KAYBETTİKLERİMİZ
KAYBETTİKLERİMİZ
Yanık Osman Mehmet Uyan Hüsne Önaran Süleyman Danışman Mustafa Tekin Şerif Karabıyık Kıdılı Mehmet Mustafa Yiğit Zeynep Kekil (Besi) Eşefatma Resim Fatık Kuzu Fatih Güngör (şehit) Cafar Ali Vırıt (helete) Meryem İğde Elif Keklicek Süleyman Demir Seda Güney Usta Ali Onaran Ahmet Götürmen Elif Çolak Hasan Kekil Ali Temizyürek Fadime Zorkun Ayşe Çakıl Sultan Erdinç Solak İbrahim Sakar Ali Tatlı (Tekere Ali) Vakkas Küpelikılınç Ayşe Vırıt Uğur Kekil Aloca Yusuf Gök Muhammet Çokak Adem Karagöz Mehmet Kayaakay Orhan Sürmen Memiş Tekerlek Veli Çadır Sultan Çetinkaya Mustafa Çağlar Elif İğde Ayşe Yorulmaz Yusuf Kurt Hüsne Kurt Fadime Mısır Mehmet ENGİZEK Şerif Bozdere Fatih Bozdere Emine Bozdere Hatice Sakallı Karamemiş Kuş Hasan Nurhak İbrahim Zorgün Kemal Yavuz Veli Onay Durmuş Üstün (berduş) Elif Öztürk Ahmet Çolak Elif İncecik Sema Çalışkan Kuyumcu Yaşar Uyan Ümmühanı Kelleci Tosun Ali Elif Özbek Fakı Ahmet Koraycan Kırıcı Kara Ali Döş Demirci Abdullah Mehmet Göker Derviş Elif Zorkun Hacıyusuf Kekil Ayşe Ibrık Güler İsmail Küçük Mesut Canlı Mahmut Barak Onbaşı İbrahim Filiz Elif Filiz Onbaşı Hasan Hatice Filiz Ayşe Filiz Ibrık Funda Rande Fatma Karasu Hakan Tolga Yiğit Kalander Battal Şerif İğde Eşe Fatma Yaman Zeynep Tekerek

17 Eyl 2014

YAŞANMIŞ GERÇEKLER 07


        Bölüm (7)
          KÖYE GİDİYORUM:
          Çağlayancerit otuz yıl önce Kahramanmaraş’ın ve Türkiye’nin en büyük köylerinden biriydi. 1986 yılında kasaba, 1987 yılında ilçe oldu amma köy kelimesi bir türlü hafızamızdan silinmedi.Vatandaşımız, bir yerden bir yere giderken başka bir vatandaşla karşılaştığın da “Nerden gelip nereye gidiyorsunuz?” dediğinde “Köyden geliyorum.” veya
          “Köye gidiyorum.” diyor.  Aradan otuz yıl geçmesine rağmen bu kelime hafızamızdan kazınmadı.Ben vatandaşın “Köye gidiyorum veya köyden geliyorum.” cevabını haklı buluyorum. Ne yazık ki yıllardır ilçeyi yönetenler bir türlü köylükten kurtaramadılar.
            ---------------------------------
            KUYRUK SALLAMADIN:
            Engizek’li Cuhla lakaplı kişi komik ve hazır cevaplı bir insandır. Bir Cuma günü Cerit’e gelir. Pınar başında bir arkadaşıyla karşılaşır. Hoşbeşten sonra “Arkadaşım beni tanımadın galiba.” der.Arkadaşı, “Ne demek seni tanımaz mıyım?” deyince Cuhla “Peki, tanıdın da neden bana kuyruk sallamadın?” der. Arkadaşı yazıklar olsun cuhla efendi ben İtmiyim ki sana kuyruk sallayım der ve bir daha konuşmazlar.Kaynak kişi Hasan Kaya.
            ----------------------------
            MASADA NE VAR?
            İlk defa bilgisayar alan biri bilgisayarı öğrenmeye çalışır. Bir gün bilgisayarda bir sorunla karşılaşır. Arkadaşına telefon eder “benim bilgisayarın ekranı karıştı” der.Arkadaşı “masada ne var?” der. “Bir kolonya bir de çiçek var” der. Arkadaşı “Bilgisayar masasında değil bilgisayarın ekranında ne var” der.  “Ha! Öyle desene” deyip ekranda olan birkaç dosya adını söyler ve böylece masanın ne olduğunu da öğrenmiş olur.
            ----------------------------------
            MARAŞ’A GİDERLERDİ:
            Babam senede bir defa alış veriş için yürüyerek Kahramanmaraş a giderdi. Gidip gelmesi iki gün sürerdi. Bize elbiselik için bir top karalı alaca siyah bir bez, birkaç kilo Mercimek pirinç ve şeker getirirdi. Babamın getirdiği karalı alacadan anam ayağımızın ucuna kadar uzun bir fistan dikerdi. 
        Belimize de keçi kılından yapılmış kuşak bağlardı. Atleti bilmezdik. Beyaz bezden birer tane köynek diker fistanın altından Onu giyerdik.Söylemesi ayıp popumuzda külotumuz olmazdı. Şimdi yazlık kışlık elbiseler var. Bizlerin yazlık kışlık diye elbisemiz yoktu. Yazın da kışın da bir tek fistanımız bir tane de şayağımız olurdu. Anam elbiselerimiz kirlendikçe yıkar ateşin kenarında kurutur tekrar sırtımıza giydirirdi.Evlerde su olmadığı için anam elbiselerimizi Keziban Hatun camisinin yanındaki Büyük Pınar’ın yanındaki çevirmeye götürür orada yiykardı. Bizi teşt denen büyük leğende banyomuzu yaptırırdı.Teştten çıktığımızda üzerimize bir bez veya çarşaf örter ateşin başında elbiselerimizin kurumasını beklerdik.
         -----------------------------------
         MERCİMEK YOLDURUR:
         Aksu mahallesinden Muhterem lakabıyla Tatar Hoca, adı Ahmet soyadı Tepebaşı’nın rahmetli dedesi çok âlim bir hoca iİmiş.Tatar Hoca dini derslerini dedesinden almış. Dedesi cinleri emrine alır her dediğini yaptırırmış. Hoca bir dönümlük tarlasına mercimek eker.
          Mercimeğin yolunma zamanı gelir, ırgat bulamaz. Cinlere yoldurmaya karar verir. Cinleri yanına çağırır. “Falan tarlada bir dönüm mercimeğim var. Irgat bulamadım, gidin bu mercimeği yolun.” der. Cinler hocanın sözüne “Tamam!” derler. Hoca “Yalnız dikkat edin. Yetişmemiş göy olan yerleri yolmayın.” der. Cinler hocaya “tamam” deyip yanından ayrılır. Cinler o gece mercimeğin tümünü yolarlar.  Mercimeği tarlanın ortasına harman ederler. Cinlerden birisi hocaya gelerek “Mercimeğinizi yolduk.” Hoca cinlere teşekkür eder. Sabahleyin mercimek tarlasına gider. Hoca ne görsün tarla birden yolunmuş. Bunu gören hoca kızar. Acele cinleri yanına çağırır.
         “Neden mercimeğin göylerini de yoldunuz. Emeğimi mahvettiniz.” deyince cinler hocaya “Gece yolduğumuz için karanlıkta fark edemedik.” derler. Hocadan özür dilerler. Sevgili okurlar Bu olaya birçoğunuz inanmayabilirsiniz. Fakat bu olay gerçekten Aksu’da yaşanmış bir olaydır. Anlattığım bu muhterem hocamız öyle sıradan bir hoca değildi. 
        ----------------------------------
        MERKEP ELİNİ ISIRMIŞ:
        Köylünün biri merkebinin yularından çekerek bahçeye otlatmaya götürür. Yolda giderken merkep aniden sahibinin elini ısırır. Elin ayası kopma derecesine gelir. Adam bağırır. Merkebe bir tane vurur. Merkep elini bırakır, eli kanar. Koşarak sağlık ocağına gider “Eşek elimi ısırdı.” der. Sağlıkçılar yarayı pansuman edip.
       Adama tatanoz aşısı yaparak. Sağlıkçılar eve gelirler. Merkep evin önünde bağlıdır.Merkebi muayene ederler. Kuduz olmadığı ortaya çıkar. “Sen yinede bir hafta bize gelip merkebin durumu hakkında ilgili bilgi vereceksin.” derler. Adam “Tamam!” der. Sağlıkçılar gider, merkebe sopayı çeker.
       “Sağlıkçılardan adamların mı vardı.” deyip merkebi iyi bir döver. Merkebe döner “Ben seni aç koymadım, susuz bırakmadım. Bu elimi niye ısırdın.” der. Merkebi ikinci kez döver. Birkaç gün merkebe ne yem nede su verir. Merkebe derki adamların geldiklerinde beni şikâyet edersen seni defalarca döver seni öldürürüm der.
        -------------------------------
        MESES KESİYORUM:
        Bir çiftçi tarlasında çift sürerken mesesi kırılır. Çiftçinin kulakları duymazmış. Meses kesmek için tarlanın kenarında bulunan iğdeden meseslik keserken. Oradan geçen bir yolcu çiftçiye selam verir. Çiftçi, yolcuya “Meses kesiyorum meses.” der. Yolcu tekrar dönüşünde çiftçiye kolay gelsin der. Çiftçi “Kısa olursa bir daha keserim der. Yolcu çiftçinin iyi duymadığını anlar.
         “Hadi bana eyvallah. Kolay gelsin” der. Meses: çift sürerken öküzlere vurmaya yarayan çiftçinin sopasıdır.
        --------------------------------------
        MİSAFİR BULDUĞUN YER:
        Kara Ömer hanımına “Cano ile şurada kırk yıllık komşuyuz. Bir gün bizi davet etmedi. Bari biz kendilerini davet edelim.” der. Cano’ya çocuk gönderirler. Çocuk “Cano emmi akşam bize davetlisiniz.” der. Komşu daveti kabul eder. Kara Ömer hanımına “Misafire ne yemeğihazırlayacaksın?” deyince Hanım ‘Tarhana ıslarım yesinler.” der. Komşu akşam hanımıyla beraber gelirler. Hoşbeşten sonra sofraya ıslanmış tarhana getirilir.
        Cano hanımına, hanım Cano’ya bakar. Birer lokma alıp çekilirler. “Yiyin komşu yiyin.” deyince “Cano tarhana bizim evde de var. Komşumuz kırk yılda bir bizi davet ettiğine göre bir tavuk kesmiştir.” Dedik der. Kara Ömer “Komşu kırk yılda bir defa siz de bizi davet edeydiniz de bir bardak su vereydiniz?” der. “Bize gelen misafir umduğunu değil, bulduğunu yer.” der.
--------------------------------
Devamı bölüm 8’de


Hiç yorum yok: