KAYBETTİKLERİMİZ
KAYBETTİKLERİMİZ
Bahaettin Karakoç Cennet Dolgun Emine Demir Yusuf Şahan Sultan Kaya Hatice Çelik Dursun Elmas Yanık Osman Mehmet Uyan Hüsne Önaran Süleyman Danışman Mustafa Tekin Şerif Karabıyık Kıdılı Mehmet Mustafa Yiğit Zeynep Kekil (Besi) Eşefatma Resim Fatık Kuzu Fatih Güngör (şehit) Cafar Ali Vırıt (helete) Meryem İğde Elif Keklicek Süleyman Demir Seda Güney Usta Ali Onaran Ahmet Götürmen Elif Çolak Hasan Kekil Ali Temizyürek Fadime Zorkun Ayşe Çakıl Sultan Erdinç Solak İbrahim Sakar Ali Tatlı (Tekere Ali) Vakkas Küpelikılınç Ayşe Vırıt Uğur Kekil Aloca Yusuf Gök Muhammet Çokak Adem Karagöz Mehmet Kayaakay Orhan Sürmen Memiş Tekerlek Veli Çadır Sultan Çetinkaya Mustafa Çağlar Elif İğde Ayşe Yorulmaz Yusuf Kurt Hüsne Kurt Fadime Mısır Mehmet ENGİZEK Şerif Bozdere Fatih Bozdere Emine Bozdere Hatice Sakallı Karamemiş Kuş Hasan Nurhak İbrahim Zorgün Kemal Yavuz Veli Onay Durmuş Üstün (berduş) Elif Öztürk Ahmet Çolak Elif İncecik Sema Çalışkan Kuyumcu Yaşar Uyan Ümmühanı Kelleci Tosun Ali Elif Özbek Fakı Ahmet Koraycan Kırıcı Kara Ali Döş Demirci Abdullah Mehmet Göker Derviş Elif Zorkun Hacıyusuf Kekil Ayşe Ibrık Güler İsmail Küçük Mesut Canlı Mahmut Barak Onbaşı İbrahim Filiz Elif Filiz Onbaşı Hasan Hatice Filiz Ayşe Filiz Ibrık Funda Rande Fatma Karasu Hakan Tolga Yiğit Kalander Battal Şerif İğde Eşe Fatma Yaman

19 Eki 2010

Ölüm Ve Mezarlık

                                                                                   
                            ÖLÜM VE MEZARLIK:
          Ölüm kimilerine göre yeni bir hayatın başlangıcı, kimilerine göre yaşanan hayatın sonu demektir. Müslüman bir Millet olarak doğup büyüdüğümüze ne kadar inanıyorsak öleceğimize de inanıyoruz. Canım diyerek bağrımıza bastığımız, saçlarını okşadığımız, yüzlerine bakınca huzur bulduğumuz sevgili annemiz, babamız, eşimiz ve evladımız, arkadaşımız veya bir yakınımız öldükten sonra kıymeti belli oluyor.
           Bu dünyanın telaşı sıkıntısı bizleri o kadar meşgul ediyor ki hayat senin istediğin gibi devam etmiyor. İnsanı alıp başka yerlere götürüyor. Aradan aylar yıllar geçince ölenleri unuturuz.
        Mezarlığa girdiğimizde orada yatanlara önce selam verip selam alırız. Fatiha okuyup önce peygamberimiz sa. Aleyhi vesselamın ruhuna ve gelmiş geçmiş iman ehli olanların ruhlarına bağışlayarak.  Onları haberdar etmiş oluruz.
         Mezarlıklarda dolaşmak bazı insanları ürpertir. O mekânın sessizliği en duygusuz insanı bile etkilemektedir. Mezar taşlarına yazılmış öyle güzel ifadeler var ki. Hepsi birer ibret levhasıdır. O yazıları okurken gözümüzün önüne, tanıdığımız yüzlerce simalar gelir. Taşlardaki yazılar, bizlerin ibret alması için yazılmış yazılardır. İnsanoğlu genelde dünyada yaşarken ölümün gerçekliğini pek kabul etmemektedir. Hele de çok genç yaşlarda.
       Mümkün olduğu kadar bile, bile mezarın üzerine basmamak lazım aralarda gezmeli. Orada yatanların canlı olmadıklarını bildiğimiz halde yine de temkinli yürümeliyiz. Her taşın dibine bir can’ın terk edildiğini aklımızdan çıkarmamalıyız. Hiç kimse dünyadaki işlerini tam bitirmiş olarak ölmüyor. Ölen her canlının ne kadar tamamlanacak yarım kalmış işleri vardı. Ama ecel geldiğinde ömür vefa etmeyecek. Planladığımız işlerimizi bitiremeden öleceğimizi düşünelim.
         Nasıl ki işimiz icabı elimizde evraklarımızla bir devlet dairesine gittiğimizde o dairede görevli memurun evraklarda bir eksik bulur mu? Diye temkinli davranıyorsak Ölüme her zaman hazırlıklı olup Şöyle bir düşünelim. Acaba bu konuda dini görevlerimizi yerine getirebiliyor muyuz? Eğer bu yolda görevlerimizi tam yerine getirmiş isek ne mutlu bize…
          Allah’ın verdiği ömür bitecektir. Birlikte yaşadığımız anne, babamızdan, yârimizden, evlatlarımızdan, sevdiklerimizden, ayrılıp gideceğiz. Allah herkese iman nasip eylesin…

         HER CANLI ÖLÜMÜ TADACAK:
         Dünyaya gelen her canlı mutlaka ölümün acısını tadacaktır. İnsanoğlu her şeyden habersiz dünyaya gelir. Anne ve babanın çabalarıyla yaşamaya devam eder. Kimi çocukluğunu doya, doya yaşar kimileride yaşayamaz. Zaman gelir bir genç kız veya genç bir delikanlı olarak hayata adım atarlar. Gün gelir evlenir yurt yuva kurar. Çoluk çocuğa karışır. Çocuklar büyürler bir kuş misali tek, tek yuvadan uçmaya başlarlar.

        Bu defa bir dünya telaşıdır alır başını gider. Çalışır mal mülk servet para sahibi makam sahibi olurlar. Kimileri aç susuz sefil ve rezil yaşar. Yinede yaşadığı o rezilliklere karşı hayatından memnun olur. Hiç ölmeyeceklermiş gibi çalışırlar. Gün olur servetler üçe beşe ona katlanır. Gün olur tüm servet biter.

        Ancak ölümde torpil yoktur. İster ağa, olsun ister paşa. Allah’ın verdiği ömür bitecek. İnsanoğluna verilen nefes sayılıdır. Ölüm sırası geldiğinde insanoğlu ya trafik kazası sonucu ya bir hastalık sonucu ya kalp krizi geçirip mutlaka ölecektir. İnsanoğlu topraktan gelmiş geride toprağa dönecek. Âşık Veysel, “Benim sadık yârim kara topraktır” sözünü boşuna dememiştir. Hepimizin varacağı yer kara topraktır.
 
     CERİT MEZARLIĞI:
       Eskiden yol Cerit mezarlığının içinden geçerdi. Akşam namazından sonra hiçbir kimse korkusundan mezarlığa dönüp bakamazdı. Ancak devlip lakaplı bir deli kadın vardı. Genelde bu deli geceleri mezarlıkta yolun üzerinde bulunan ceviz ağacının kovuğunda yatardı.
      Anlatılanlara göre. Yıllar önce ağabeyli karakolundan köye gelen iki jandarma erinin gece ayak seslerini duyan deli. Homurdanarak ağacın kovuğundan çıkar. Askerler ölülerin hortladığını sanıp bağırarak kaçarlar. Muhtar’ın evine geldiklerinde nefes, nefese titrek bir sesle meseleyi muhtara anlatırlar. Muhtar. Oğlum siz deli misiniz? Ölüler yerinden kalkar mı? O bir delidir. Korkmayın. Demişse de askerleri ikna edememiştir. Askerlerin karakola dönmelerinden bir hafta sonra askerin birinin öldüğü söylenir.
      Olay Merhum Salman ENGİZEK’İN muhtarlığı döneminde yaşanmıştır. Eskiden mezarlık çok bakımsızdı. İçerisinde hayvanlar otlatılırdı. Şimdiki gibi özel yapılmış mezarlar ve mermer taşlarından yazılmış taşlar yoktu. Ancak sayılacak kadar az isim ve tarih yazılı taşlara rastlanırdı. Köy halkının sırtlarıyla getirdikleri tandır taşlarıyla mezarlığı süslemişlerdi. Vatandaş bir yakınının mezarına bir çift taş yaptıramayacak kadar yoksuldu. Yazılı taş yerine mezarın başına ayakucuna tandır veya kuru bir ağaç sırığı dikerlerdi. Mezarlıkta en az yüz elli yıllık beş tane büyük ceviz ağaçları vardı. Çeşitli renklerde güller, susam gibi bitkiler yeşerirdi.
 1971 / 1972 Yıllarında Köy muhtarı merhum
          Ali ONARAN’IN öncülüğünde Hayırsever vatandaşlarında katkılarıyla Küçük  Gazi Hasan YILDIZLI ve Salman YEŞİL’E ait traktörlerle taş getirterek etrafına altmış santim yükseklikte duvar örüldü. Mezarlıktan geçen yol kapatılarak dışarı alındı. Azda olsa mezarlık korunmuş oldu. Eski belediye başkanlarından
Sayın A.Nazım Engizek duvarları yeniledi. Yolun altına gelen bölüme demirli beton döktürdü. Öyle kaldı. 2004 yılında belediye başkanlığını kazanan
         Sayın K.Mehmet YILDIZLI mezarlığın tüm çevresine bir metre yükseklikte demirli beton ve duvar ördürdü. Muhtelif yerlere sular çekildi. Musluklar takıldı. Bir vatandaş görevlendirilerek ağaç fidanları musluklardan sulanmaya başladı. Su yatağı ıslah edilerek yol haline getirildi. Her tarafına yol yapıldı. Parka taşları döşetildi. Tandır taşları azda olsa temizlendi. Gereksiz ağaçlar kestirildi. Yabani otlardan temizlendi. Fakat mezarlığın daimi bir görevlisi yok.
Ayrıca tel örgüyle çevrilmesi gerekiyor. Yoksa tüm çöpler mezarlığa doluyor.
        Ancak vatandaşlar tarafından düzensiz dikilmiş Kamalak, Ardıç ağaçları vardır. Biz yeşilliğe karşı değiliz. Ağaçların düzensiz dikilmesine karşıyız. Zamanla burası büyük bir ormanlık haline gelecek. Vatandaş cenazesini gömecek yer bulamayacak. Yol yakın iken yetkililerin düzensiz dikilmiş ağaçlarla ilgilenmesini bekliyoruz...

       ESRARENGİZ IŞIK:
       1973 Yılında mezarlığa yakın köye uzak 2 katlı ahşap bir ev yaptırdım. Benimle beraber iki komşu daha ev yaptılar. Yakın çevremizde üç evden başka ev yoktu. Yoldan geçen insanlar bu adamlar bu kadar mı korkusuzlar. Mezarlığın yakınına ev yaptılar. Diyenler olmuştur. O yıl eve taşındık. Köyde elektrik yok Ortalık zifiri karanlık on yedi Kasım Cuma gecesi Saat 00.40 sularında dışarı çıktığımda mezarlıkta iki metre kare genişliğinde bembeyaz parlak bir ışık gördüm.
       Acaba birisi el feneri düşürmüş olabilir mi? Dedim. Kendi el fenerimi alarak ışığa doğru yürüdüm. Yaklaştığımda ışık benden uzaklaşmaya başladı. Korkmadım desem yalan olur. Dualar okuyarak ilerledim. Mezarlık çok taşlı olduğu için yürümekte. Zorlanıyordum. Ben vardıkça ışık daha da uzaklaştı. Bir müddet sonra kayboldu. Bulunduğum yerde Etrafıma baktım ilk gördüğüm yerde tekrar gözüktü. Geri döndüm ben ışığa yaklaştıkça uzaklaşıyordu. Eve geldim. Dönüp baktığımda aynı noktada ışıyordu. Şaşırdım. Gördüklerim hayal değil gerçekti. Bir müddet seyrettim.
      Bu işte bir hikmet var dedim. Fatiha okuyup. Odama girip yattım. Fakat sabaha kadar uyuyamadım. Aradan 40 yıl gibi bir zaman geçmesine rağmen. Geceleri her dışarı çıktığımda Mezara bakarım…

SAYGILARIMLA:
        

Hiç yorum yok: