KAYBETTİKLERİMİZ
KAYBETTİKLERİMİZ
Bahaettin Karakoç Cennet Dolgun Emine Demir Yusuf Şahan Sultan Kaya Hatice Çelik Dursun Elmas Yanık Osman Mehmet Uyan Hüsne Önaran Süleyman Danışman Mustafa Tekin Şerif Karabıyık Kıdılı Mehmet Mustafa Yiğit Zeynep Kekil (Besi) Eşefatma Resim Fatık Kuzu Fatih Güngör (şehit) Cafar Ali Vırıt (helete) Meryem İğde Elif Keklicek Süleyman Demir Seda Güney Usta Ali Onaran Ahmet Götürmen Elif Çolak Hasan Kekil Ali Temizyürek Fadime Zorkun Ayşe Çakıl Sultan Erdinç Solak İbrahim Sakar Ali Tatlı (Tekere Ali) Vakkas Küpelikılınç Ayşe Vırıt Uğur Kekil Aloca Yusuf Gök Muhammet Çokak Adem Karagöz Mehmet Kayaakay Orhan Sürmen Memiş Tekerlek Veli Çadır Sultan Çetinkaya Mustafa Çağlar Elif İğde Ayşe Yorulmaz Yusuf Kurt Hüsne Kurt Fadime Mısır Mehmet ENGİZEK Şerif Bozdere Fatih Bozdere Emine Bozdere Hatice Sakallı Karamemiş Kuş Hasan Nurhak İbrahim Zorgün Kemal Yavuz Veli Onay Durmuş Üstün (berduş) Elif Öztürk Ahmet Çolak Elif İncecik Sema Çalışkan Kuyumcu Yaşar Uyan Ümmühanı Kelleci Tosun Ali Elif Özbek Fakı Ahmet Koraycan Kırıcı Kara Ali Döş Demirci Abdullah Mehmet Göker Derviş Elif Zorkun Hacıyusuf Kekil Ayşe Ibrık Güler İsmail Küçük Mesut Canlı Mahmut Barak Onbaşı İbrahim Filiz Elif Filiz Onbaşı Hasan Hatice Filiz Ayşe Filiz Ibrık Funda Rande Fatma Karasu Hakan Tolga Yiğit Kalander Battal Şerif İğde Eşe Fatma Yaman

