karnın doyurur. Eline bir salkım üzüm, bir de sağlamından serpene alır. Oğluna üzümü uzatırken bileğinden yakalar “(..diğimim oğlu) Benim yumurta yemediğim sana mı kaldı da beni aç bıraktın?” deyip elindeki serpeneyi Ahmet’in üzerinde kırar.
           -------------------------------------
           YÜZÜNE KONUŞURUM:
           Birkaç kişi akşam komşuya giderler. İçlerinden biri o kadar safmış ki televizyon haberlerini izlerken o günün başbakanı Ulus’a Sesleniş konuşması yapıyormuş. Başbakan sözü bitirir. Adam öfkelenerek başbakana  “Sen sus boşuna konuşuyorsun.
          Seni görmedik mi? Hep yalan söylüyorsun deyip ardından da kusura bakma  “Ben adamın yüzüne konuşurum.” demiş. Arkadaşları gülmüşler. “Başbakan senin dediklerini duydu mu? Yüzüne konuşacaksan Ankara’ya git, orda konuş.” demişler. Adam “Allah Allah şimdi başbakan Dediklerimi duymadı mı?” demiş. Arkadaşları “Duymadı.” deyince “Desene bütün öfkem boşa gitti. Tüh be!” demiş.
         ------------------------------
         ZATEN ÖLECEĞİM:
         Sahipsiz ve kimsesiz Ahmet amcamız babasından kalma, kapısı kırık, penceresi naylon, duvarların sıvası dökülmüş, üzerinden birkaç mertek kırık, ahşap yapılı evde yaz kış yaşıyordu. Dünya malından hiçbir şeyi olmayan Ahmet amcanın 
bir davulu bir de zurnası vardı.Düğünlerde zurna çalar. Ramazan ayında davul çalarak köy halkını sahura uyandırırdı. Bu insan akşamüstü bir arkadaşına “yoldaş bana bir ekmek al” der. Arkadaşı ekmeği alır. “Kuru ekmeği nasıl yiyeceksin içine bir şeyler alayım.” der.“Zaten öleceğim kuru kuru yerim der. Arkadaşı “Ahmet amca o nasıl söz ölmek o kadar kolay mı?” der.  “Kolay yoldaş kolay” der. Eve varır, aldığı ekmeği koynuna koyar. Yemeden yatar. Yatış o yatış ekmek koynunda o gece Hakkın rahmetine kavuşur. Allah rahmet eylesin.

Hiç yorum yok: