Ey! Sevgili Halkım Ben Ali olarak doğdum Âşıklık mahlasını sizler bana verdiniz. Âşık Ali olarak sizinle doğdum, sizinle yaşadım sizinle büyüdüm, sizinle çalıştım sizinle yoruldum. Sizinle uyudum sizinle uyandım, sizinle ağladım, sizinle güldüm, sizinle üzüldüm, sizinle neşelendim, Sayenizde şair ve yazar oldum. Ben Çağlayancerit’in eli, dili, teli, aşığı Ozan’ı şairi, yazarı ve şairi oldum. Ben aşığım, ben ozanım ben şairim ben yazarım demiyorum. bu isimleri bana siz halkım layık gördünüz. İyi-ki varsınız.
Tahsil Durumum:
1956 yılında 10 yaşımda okula başladım 15 yaşımda okulu bitirdim. Ben ne ortaokul, ne lise, nede üniversite okudum ilkokul mezunuyum. Elimden geldiğince Üniversite okumuşum gibi zihnimde beliren kelimeleri özenle seçerek yazıyorum. Yine de hatasız yazıyorum demiyorum kelime ve nokta virgül imla hatalarım oluyor. Bu konuda siz değerli okuyucularımdan özür diliyorum…
Ben Âşık Ali Ataş:
Rahmetli anamın dediğine göre 11 Temmuz 1946 Tarihinde, yoksul bir ailenin 3. Çocuğu olarak anam Kahramanmaraş’ın Çağlayancerit köyünde ekin tarlasında ekin biçerken beni dünyaya getirmiş. Her nedense nüfusa 08 Şubat 1948 doğumlu olarak kayıtlara geçmiş. Adım Ali, soyadım Ataş. (Âşık) Mahlasımdır. Burcum (Aslan). Okuma yazması olmayan bir ailenin üçüncü evladıyım.
Babam, Pazarcık’ lı olduklarını Cerit’e sonradan geldiklerini söylerdi. Dedemin doğum tarihi bilinmemektedir, 01.07.1862 tarihinde vefat etmiştir. Babam Dabanlı aşiretinden Veli Ataş. Lakabına (Ateş) derlerdi. Anam Fadime. Kızıllı aşiretinden Kara Bekir’in torunudur
Lakabına (Gıro’nun) kızı derlerdi. Babam Çiftçiydi ve de taş duvar yapı ustasıydı aynı zamanda marangozdu. Köyümüzde tanınmış iyi bir duvar ve marangoz ustasıydı. Son yıllarda sanatını bırakıp bir müddet arıcılıkla uğraştı. Çiftçiliğe devam etti…
Biz Orta Halli Bir Aile İdik:
Mezarlık yakınında, odası olmayan, taş duvarlı üzeri mertekli çapkılı toprak örtülü duvarları çamur sıvalı, iki katlı (45) metre kare bir evimiz vardı. Alt katta sığırlarımız yatar, üst katta ana baba çocuklar on baş horanta bir arada yaşadık. Sobamız, yoktu. Evin bir köşesinde ocak vardı. Kış günleri ocakta iri odunlar yakardık. Ateşin başına çevrilir, ısınmaya çalışırdık. Evimizin üç kat yatağı vardı. Beş erkek kardeşin üçü yatağın başucundan
ikisi ayakucundan yatağa girer, bir yatakta beşimiz yatardık. Üç kız kardeş ayrı bir yatakta yatardı. Anne baba bir yatakta yatarlardı. Ne doğru düzgün bir eğitim alabildim nede çocukluğumu rahat yaşayabildim. Yün döşeğimiz yoktu. Çapıt minderlerde çapıt yorganlarda yattık. Tüm evlerde olduğu gibi bizim evimizde de su yoktu. Köyün gelini, kızı Keziban Hatun Camisi’nin önündeki pınardan bakraçlarla evlerine su taşırlardı. Evimiz pınara çok uzaktı. Bizlerde yaz kış bakraçlarla evimize su taşırdık. 1956/1967 yıllarında köye (4/5) metre kar yağardı. Pınara gidemediğimiz günlerde anam ocakta kar eriterek içecek suyumuzu ve sığırlarımızın içecek sularını temin ederdi…
Çocukluğum:
Yoksulluklarla geçen çocukluk yıllarımı azda olsa hatırlıyorum. Ben şimdiki çocuklar kadar şanslı bir çocuk değil idim. Oyuncaklarım olmazdı. Tahtadan, kartondan, tenekeden oyuncaklarımı kendim yapıp oynamak isterdim. Fakat babam oyuncaklarımla oynamama izin vermezdi, oyuncaklarımı kırardı…
Köyde Elektrik Yoktu:
Geceleri gazyağı lambası yakardık gazyağı bulunmayınca çam, çıra, lastik, kırıntıları yakarak (45) metrekare evimizi aydınlatırdık. Özel ayakkabımız yoktu. Komşu çocuklarının eski ayakkabılarını giyerdik. Ya da babamın sığır derisinden yaptığı ham çarığı giyerdik. Çorabın ne olduğunu bilmezdik. Buğday, arpa, nohut, ekmeğini bilmezdik. Somunun adını hiç duymazdık. Kardeşlerimle birlikte gil gil darı ekmeği yiyerek büyüdük…
İlkokul Yıllarım:
Yoksullukların beraberinde getirdiği Perişanlıkla geçen çocukluk yıllarımı azda olsa hatırlıyorum. Köyümüz Türkiye’nin en büyük köylerinden biriydi. Biz orta halli bir aile idik mezarlık yakınlarında odası olmayan Taş duvar çamur sıvalı üzeri çapkılı ve toprak örtülü odasız penceresiz tuvaletsiz banyosuz iki katlı kırk beş metre kare bir evimiz varıdı. Alt katta sığırlarımız yatar üst katta on baş horanta anne baba bir arada yatardık. On yaşıma girmiştim babam beni okula yazdırmak istemiyordu. Okul çağım geçiyordu. Anamdan nüfus kağıdımı aldım
1956 yılında Keziban Hatun Cami'sinin yanındaki Molla Yusuf’a ait taş duvarlı çamur sıvalı, Iki katlı, üzeri çapkılı toprakla örtülü, olan evin bir odasında okula başladım. Ahmet abim bu okuldan mezun olmuş.Bu okul kendisinden önce birkaç dönem mezun vermiş Abimin dediğine göre okulda 22 erkek 3 kız öğrenci olduğunu söylerdi. 2026 günümüzde bu okuldan mezun olmuş 88 yaşında bir amcamız yaşamaktadır.
Okuldan mezun olanlardan sade kendisinin kaldığını söylüyor. Babamın bana defter kalem alacak parası yoktu. Cevizimiz çoktu. Anamdan ceviz alıp bakkala götürüp, bir kara kalem, bir defter, bir de silgi aldım. Bir gün önce derslerimi yazdığım sayfayı siler yarınki derslerimi yazardım. Okul sonuna kadar bir defteri ve kalemi idare ederdim. Kitaplarım yoktu. Arkadaşlarımdan faydalanırdım.
Çok zaman kahvaltısız okula giderdim. Eğer akşam yemeğimizden birkaç lokma kalmışsa sabahleyin onu atıştırıp okula giderdim. Ben gilgil darı ekmeği yiyerek büyüdüm. Okula giderken bir parça odun götürür sobada yakar ısınırdık. 68 kişi erkek öğrenci bir sınıfta ders görürdük. 3 kız öğrenci vardı o tarihlerde kız çocukları okula gönderilmezdi. Okuyup nişanlısına Mektup mu yazacak derlerdi.
Ben ise ne doğru düzgün bir eğitim alabildim nede çocukluğumu rahat yaşayabildim. Amerika o yıllarda köy halkına yuvarlak teneke kutularında süt tozu dağıtırdı. Üzerinde Amerika Birleşik Devletleri tarafından “Türk kardeşlerimize hediyemiz" yazıyordu. Pek süte de benzemiyordu. Daha sonra okullara da verdiler. Evde su bardağı yoktu okula birer tane cay bardağı götürür günde iki bardak süt içerdik.
Köyde elektrik yoktu. Geceleri gazyağı lambası, Kara lastik veya çam ışığı ile evimizi aydınlatırdık. Köyümüzün bir tek pınarı vardı. Evlerde suyun olmadığı gibi okulumuzda da su yoktu. Teneffüse çıktığımızda su içmek için okula yakın evlere koşardık. Evlerde su olmadığı zaman okula 400 metre uzaktaki pınara koşarak gider suyumuzu içer, nefes nefese okula dönerdik. Derse geç kaldığımızda vay başımıza gelenler.
Öğretmenimiz ya yarım saat sınıfın bir köşesinde tek ayaküstü bekletirdi ya da kışın günü döşümüzü açtırıp yirmi dakika karın üzerinde yatırırdı. Ben bunları hep yaşadım. Bu yazıyı neden yazdınız derseniz?
1973 yılından itibaren Dışardan gelen öğretmenleri evimde misafir etmeden okula göndermezdim. Öğretmenlerle aram çok iyiydi. Şimdiki İstiklal Mahallesi merkez ilkokuluna bir öğretmenimizi ziyaret için gitmiştim. Okulun bahçesindeki çeşmelerden şırıl, şırıl su akıyordu öğrencileri su içerke gördüm. Aynı okulda okuduğum için öğrencilik yıllarım aklıma geldi.
Vay be dedim. “Bizim zamanımıza bak şimdiki zamana bak.” dedim ve duygulandım. Görüyorum ki şimdi okullar pırıl, pırıl, öğrencilerin okula odun götürme sıkıntıları yok, Okulda soba yakma sıkıntıları yok, elbise ayakkabı ve kahvaltı sıkıntıları yok. Komşu evlerine veya pınara koşup su içme sıkıntıları yok. Her şeyleri dört dörtlük. Bizler çıra ışığında ders çalışırken şimdi okullarda evlerde her yer de elektrikler ışıl, ışıl yanmaktadır. Okulun lavabolarında musluklardan sular akıyor. El yıkamak için sabun hazır. Ellerin yıkanıp kurulanması için peçeteler havlular hazır.
Bizim günümüzde lavabo diye birşey yoktu. Bırakın lavabolara sabun koymayı zamanında anamız çamaşır yıkamaya sabun bulamazdı. Çamaşırı meşe külü ile yıkardı. Tüm aileler böyleydi. Şimdiki öğrenciler çok şanslılar. Ayrıca şimdiki öğrencilerin okuma hevesi var hele de
1986 yılında Cerit belediye olduktan sonra herkes okumaya yöneldi. En fakir aile de olsa çocuğum okusun bir yerlere gelebilsin diye çabalıyor. Bizim zamanımızda böyle değildi. Çocuk okumak istese aile karşı çıkardı. Aile okutsa çocuk okumazdı. O günkü ailenin tek düşüncesi çocuğu iki keçisi ile bir ineğine çoban olsun yeter. Okuyup da ne olacak derlerdi...
Okulumuzda Su Yoktu:
Başta da anlattığım gibi köyün bir tek pınarı vardı. Tüm evlerde su olmadığı gibi okulumuzda da su yoktu. Teneffüse çıktığımızda su içmek için okula yakın evlere koşardık evlerde su olmadığı zaman okula altı yüz metre uzaktaki pınara yağmurda yağsa, Karda yağsa koşarak gider, su içer, nefes nefese okula dönerdik. Derse geç kaldığımızda öğretmenimiz bizi cezalandırırdı.
Yarım saat sınıfın bir köşesinde tek ayaküstü dineltirdi. Ya da kışın soğuğunda göğsümüzü açtırır yirmi dakika Kar üzerine yüzün koyu yatırır sırtımızı tepelerdi. Kimseye şikâyet edemezdik…
Dini Dersler Aldım:
İlkokulun yanı sıra köyün Fahri İmamı Hasan Basri Tükel hocadan dini dersler aldım. Hocamın sayesinde şimdi namaz kıldığım camilerde müezzinin Olmadığı yerde müezzinlik imamın olmadığı yerde imamlık yapıp namaz kıldırdığım çok olmuştur…
İlham Kaynağım:
Ben bir usta şair ve Âşık yanında yetişmedim kendi kendimi yetiştirdim. 1983/1984 yıllarında şair Abdurrahim Karakoç ile tanıştım. O günlerde Hasan’a Mektuplar” isimli bir şiir kitabı elime geçti, onu okudum. O kitabında sanki Cerit’i ve Cerit’liyi anlatıyordu. Bu şair benim ilham kaynağım oldu. Yazdığım şiirleri köyün gençleri ve yaşlıları arasında ezberleyerek günümüzde okuyan insanlar gayet çoktur…
Şiir Yazmaya Başladım:
Öğrenciliğimde çok güzel resim çizerdim. Ressam olmayı düşünürken 4.Sınıfta iken köyümüzde bir avcı kışın dağda donarak öldü ilk şiirimi ona yazdım. Daha sonra bir amca rüyamda bana bir yudum demli çay içirdi inanın bir hafta kendime gelemedim.
Ondan sonra şiir yazma işi devam etti. Hayal gücüm çok fazlaydı isteseydim hikâye ve romanda yazabilirdim. Ressamda olabilirdim. Ama şiir yazmayı tercih ettim.
Yazdığım şiirlerde genelde Çağlayancerit halkının dertlerini, yaşantılarını dile getirdim. Şiirlerimde yazılarımda kimseyi ötekileştirmedim.
Devamlı birlik beraberlik çağrıları yaptım. Günümüzde de aynı çağrıları yapmaya devam ediyorum. Üzüntümü, sevincimi, öfkemi, kısacası tüm Duygularımı şiirlerimle yazılarımla anlatmaya çalışırım. Gençlikte yazdığım şiirleri 1967 yılında bir Elbistan yolculuğumda kaybettim. 65 yaşımdan sonra daha güzel daha anlamlı şiirler yazmaya başladım…
Keven’in İçinde Uyurdum:
Keven; Dikenli bir bitkidir. Dağlardan topraktan sökülür dikenlerini ateşte üterek hayvanlar için yenilir hale getirilir. O zamanlarda köylü genelde hayvancılıkla uğraşır geçimini malcılıkla sağlardı. Köylü sığırına davarına Keven yedirirdi. Kışın Yumuşak olması için yağmur alacak şekilde süyüklerin altına veya ağaçların başına yığarlardı. Bizim evin önünde bir dut ağacımız vardı. Babam keveni dut ağacına yığardı. Geceleri arkadaşlarımla oyun oynardık. Eve geç geldiğimde babam kapıyı açmazdı. Dut’a çıkar, kevenin orta yerinden kendime yer açar üzerimi kefenlerle örter orada uyurdum.
Mevsimlerden sonbahar babam bir gün sabah namazını kıldıktan sonra Keven almak için dut’ a çıkmış, aşağıya keven atarken üstüm açılmış. Uyku ile uyanıklık arasında bir “Ali” sesi duydum. Gözümü açtım ki babam. “Ne yatıyorsun burada” dedi. Ne yapayım? Kapıyı açmıyorsun, burada yatıyorum, dedim. O gün üzerime yağmur yağmış ıslanmıştım.
Beni aşağı indirdi, eve çıkardı, anama şunun elbisesini değiştir, dedi. Elbise olarak uzun etekli fistanım vardı. Anam şaşırdı. Neredeydin üstünü nerede ısladın, dedi? Kevenin içinde uyuyordum. Üzerime yağmur yağmış dedim. Anam babama kızdı. Sen kapıyı açmazsan çocuk nereye gider? Bu çocuk hastalanırsa sana sorarım dedi. Babam bir daha kapıyı kilitlemedi. Çocukluğumda bunları da yaşadım…
Kitap Ve Gazete, Okumayı Severdim:
Fakat okuyacak ne gazete ne kitap bulabilirdim. O günün Muhtarı Salman Engizek’in sebze bahçesini sulardım. Ağabeyli karakolundan köye gelen askerler Karagöz isimli gazeteler getirirlerdi.
Muhtar okuduğu gazeteleri atmaz, bana verirdi. Gece gündüz o gazeteleri okurdum. Okulda elimden her iş gelirdi. Kırılan sıraları oturakları tamir eder kırılan camları takardım. Öğretmenim ve arkadaşlarım bana usta derlerdi. Öğretmenim Ali Asker beni çok severdi. O zaman okulumuzda su yoktu büyük pınardan karda olsa kışta olsa öğretmenimin evinin suyunu taşırdım.
Odunun kırar evin bir köşesine istif ederdim. 1960 yılında kendisinden ilkokul diplomamı aldım. Baban gönderirse seni okutacağım derdi. Fakat babam göndermedi. Öğretmenim 45 yıl sonra eşi ile beraber Cerit’e ziyaretime geldiler.Eski tanıdıklarını sordular, size ömür hepsi de rahmetli oldu, dedim. Ancak tanıdığınız ailelerden bir tanesi sağ dedim onu da gidip ziyaret ettiler. Öğretmenim 14 Mart 2020 tarihinde vefat etti. Ailesi 23 Ekim 2023 tarihinde vefat etti. İkisine de yüce rabbimizden rahmet tüm ailesine baş sağlığı ve sabırlar diliyorum…
Köyümüze Kitap Satanlar Gelirdi:
1957-1958 yıllarında köye katırlarıyla kitap satan insanlar gelirdi. Köprübaşındaki
Karaveli Ali’ye ait ahşap evin çardağında kitap sergisi açarlardı. Ancak kitapların kapak yazılarını okurdum. Orada bulunan yaşlı bir amca okumaya meraklı olduğumu biliyordu. “Ali bana baba de, Sana istediğin kitapları alırım dedi.” öyle sevindim ki Hiç tereddüt etmeden baba dedim. Bana istediğim dört tane şiir ve hikâye kitapları. Aldı sevincimden uçuyordum koşarak eve geldim.
Babam evde Kur-an okuyormuş “Nerden aldın o kitapları?” dedi. Yalan söyleyemezdim filan amcaya baba dedim, o aldı deyince babam sinirlendi. Sayfasını bile açmadığım kitapları elimden aldı, yırttı, ateşe atıp yaktı. Senin baban iki tanemi deyip beni iyi bir dövdü. Hacı dayımda bazı kitapların olduğunu biliyordum. Ağlayarak dayıma gittim.
Dayımdan emanet birkaç kitap aldım. Dayı beraber gidelim babam şimdi senin Kitapları da yakar dedim. Dayım o nasıl oluyor dedi. Dayım ile birlikte eve geldik. Babam yine kitapları elimde görünce çıldırdı. Bu defa kime baba dedin? Deyince dayım enişte “Kitaplar benim, emanet verdim. Okusun sonra alırım kitaplarımı yakma dedi.” Bir hafta içinde dayımdan aldığım 5 tane şiir ve hikâye kitaplarını gece gündüz demeden okuyup bitirdim…
Saz Çalma Merakım:
Durup dururken beni saz çalma merakı sardı fakat sazım yoktu. Beş kiloluk bir yağ kutusu aldım yağı dereye döküp kutusunu kendime bir saz yaptım. Kısa zamanda teneke sazımla saz çalmayı öğrendim. Daha sonra harçlıklarımı biriktirip kendime bir saz aldım. Nota bilmem ama her türlü makamı rahatlıkla çalabilirim. Köyde düğünlere giderdim sabahlara kadar çalıp söylediğim günler oldu.
Saz çaldığımı duyan köyün Bazı örümcek kafalı insanlar babama saz çalmanın günah olduğunu, öldüğümde cehennemde yanacağımı söylemişler. Babam bu insanların sözlerine inanarak cehennemde yanmamam için saz çalmama izin vermedi. Bir müddet sazı komşularda sakladım. Bir gün komşudan sazımı alıp eve geldim. Saz çalıyordum Aniden babam geldi. Ben sana saz çalma demedim mi deyip sazı elimden aldı, baba cehennemde. Ben yanacağım sen değil sazımı kırma dedimse de dinlemedi sazımı duvara vurup kırdı. Sazımın kırılmasına dayanamadım. Alttaki şiiri yazıp babama not bıraktım.
---===---
Baskıyı artırdın şu benden yana,
Babacığım beni getirdin cana,
Biricik sazımı çok gördün bana,
Duvara vurarak kırdınız babam.
---===---
Sazımın kırılmasına dayanamadım. O gece evimden ve köyümden kaçtım. O tarihlerde köyün yolu ve arabası yoktu. Peşimden gelen olur korkusuyla yola gitmedim Tepeden tepeye giderek, bazı yerlerde kısığın o azgın ve soğuk sularını geçerek
0n altı saat aç susuz, yaya yürüyerek köye Otuz kilometre uzakta olan asfalta vardım. Gece bir yük kamyonuna binerek Kahramanmaraş’a gittim. Kimseyi tanımıyordum. Yatacak yerim de yoktu. Birilerine sordum. Bana bir yer tarif ettiler, gittim. Tarif edilen yer, han imiş. O gece handa yattım sabah kalktığımda hancıya yeni geldiğimi söyledim param yok dedim derdimi anlattım.
Bana bir haftalığına bir kaç kuruş verdi. İlk işim bir ekmek bir domates alıp karnımı doyurdum. Bu handa günlüğü on kuruşa bir yıl kaldım. İşsizdim inşaat işçiliği yaptım: İnşaatlarda çalıştım. Hamallık, ayakkabı boyacılığı, seyyar satıcılık yaptım. Günlük gazete ve dergiler sattım. Bir fotoğraf makinesi alıp fotoğrafçılık yaptım. İlk işim hancıya olan borcumu ödedim. Şiir yazmaya devam ediyordum.
Yazdığım şiirlerimi matbaalarda çoğaltarak çarşıda, pazarda, Mahallelerde satmaya başladım. Biriktirdiğim üç beş kuruş ile kendime bir saz aldım. Şiirlerimi satarken çok zaman sazım yanımda olurdu. Bulunduğum müsait ortamlarda çalar söylerdim. Etrafıma toplanan insanlara irticalen türküler söylerdim. Bu da insanların hoşlarına giderdi...
Bakınız Kiminle Atıştım:
Birçok şair ve âşıklarla karşılaşıp tanıştım. Şairlerle karşılıklı irticalen atışmalar yaptım. 1967 yılıydı Maraş’ta çarşı başında şiir satıyordum. Başı poşulu, sırtı abalı, ayağı şalvarlı ham çarıklı, kıl çoraplı, boynunda bir Kasetçalar iri yarı bir insan gördüm. Yanına sokuldum. Yazın bu sıcağında neden bu kıyafetle gezdiğini kim olduğunu irticalen şiirlerimle sormaya başladım çevredeki insanlar başımıza toplandı.
Kıl çorap kıl şalvar çarık ayakta,
Neden böyle giyersiniz sıcakta?
Birde teybiniz var durur kucakta,
Sorduğum soruya cevap ver emmi.
İrticalen aniden bana cevap vermeye başladı. Ben ona, o bana epey devam ettik. Ve bana söylediği şiirinden bir kıtası şöyle.
Dikkat eyle bak yazdıkça yazdınız,
Çok ileri gidip fazla azdınız
Kıyafetle aklınızı bozdunuz,
Bunları kafana takma yeğenim.
Şiirinin son kıtasında Abdulvahap Kocaman olduğunu öğrendim. Şaşırdım, özür dileyip elini öptüm. Sırtımı sıvazladı. Nereli olduğumu sordu Cerit’ liyim dedim. Önceleri de ismini duyardım. Abdulvahap Kocaman’ı tanımazdım. Böylece tanışmış olduk. Meğerse kendisi de teybe okuduğu şiir kasetlerini satıyormuş.
Atışmalarımızı bir kasete kaydetmiş. Kasette kendi sesi olan ve atışmalarımızı kaydettiği o kasetiyle birlikte bana 2 kasetini hediye etti. Bu büyük şairi asla unutamam.14 Ağustos 2005 tarihinde vefat etti.
Kendisine Allah’tan rahmet ailesine ve tüm sevenlerine sabır ve baş sağlığı diliyorum. Atışmamızın devamını 5.inci şiir kitabım (Düşünüyorum)’un (61)’inci sayfasından okuyabilirsiniz...
Bir Çok İl Ve İlçe Gezdim:
Halkım beni Âşık Ali olarak tanıdı. Sayfanın başında da anlattığım gibi Âşıklık mahlasını bana bu halk verdi. Macerayı ve övünmeyi sevmem. Olduğum gibi görünmeye, göründüğüm gibi olmaya çalışırım.
Velhasıl gurbetin kahrını çok çektim. Anam, şehre gelip gidenlerle evine dönsün diye Ara sıra haberler salıyordu. Annemi kıramazdım. Geçmişte babama olan dargınlıklarımı, Kırgınlıklarımı bir kenara bırakıp köyüme döndüm…
Askere Gittim Asker Arkadaşlarım:
27.11.1968 Yılında askere gittim acemi birliğim Sivas Temel tepe. Tokat ihtisas taburunda ihtisasımı tamamladım. Sivas’ta Yılmaz Güney ile tanıştım. Üniversite okuduğu için askere geç geldiğini söylemişti.1984 yılında Fransa’da vefat etti.
Allah rahmet eylesin. Ailesinin ve sevenlerinin başı sağ olsun. İki ay sonra Tokat’a tayin edildim. Tokat’ ta Muhlis Akarsu ile tanıştım. Akarsu ile subay gazinosunda bir kaç defa sahne aldım. İki ay sonra usta birliğine gitmek üzere kura çektik. Muhlis Akarsu, Erzurum Hasankale’ ye ben Gaziantep topçu taburuna gidecektim. Komutan yerlerimizi değiştirdi. Ben Erzurum Hasankale’ ye, Muhlis Akarsu Gaziantep topçu taburuna gitti. Usta birliğim Erzurum Hasankale oldu.
Erzurum Hasankale’ de iken Köye mektup yazarak sazımı istedim. PTT ile gönderdiler Komutanlarım saz çalmama müsaade ederlerdi.
Cumartesi Pazar günleri alay’ın anons cihazından çalar söylerdim. Daha sonra alayımız olduğu gibi Sarıkamış’a gittik. 24 ay askerlik yaptım. Asker ocağında şiir yazmaya devam ettim. Yazdığım şiirlerim bulunduğum il ve ilçenin mahalli gazetelerinde ve birçok dergilerde yayımlandı. O günkü gazete ve dergileri hala saklarım. Muhlis Akarsu 1993 yılında eşiyle birlikte Sivas Madımak otelinde 37 kişi ile ailesiyle beraber yanarak can verdiler. Muhlis Akarsu ve eşini ayrıca o otelde yanan tüm şair ve ozanlara rahmet diliyorum ailelerinin ve sevenlerinin başı sağ olsun. Erzurum Hasankale’de iken
Köye mektup yazarak sazımı istedim. PTT ile gönderdiler. Komutanlarım saz çalmama müsaade ederlerdi. Cumartesi Pazar günleri alay’ın anons cihazından çalar söylerdim. Daha sonra alayımız olduğu gibi Sarıkamış’a gittik. 24 ay askerlik yaptım. Asker ocağında şiir yazmaya devam ettim. Yazdığım şiirlerim bulunduğum il ve ilçenin mahalli gazetelerinde ve birçok dergilerde yayımlandı. O günkü gazete ve dergileri hala saklarım…
Çay Ocağı Çalıştırdım:
Köyde elektrik yoktu. Bir dinamo, bir su motoru alıp bir Demircinin yanında bir jeneratör yaptım. Televizyonu bir müddet evde seyrettik.Sonra bir iş yeri kiralayarak 1977-1978 yıllarında iki yıl çay ocağı çalıştırdım. Çay ocağını kapattığımda veresiye defterinin sayfasını açmadan sobaya vurup yaktım…
Radyo Tamirciliği yaptım:?
Köyüme döndüğümde işsizdim. Yapacak bir işim yoktu. Birkaç yıl Çukurova tarlalarında çapa vurdum, pamuk topladım. Bazı elektronik kitaplar aldım okuyarak radyo tamirciliğine başladım. Usta yanında çalışmadan elektronik dergi ve kitaplar okuyarak radyo tamirciliğini En kısa zamanda kendi kendime A’ dan Z’ ye öğrendim. Aldığım bir avuç radyo parçalarını bir araya getirerek
Dış kabini dâhil yeni radyolar imal ettim. O tarihlerde ilçede elektrik yoktu. Gazocağında demir ısıtarak radyonun lehim işlerini yaptım.. 1984 Yılında köye elektrik geldi yine Elektronik kitap ve dergiler okuyarak televizyon tamirciliğini de öğrendim…
Radyo Vericisi Yaptım:
Tamirciliğim sırasında bazı şemalardan yararlanarak şemaları geliştirerek 30 kilometreye kadar kısa dalgadan yayın yapabilen radyo vericisi yaptım. O tarihlerde adliye Ceritte idi. Savcı ve hâkimlerin ısrarı üzerine yayına devam ettim. Bu verici ile çalıp söylediğim türkülerimi Cerit halkına ve çevre köylere dinlettim. (2000) Yılında bir müzevirin şikâyeti üzerine mahkemeye verildim. Korsan yayın yaptığım için İki yıl yargılandım. Hem para hem hapis cezası aldım.
Herhangi bir sicilim olmadığı için beş yıl suç işlememek şartıyla davam ertelendi. Tamirciliğin yanı sıra Bir müddet fotoğrafçılık elektrik tesisatçılığı, su tesisatçılığı yaparak geçimimi sağladım. Yaşadığım hayatımı, Üzüntülerimi, sevincimi, pişmanlıklarımı, ibretlik Olayları tüm yönleriyle anlatsam sayfalar yetmez. Birçok insanın hayatı acı tatlı yaşanmış gerçeklerle doludur. Yaşananların bir kısmı anlatılabilecek ve ders alınabilecek türlerden olduğu gibi bazı olaylar ise yaşayanda sır olarak kalır.
Bir yakınıyla dahi paylaşamaz. O insanın kendisiyle birlikte mezara gider. Ben de o insanlardan biriyim. Her insan için yaşanmış üzüntünün, sevincin, başarının ve başarısızlığın hayatın birer parçası olduğunu anlatmaya çalıştım. Hayattan ümit kesilmemesi gerektiğini, insanlar arasında akrabalıkların
Komşulukların, dostlukların, Arkadaşlıkların Bitmemesini daim olmasını isterim. Çektiğim cefa ve sıkıntılara rağmen bugün her şeyimi rahmetli babama borçluyum. Allah rahmet eylesin. Eğer babam sazımı kırmasaydı belki köyümden ayrılıp gurbete gitmezdim. Hayatın zorluklarını, çilelerini yaşamasını bilemezdim.
Belki de şiir dahi yazamazdım. Çocukluğumda babamdan gördüğüm ağır baskılar bugün dahi rüyalarıma girer. “Maalesef babama olan evlatlık borcumu ödeyemediğimi, Geçmişteki hatalarımı ancak kendim de baba olduğumda anladım.” Her çocuk benim gibi o yaşlarda kendi egosunu öne çıkarır. Ama zamanı gelince babanın ve annenin kıymetini değerini anlar amma iş işten geçmiş olur…
Başıma Gelenler:
1966- 67 yıllarında nüfus cüzdanları defter halindeydi. Soyadımın ATAŞ olması bana kaba geliyordu. İz bırakmadan (A) harfin sildim. Yerine (E) harfin yazdım. 22.11.1968 tarihinde Ali ATEŞ olarak askere gittim. Yirmi dört ay askerlik yaptım.
Askerden Gelince nüfus cüzdanımı değiştirdim soyadım yine ataş yazılmış. Müdüre niye böyle dedim burada ataş yazılı aynısını yazmak zorundayız dedi. Askerlik dönüşünden sonrak 37 yıl esnaflık yaptım emekliliğim gelmişti Bağ- Kur benden askerlik şubesinden evrak istedi. Şubeye gittim. Görevli askere nüfus cüzdanımı verdim. “Soyadınız defterde Ateş, Nüfus cüzdanın da
ATAŞ yazılı.” diye asker bana evrakı vermedi. Askere kafa tuttum. Komutan görmüş bizi yanına çağırdı. Meseleyi anlattım. Soyadımı deftere yanlış yazan askerlere kızdı. “Komutanım askerlere kızma ben askere gitmeden önce (A)harfini sildim yerine (E) yi yazmıştım.” Deyince “Peki, bunun suç olduğun bilmedin mi”? Dediğinde “Suç olduğunu bilsem yapmazdım. Yaptığımın suç olduğunu otuz yedi yıl sonra anladım. Komutan “Nüfusa git aile nüfus kayıt örneğini getir. Evrakı verelim.” dedi.
Tekrar Cerit nüfus müdürlüğünden aile kaydımı alıp şubeye vardım. Gereken evrakı alıp Bağ-Kur müdürlüğüne verdim 2004 yılında 300 TL. ile emekli oldum. Değerli okuyucular bu suçu ben bilmeden işledim. Siz yapmayın. Bir başka harf de sizin başınızı ağrıtabilir…
Televizyonlara konuk oldum:
Emekli olduktan sonra 2007 yılında Kahramanmaraş (Aksu) TV’de, Adıyaman (Asu) TV’de birkaç defa canlı yayınlara katıldım. Şiirler okudum sohbetler ettik.
Yıllarca çalıp söyledim özel albümüm yok 30 tane 60'lık ve 90’lık Ses kasetlerim var 1 adet 4 Cıgabayt ses sidi’miz var. 1990 yılında sazımı duvara asıp sazı sözü bıraktım. Böylece
Âşıklık Ozanlıkta bitmiş oldu. Şiir ve makaleler yazmaya devam ediyorum. 2004 yılında bilgisayar ve internet ile tanıştım.Teknolojiden yararlanarak tüm şiirlerimi makalelerimi ses kayıtlarımı, videolarımı, internet ortamına aktardım…
Okuma Hevesi Yok:
Çağlayancerit’in gelmişini geçmişini anlatan genel kültüre dayalı (Ceritname) isimli bir kitap yazdım. 2.Baskısını hazırlıyorum. Başta benim oğlum kızım ve torunlarım hiç birisi kitaplarımın sayfasını açıp bakmazlar. Acaba babamız dedemiz bizim için bir şeyler yazmış mı? Diye hiçbirisi merak edip bakmamışlardır. Öldüğümde belki yarın mezarıma gelip bir Fatiha bile okumazlar. Beni unuturlar siz değerli okuyucularım bari beni unutmayın olur mu?
21. Asrın Depremini Yaşadım:
06 Şubat 2023 tarihinde sabah saat 04.17 de 7,7 şiddetinde büyük bir depremle sarsıldık. İkinci depremide aynı gün saat 13 24 de yaşadık. Depremler asrın felaketi olarak tarihe geçti. Bu depremlerde ne ailem ne akrabalarım Allah’a şükürler olsun bir zarar görmedik. Ancak Cerit’te bir evi yıkıldı bir bayan enkazda kalarak vefat etti. Ve 2 tane apartman yıkıldı. Birçok tanıdık dost ve arkadaşlarım hayatlarını kaybettiler. Onlara yüce rabbimizden rahmet ailelerine sabır yaralananlara acil şifalar diliyorum. Depremler beni ruhen çok etkiledi. Çok duygusallaştım en ufak bir acı beni çok etkilemeye başladı. Bazen aklıma çok kötü şeyler geliyor. İnanın bana böyle bir hal oldu ki en ufak bir çıtırtıda deprem oluyor sanıyorum…
Acı Günlerim Ve Yıllarım:
13.09.1986 Yılında kardeşim Mehmet’i trafik kazasında kaybettim. 25.01.1996 Yılında Anamı kaybettim. 14.01.1998 Yılında Babamı kaybettim. 21.01.2010 Yılında Ablam Fadime’yi kaybettim. 06.07.2003 Yılında kayın validem Ümmü’yü kaybettim. 01.04.2013 Yılında kayın babam Ahmet Altun’u kaybettim.11.07.2014 Yılında bir elim kaza sonucu torunum Erdem'i kaybettim. 15.11.2021 Yılında Ahmet abimin eşi Ayşe'yi kaybettim. 02.11.2021 Yılında Abim Ahmet'i kaybettim…
Köyümde Her Yenilikte Öncüydüm:
1990-2000 yılları arasında bir kamera alarak Düğünlerde bayramlarda kamera çekimleri yaptım. Köyüme Fotoğrafçılığı ilk ben getirdim. Motosikleti ilk ben getirdim. Televizyonu ben getirdim Kamerayı ben getirdim. Jeneratörü ben yaptım. Telesekreterli telefonu ben yaptım. Radyo vericisini ben yaptım. Radyolu plakçaları ben yaptım. Teypli radyoyu ben yaptım.
Ev ile dükkân arasında konuşulan cihazı ben yaptım, Commadore 64 bilgisayarın ilk ben getirdim. İlk sazı tenekeden ben yaptım. 1983’lerde Cemal Çiçek öğretmenimizin teşvikiyle Köye telefonun gelmesinde Ben ve Ali Temizyürek Salman Mısır Ali Temizyürek ve Salman Mısır Rahmetli oldular. Hüseyin Kuş en öndeydik. Radyo televizyon tamirciliğinde en öndeydim. Köyüme gelen her yenilikte imzası olan biriyim. Evinden ve köyünden kaçan ilk genç ben idim…
Web Sayfalarım:
Hasan Üstgül abimizin adıma yaptığı http://www.atasali.com/ sayfası ile Çağlayancerit’i ilk olarak dünyaya tanıttım. Ayrıca sayfamda şiirlerimi vidolarım, makalelerimi günlük haberleri ve ilçemizi adım, Adım tanıtmaya devam ettim. Sayfalarım sayesinde dünya insanları Çağlayancerit’i ve Âşık Ali’yi daha yakından tanıdılar. Halkla iç içe oldum. İnternet ortamında çok şair ve yazar dostlarım olmuştur. Birçok şairlerle atışmalar yaptım. Web sayfamızı 20 yıl kullandım 31 Mart 2023 tarihinde sayfa kapatıldı. Şimdiyse aşağıdaki Sayfalarımla haberleri ve makalelerimi vidolarımı, yayımlamaya devam ediyorum.
http://atasali.blogspot.com.tr/
http://cerithaber.blogspot.com/
https://atasalibelgesel.blogspot.com/
Birçok üniversite okuyan gençlerimiz ve hiç tanımadığım birçok üniversite bitirmiş öğrenciler biyografimden, yazılarımdan, şiirlerimden Fotoğraf lardan faydalanarak tezlerini tamamlamışlardır. Bu da benim için sevindiricidir. 31 Ağustos 2013’te yayımlanan Çağlayancerit’in
Sesi gazetesinde Yedi ay kadar köşe yazarlığı yaptım. Bu gazetede makalelerimin yanı sıra birçok şiirlerimde yayımlandı.1 967-2026 yılları arasında yazdığım tüm şiirlerimi ve yazılarımı kitaplaştırdım. Birçok makalelerimi ve birkaç şiirimi (Ceritname) isimli kitabımda yayımlandı. Ben bu kitapları para kazanmak için yazmadım geriden gelen nesillere Bir eser bırakabildiysem ne mutlu bana. Kitaplarım büyük bir hazine kültürüne sahiptir. Tüm okurlarıma sevgilerimi saygılarımı ve hürmetlerimi sunuyorum. Kitaplarımı okumalarını istiyorum…
Şairin yazdığı Eserler:
01. (Çağlayancerit) eseri 2011 Yılında Çıktı.
02. (Anlatamadım) eseri 2012 Yılında Çıktı.
03. (İnanmadılar) eseri 2014 Yılında Çıktı.
04. (Dinlemediler) eseri 2015 Yılında Çıktı.
05. (Düşünüyorum) eseri 2015 Yılında Çıktı.
06. (Umudu Kestim) eseri 2017 Yılında Çıktı.
07. (Küstüm Ben) eseri 2018 Yılında Çıktı.
08. (Yaranamadım) eseri 2019 Yılında Çıktı.
09. (Kimi Koydun ki) eseri 2021 Yılında Çıktı.
10. (Sitemim Vardır) eseri 2021 Yılında Çıktı.
11. (Vasiyetname) eseri 2023 Yılında Çıktı.
12. (Düşünen mi Var) eseri 2023 Yılında Çıktı,
13. (İstemiyorum) eseri 2024 Yılında Çıktı.
14. (Haberin Olsun) eseri 2025 Yılında Çıktı.
15. (Benden Demesi) eseri Basıma Hazır.
16. (Ceritname’nin) 1.Baskı 2023 Yılında Çıktı.
17. (Ceritname’nin) 2.Baskısı Basıma Hazır.
Âşık Ali ATAŞ
2 yorum:
Saygılar Ali bey.
Elinize sağlık. saygılar
Yorum Gönder