17 Eyl 2014

YAŞANMIŞ GERÇEKLER 11

        Bölüm (11)
       YEDİĞİ ÇANAĞA (s.çıyor)
       Daşo dedenin sığırı, davarı, katırı, bir merkebi kapısından eksik olmazmış. Merkebi çok huysuzmuş. Ahırda diğer hayvanları rahatsız edermiş hayvanların yem yediği ahırlara ve kendi yem ahırına (..çarmış). Mevsimlerden kış, bir gün böyle iki gün böyle derken Daşo dede kar yağmasını bekler. O gün çok şiddetli kar yağıyormuş. Ahırdan merkebi dışarı çeker sırtından Semerini alır karın altına sürer. Bunu gören Tola lakaplı oğlu Mehmet “baba eşeğin suçu ne de kışın günü karın altına sürdün
         Yazık değil mi?” deyince “oğlum O nankör yediği çanağa (..çıyor)” der. Oğlu ne kadar ısrar ediyorsa da baba “o üçten dokuza benden boş onu boşadım” der. Bu söz üzerine oğlu merkebi alır kendi evine götürür. Daşo dede merkebi bir daha evine koymaz.
         ------------------------------
         YOLCU DEĞİL KÜRT:
         Çağlayancerit’ten Kahramanmaraş’a her gün dolmuşlar gider gelir. Bir gün Maraş’tan gelen bir dolmuşu göynük karakolunda askerler durdururlar.Komutan dolmuşta fazla yolcuların olduğunu görür. Şoföre “Arada yolcu gider mi? Bunlar neci?” der. Şoför hazır cevap olarak “Komutanım onlar yolcu değil. Kürt.” der. Komutan “Bu defa sana ceza yazmıyorum.
        Bir daha arabanıza fazla yolcu almayın.” der. Şoför devam eder. Bozlar köyüne geldiğinde durur. Aradaki yolcular iner şoför “Para!” der. Yolcular “Biz yolcu değiliz. Biz kürt’üz.” derler ve böylece şoföre para vermezler.
         ------------------------------------
        YOLDA BİR ŞEY BULMUŞ:
        Bahçeye giderken kadın yolda bir telsiz telefon bulur. Telefon olduğun bilmez, alır bahçeye götürür. Bir kenara bırakır, bahçe işlerini bitirir. Telefonu alır eve gelir. Biraz sonra telefon ötmeye başlar. Kadın panikler. Telefonun üzerini minderlerle kapatır. Telefon yine de çalar. Biraz sonra ses kesilir. Kadın “Oh be kurtuldum.” der. Aradan on dakika geçer, yine çalar. Kadın oğlunun evine gider. “Oğlum bahçeye giderken yolda bir şey buldum. Bahçede seslenmedi. Eve getirdim ötmeye başladı. Üzerine minderleri kapattım yine susmadı.” der. Oğluyla eve gelir. Üzerinden minderleri alır.  “Ana bu bir telefonmuş. Bundan korkulur mu?” deyince “ne bileyim ben” der. Oğlu telefonun sahibini bulur, teslim eder.
         ---------------------------
         YUMURTA YEMEZ:
         Cerit’te bakkal yok. Camız emmi ve oğlu Ahmet alışveriş için Kahramanmaraş’a giderler. Alışverişlerin yapıp eşyaları heybelere koyar, yaya olarak Başdervişli köyüne gelirler, acıkırlar. Camız emminin tanıdığı bir arkadaşının evine varırlar. Evin hanımına “Bacı biz acıktık bize bir yemek ver.” der. Hanım üç beş tane yumurta pişirip sofraya getirir. Oğlu Ahmet muzibin biri “Bacı keşke bu yumurtaları pişirmeseydin. Babam yumurta yemez.” der. Baba utanır yumurtadan bir lokma bile almaz. Ahmet yumurtayı yer. “Babam tarhana yer.” der. Kadın bir tepsi tarhana ıslar getirir. Yaşlı baba tarhanadan bir diş alır yiyemez. Çünkü ağzında diş yok. Baba oğul kalkar yola koyulurlar. Baba köyün yakınındaki üzüm bağlarına girer.
         Ahmet kendi kendine  “Babam aç kaldı. Üzüm yemeye bağa girdi.İnşallah bir salkım da bana getirir.” der. Babası üzüm ile karnın doyurur. Eline bir salkım üzüm, bir de sağlamından serpene alır. Oğluna üzümü uzatırken bileğinden yakalar “(..diğimim oğlu) Benim yumurta yemediğim sana mı kaldı da beni aç bıraktın?” deyip elindeki serpeneyi Ahmet’in üzerinde kırar.
           ----------------------------------
           YÜZÜNE KONUŞURUM:
           Birkaç kişi akşam komşuya giderler. İçlerinden biri o kadar safmış ki televizyon haberlerini izlerken o günün başbakanı Ulus’a Sesleniş konuşması yapıyormuş. Başbakan sözü bitirir. Adam öfkelenerek başbakana  “Sen sus boşuna konuşuyorsun.
          Seni görmedik mi? Hep yalan söylüyorsun deyip ardından da kusura bakma  “Ben adamın yüzüne konuşurum.” demiş. Arkadaşları gülmüşler. “Başbakan senin dediklerini duydu mu? Yüzüne konuşacaksan Ankara’ya git, orda konuş.” demişler. Adam “Allah Allah şimdi başbakan Dediklerimi duymadı mı?” demiş. Arkadaşları “Duymadı.” deyince “Desene bütün öfkem boşa gitti. Tüh be!” demiş.
         --------------------------
         ZATEN ÖLECEĞİM:
         Sahipsiz ve kimsesiz Ahmet amcamız babasından kalma, kapısı kırık, penceresi naylon, duvarların sıvası dökülmüş, üzerinden birkaç mertek kırık, ahşap yapılı evde yaz kış yaşıyordu. Dünya malından hiçbir şeyi olmayan Ahmet amcanın  bir davulu bir de zurnası vardı.Düğünlerde zurna çalar. Ramazan ayında davul çalarak köy halkını sahura uyandırırdı. Bu insan akşamüstü bir arkadaşına “yoldaş bana bir ekmek al” der. Arkadaşı ekmeği alır. “Kuru ekmeği nasıl yiyeceksin içine bir şeyler alayım.” der.“Zaten öleceğim kuru kuru yerim der. Arkadaşı “Ahmet amca o nasıl söz ölmek o kadar kolay mı?” der.  “Kolay yoldaş kolay” der. Eve varır, aldığı ekmeği koynuna koyar. Yemeden yatar. Yatış o yatış ekmek koynunda o gece Hakkın rahmetine kavuşur. Allah rahmet eylesin.
                       --------------------------------
                               SON:

Hiç yorum yok: