SON DAKİKA HABER     
KAYBETTİKLERİMİZ
KAYBETTİKLERİMİZ
Ali Temizyürek Fadime Zorkun Ayşe Çakıl Sultan Erdinç Solak İbrahim Sakar Ali Tatlı (Tekere Ali) Vakkas Küpelikılınç Ayşe Vırıt Uğur Kekil Aloca Yusuf Gök Muhammet Çokak Adem Karagöz Mehmet Kayaakay Orhan Sürmen Memiş Tekerlek Veli Çadır Sultan Çetinkaya Mustafa Çağlar Elif İğde Ayşe Yorulmaz Yusuf Kurt Hüsne Kurt Fadime Mısır Mehmet ENGİZEK Şerif Bozdere Fatih Bozdere Emine Bozdere Hatice Sakallı Karamemiş Kuş Hasan Nurhak İbrahim Zorgün Kemal Yavuz Veli Onay Durmuş Üstün (berduş) Elif Öztürk Ahmet Çolak Elif İncecik Sema Çalışkan Kuyumcu Yaşar Uyan Ümmühanı Kelleci Tosun Ali Elif Özbek Fakı Ahmet Koraycan Kırıcı Kara Ali Döş Demirci Abdullah Mehmet Göker Derviş Elif Zorkun Hacıyusuf Kekil Ayşe Ibrık Güler İsmail Küçük Mesut Canlı Mahmut Barak Onbaşı İbrahim Filiz Elif Filiz Onbaşı Hasan Hatice Filiz Ayşe Filiz Ibrık Funda Rande Fatma Karasu Hakan Tolga Yiğit Kalander Battal Şerif İğde Eşe Fatma Yaman Zeynep Tekerek Durdu Kuru Yusuf Güler Sinan Aksu Nihal Dere Ahmet Çetinkaya Zeynep Sağlam Koko Süleyman Bozali Eşefatma Demirci Fatma Ayşe Berk Hacı Cuma Çolak Köto Mehmet Kırıcı Vırıt Veli Onaran Azıkçı Süleyman Mehmet Devecioğlu Hatice Dönmez Zeynep Yiğit Mustafa Tekel Elif Damar İbrahim Çolak Şerf Mehmet Unç Ahmet Öksüz (müdür) Ayşe Güneş Elif Çetinkaya Cennet Yaman Ahmet Uzun Ormancı Ali Hilal Berker Babaco Süleyman Memiş Ahmet Kalaycı Mustafa Hatice KARDEŞ Çavış Mehmet EşeFatma Avcı Keçeli Ramazan Hasan Filiz Hatice Filiz Mehmet Kınalı Ayak Hasan Demir Doruk Veli Tekin Yakup Elmas Ahmet Aydemir Cennet Çakıl Fadime Yıldızlı Faruk Tükel Yusuf Engizek Mustafa Engizek Eyyup TEKEL Fatma Kaval Tatar Durmuş Ahmet Karasu Zeynep Ibrık Nurhaklı Mehmet Mehmet Gökburun Ali Kelleci Ayşe İĞDE Kekeç Mustafa Kasap Ahmet Zorkun Reşit DODAK Gazi Veli Yıldızlı Elif ÇAKIL Veli Onaran İbik Mehmet KARAÇAVIŞ Zeynep BADDAL Osman BADDAL

18 Eyl 2014

ÇAĞLAYANCERİT KÖYÜ

  
                     ÇAĞLAYANCERİT KÖYÜ

    Çağlayancerit’i dört avcının kurduğunu söylenir. Köyün kesin kuruluş tarihini bilen olmamakla birlikte köyün kuzeyinde bulunan köye uzaklığı 2 Km olan Pamuklu Bölgesinde kurulduğu söylenmektedir. Cerit zamanında Türkiye’nin ve Kahramanmaraş’ın en büyük köylerinden biridir. Ancak köy olmasına rağmen yolu ve suyu bulunmamaktadır. Büyüklerden öğrendiğime göre 1948 yılında köyde köşkerlik yapan Köşker Ali adında bir esnaf hastalanır. Köyün yolu ve arabası yok. Komşularından üç beş kişi hastayı katıra bindirerek dağdan dağa katır sırtında doktora götürürler. Ancak doktora yetişmeden Haceyip’li (Kahramanmaraş merkezine 51 km uzaklıktadır.) köyünde vefat eder. Yakınları tekrar cenazeyi sırtlarına alıp Cerit’e dönerler. Kabri Çağlayancerit mezarlığındadır.            
   Cerit 1986 Yılında belediye oldu. 1987 Yılında İlçe oldu. Köyün merkezi 1959 da 850 haneydi. Bunu nerden biliyorsun? Derseniz ben o tarihlerde ilkokul 4. sınıfa gidiyordum. Muhtarlık tarafından bana görev verildi. Tüm haneleri tek tek numaralandırdım. Cerit Halk’ı eskiden beri Çukurova’ya çapa ve pamuk işçisi olarak giderlerdi. O tarihlerde Köyün yolu ve arabası yoktu. Herkes yatacak yorganını, bir aylık yiyeceğini Eşeklere (merkeplere) yükleyerek köye 27 Km olan Haydarlı Durağına kadar giderlerdi. Durakta bir hafta trenin gelmesi beklenirdi. Daha sonra kara vagonlara binerek bir gece bir gündüzde Adana’ya varılırdı. Adana’da bir ay çalışıp kamyonlarla Bozlar köyüne gelirlerdi.             
    Adana’dan gelenlerin yakınları Eşeklerini (merkebini), katırını önüne katar bozlara gelir. Bu çilekeş insanlar yine eşyalarını Eşek (merkep) ve katırlara yükleyerek götürebileceği kadar sırtına da yük alarak düşerdi yola. Aksu çayının kenarına doğru yukarı çıkarlardı aksu çayının bazı yerlerinde o coşkun suları geçerek 27 Km yolu yürüyerek Cerit`e gelinirdi. Ali Onaran köyde çok dönemler muhtarlık yapmış birisidir.
    Çağlayancerit köyünün yolunun yapılması için 1957 yılında kolları sıvar. İmece usulü köylüyü toplayıp kısığın çetin ve yol vermez kayalarını kazma kürekle külünkle demir çivilerle kırarak ve kendiside işçilerle beraber çalışarak 27 km yolu kısa zamanda Cerit’e kavuşturdu. Muhtar hakkında rüşvet yiyor diye bazı kişiler valiliğe dilekçe verirler. Köye müfettişler gelirler. Bu arada olaya kendim şahit oldum; çünkü bende bu yolda çalışıyordum. Müfettiş muhtarın kim olduğunu işçilere sordular. O arada muhtar kompresör tabancasıyla kayaları deliyordu. Üst baş berbat toz duman içinde çalışıyordu.
   Müfettişler muhtarın yanına giderek “Sen ne yapıyorsun kimsin?” dediğinde “Ben köyün muhtarıyım, çalışıyorum siz kimsiniz?” dedi. “Biz müfettişiz, hakkınızda şikâyet var. Onun için geldik.” dediler. Çalışan işçilere sordular. Böyle bir şeyin olmadığını muhtara hakaret edildiğini söyledik.  
    Muhtar’a “Zaten senin bu halini görünce sana söyleyecek söz bulamadık. Bu muhtar hiç rüşvet yer mi?” diyerek tutanaklarını tutup gittiler. Yol yapımı devam etti. Yine muhtarın başvurusuyla Ulu Dere ve Aksu’nun birleştiği noktaya 1960 yılında Merhum Menderes hükümeti zamanın da Aksu’ya bir köprü yapıldı. Bu köprünün yapımında Bozlar halkının emeği inkâr edilemez.
   Katırlarıyla Bozlardan çimento derelerden köprüye kum taşıdılar. Köprü bitinceye kadar köprünün işçiliğinde çalıştılar. Bozlar halkı sığırıyla, davarıyla yaz aylarında yaylaya çıkarlardı. Muhtar 1969 yılında köye sağlık ocağı yaptırmak için uğraştı. Sağlık ocağının yeri gençlerin ara kesmeç oynadıkları yerdi. İşçiliğini köylüler yaptı. Devletin katkısıyla köye sağlık ocağı yapıldı.
   Sağlık ocağında ilk görev yapan Doktor İzmirli Mehmet TÜYSÜZ’dür. Sağlık ocağında en çok kalan doktorlardan biriydi. Ali ONARAN 1973 yılına kadar muhtarlığına devam etti. K.Maraş’a göçtü. Ali Onaran çok iyi marangozdu. Açtığı hızar atölyesinde marangoz’luk mesleğini devam ettirdi.  Oymacılıkta büyük ustaydı. (1922) doğumlu olan Ali Onaran 25.02.2005 tarihinde Kahramanmaraş’ta vefat etti. Mezarı Kahramanmaraş asri mezarlığındadır.
   1974 yılında Abdullah ÇETİNKAYA muhtar oldu. Ali ONARAN’ın gününde projesi yapılan kazıklı yolu Boylu’ya kadar olan 8 Km’lik yol Abdullah ÇETİNKAYA’nın muhtarlığı döneminde yapıldı.
---------------------------------
    GELMİŞ GEÇMİŞ MUHTARLAR:
    Mercik Kâhya bir dönem muhtarlık yapmış. (öldü)
Küçük kız lakaplı Eşe Fatma Yıldızlı. 07.01.1854 tarihinde doğmuş. Köyde bir müddet muhtarlık yapmış. Bu bayan muhtarın bıyıklı ve hafif sakallı olduğu söylenir. 15.04.1935 Tarihinde ölmüş. (Muhtar Büyük gazi Hasan’ın nenesidir)
Fakılar sülalesinden Ahmet Efendi lakaplı Ahmet TÜKEL muhtarlık yapmış (1910 doğumlu 1969’da ölmüştür)
Fakılar sülalesinden Nazmi TÜKEL bir müddet muhtarlık yapmış.(1332 doğumlu 1997 yılında ölmüştür)
Fakılar sülalesinden N. Kemal ERTEM köyde birkaç yıl muhtarlık yapmış.
   (1925 doğumlu 1980 yılında ölmüştür) Hafızlar sülalesinden Hafız Ahmet DOĞANPINAR bir müddet muhtarlık yapmış.(1310 doğumlu 1972 yılında ölmüştür)
 Pürçüklüler sülalesinden(Pürçüklü Ali) Ali HAKLI bir müddet muhtarlık yapmış. (1341 Doğumlu 2004 Yılında ölmüştür)
Çakallar sülalesinden Çakal Ali lakaplı Ali GÜLER. 1957/1958 yıllarında muhtarlık yaptı. Daha sonra mühür Ali Güler’den alınarak Salman ENGİZEK’e verildi. (öldü)  Salman ENGİZEK’in Muhtarlık yaptığı önceki yılları hatırlamasam da 1959 yılında muhtarlığı Ali GÜLER’ den devraldı. 1909 yılında doğmuş 1961 Yılında kalp krizi sonucu hayatını kaybetmiştir. Yerine birinci Aza olan Veli ŞAHAN gelerek bir yıl muhtarlık yapmıştır.
   Abdullah ÇETİNKAYA 1974/1982 yılları arasında muhtarlık yapmıştır. Mühür karaca Abdullah’tan alınarak birinci Aza olan Küçük Gazi Hasan YILDIZLI’ ya verildi. Yıldızlı altı ay kadar muhtarlık yaptı. 1934 doğumlu olan Yıldızlı 2007 yılında vefat etmiştir. 1983 muhtarlık seçimini Ahmet ağalar sülalesinden Ali ONARAN’ ın yeğeni Hasan ONARAN kazandı. Azalarıyla birlikte köyde olan davalarda en iyi iş kesen haklıya haklı haksıza haksız diyebilen azasıyla muhtarıyla açık sözlülerdi. 1986 yılının on altı Haziran tarihine kadar muhtarlık yaptı. Köyün son muhtarı olarak tarihe geçti.
------------------------
KABİLELER:
Deli Ahmetli Aşireti oymağı
Dabanlı aşireti Oymağı
Kızıllı Aşireti Oymağı
Aralık Evi Oymağı            
------------------------

   ÇAĞLAYANCERİT EVLERİ: 
   Babam hem marangoz, hem çiftçi, hem duvar ustasıydı. Köyde bulunan evlerin ve komşu köylerin evlerinin yüzlercesini yapmıştır. Babam köyün ormanlık bir bölge olduğunu söylerdi. Cerit evleri yapılırken birbirine bitişik yapılmış. Mertek ve hezenlerin yerinden kesilerek damın üzerine atıldığı bu ağaçların ardıç ve kamalak olduğu ağaçların uzun olduğu en az iki üç evin hezen ihtiyacını karşıladığın söylerdi.
   Günümüzde bu hezenlere şahitiz. Her evin bir ocaklığı vardı. Bu ocakta koltuk kolu dediğimiz iri odunlar yanardı. Ocağın üzerinde geniş ve yüksek dört köşe bacalar veya kamalak bedeninin içi oyularak yapılmış bacalar. Bu bacalar günümüzde de ahşap evlerin üzerinde eski özelliğini korumaktadır.      
    Cerit evleri birbirine bitişik yapıldığı gibi müstakil evlerde yok değil. Ancak bu evler penceresizdir. İçerisinde ocaklık, kurna, selamlık, kucaklık vardır. Bir kedi sığacak kadar evlerin ışıklandırma deliği vardır. Sebebi ise o zamanlar memlekette eşkıyalar kol gezermiş. Köylü eve eşkıya girmesin diye küçük yapmışlardır. Şimdiki adıyla İstiklal Mahallesinde ismiyle ünlü uzun dam vardır. En az on ev yan yana bitişik yapılmıştır. Bu sebepten uzun dam ismini almıştır.        
   Evler genelde ahşap üzerleri topraktır. Bahar aylarında evlerin üzerinde otlar biterdi. Kuzular evlerin üzerinde otlarlardı. Evlerin duvarları 60-70 cm kalınlığında taş duvardır. Taş duvarın harcı çamur, sıvası saman karıştırılmış çamur yanmış kireç ile badana edilirdi. Doğru düzgün sokağı, caddesi olmayan bu evlerin salonu, odası, mutfağı, banyosu, tuvaleti yoktu. Tuvaletler evden 3-5 metre uzağa yapılırdı. Bu ahşap evlerde oturan insanlar kolay, kolay hasta olmazlardı. O tarihlerde köyde Cüzam hastalığı vardı. Sıtma, göz ağrısı gibi rahatsızlıklar olurdu.
   Muhtar Ali ONARAN 1956 yılında Ankara’dan iki doktor istedi. Doktorlar bir erkek bir bayan idi. Tüm sülaleler hastalık korkusuyla taramadan geçirildi. Hasta kişiler tedavi altına alındı. O gün için köyde hasta sayısı 42 olarak açıklanmıştı. Tedaviden sonra köyde yeni Cüzam vakalar görülmedi. Bu hastalardan günümüzde üç beş kişi kalmıştır. Başka hastalıkların adı yoktu.
    
   İnsanlar kışın soğuk günlerinde bazen grip olurdu. Gribin ilacı bildiğimiz tarhanaydı. Kırmızıbiber karıştırılarak tencerede kaynatılır sıcak sıcak ağaç kaşıkla içilirdi. Neden ağaç kaşık? derseniz çünkü; kimsenin evinde demir kaşık ve çatal olmazdı. Tarhanayı içer, yorganın kafaya çeker yatar. Hasta terler. Sabahleyin yatağından dinç olarak kalkardı. Yaşadığımız zamana ait bir dörtlük yazdım.
---------------------------------
Hormonlu sebze yemezdik,
Doktor kapısı bilmezdik,
Hasta yatardık ölmezdik,
Eski Köyümü özledim.
--------------------------------- 
    Not: şiirin devamı (Anlatamadım) şiir Kitabımın (52) sayfasından okuyabilirsiniz. Önce sokaklara hayvanlar bağlanırdı. Haliyle sokaklar hayvan tezeğiyle doluydu. Köylü sığır tezeğini evin önüne döker senelerce orada kalırdı. Evlerin alt katları genellikle ahır olarak kullanılırdı. Evler çoğunlukla ahşap ve iki katlıdır. Sokaklar çok dar. Günümüzde bile birçok sokağa araba giremez, yaya yürünecek kadar dar. Evlerin çamaşır ve bulaşık suları sokaklara serpilirdi. Sokaktan geçen pek çok insan bulaşık sularından baştan aşağı nasibini alırdı.
--------------------------------
   KÖYÜN İLK İLKOKULU:
   1956 yılında ilkokula başladım. Köyde okul yoktu. Keziban Hatun Camisinin bitişiğinde bulunan ahşap ev Molla Yusuf İsimli vatandaşa aitti. Bu evde okula başladım. 82 kişi erkek öğrenci olarak okuduk. Aramızda kız öğrenci yoktu. Kız çocuklarının okutulmasını istemeyen köyde örümcek kafalı insanlar vardı. Büyüklerin anlattıklarına göre daha öncede bu evde okuyan öğrenciler diploma almışlardır.
   1955 yılında köy halkı tarafından okul temeli atıldı. İki sınıf, bir salon ve bir öğretmen odası yapılarak faaliyete geçti. 15.02.1956 yılında yeni okula taşındık. 1960 Yılında bu okuldan diploma aldım. Okul birkaç defa yıkılarak yerine şimdiki mevcut dört katlı okul yapıldı.
 --------------------------
   ORTAOKUL:
   Köyde ortaokul yoktu. Ancak köyün ileri gelen kişilerinden Küçük Gazi Hasan YILDIZLI bir sabah kalkar Kahramanmaraş Milli Eğitim Müdürüne gider. Hasan Bey konuşmasını iyi bilen bir kişiliğe sahipti.
   Köye ortaokul açılmasını ister. Milli Eğitim Müdürü “yerimiz yok nasıl ortaokul açalım” deyince Hasan Bey “Benim evim var, gelin kontrol edin, münasip görürseniz okul olarak kullanalım’’ der. Müdür bu defa “Bizim okul kiralayacak paramız yok der.’’ Hasan Bey ben kira istemiyorum. Kira almamak için senet yapalım. Yeter ki okulu açın der. Müdürün kaçacak yolu kalmaz.
   1975 yılında köye gelerek şimdiki İstiklal Mahallesi sağlık ocağı karşısında bulunan Hasan Bey’in evinin kontrolü yapılır ve okul için münasip görülür. Köye böylece ortaokul açılmış oldu. Bu ev yedi yıl ortaokul olarak kullanıldı. Diploma alan gençler oldu. Hasan Bey 1934 yılında doğmuş 2007 Yılında ölmüştür. Merhum’a Allah’tan rahmet diliyoruz.
 ------------------------------ 
    KÖYLERİMİZ:
    Helete 1960 yılında kasaba olmuş. 55 yıl kasaba olarak kalmıştır. Bozlar, Küçükcerit, Merk (şimdiki adı Boylu), Hombur (şimdiki adı Soğukpınar) Oruçpınarı, Beşenli, Küçü Üngüt, Kale, Zeynep Uşağı, Emir Uşağı, Bölük Damlar Köyleridir.
-----------------------------  
   KÖYE ELEKTRİK GELDİ:
   1985 yılına kadar köyde elektrik yoktu. Herkes evinde gazyağıyla yanan gaz lambası idare kullanırdı. Geceleri çam, lastik kırıntısı ile evler aydınlatılırdı. Sığırları yemlemek için idare kullanılırdı. Yemekler ocakta odun ile pişerdi. Bizler çayın, şekerin ne olduğunu bilmezdik. Ancak dağlardan, kayalıklardan topladığımız aydın çayı, yünlü çay adını verdikleri doğa çaylar vardı. Bu çaylar günümüzde de vardır. Çaydanlık olmadığı için tavalarda ve kazanlarda kaynatıp şeker yerine pekmezle içilirdi.
---------------------------------
   KÖYDE KIŞ GÜNLERİ:
   O tarihlerde köye üç dört metre kar yağardı. Köylü kışın ya kar eritir, yâda kar altından tünel açarak tarihi Taş Köprü’nün kenarından çıkan pınarda sığırlarını sularlardı. Damlardan kürümekle bitmeyen karı çullara koyarak üç beş kişi boş alanlara taşırlardı. Merdiven yerine kar yığınlarına basarak iki katlı evlerin önünden damın üzerine çıkılırdı. Ve aralık atlamadan damdan dama, komşudan komşuya gidilirdi.
---------------------------------
    KÖY ISSIZ KALIRDI:
    İlkbahar geldiğinde herkes bahçe evlerine göçer köy ıssız kalırdı. Köyde kimse kalmazdı. Güz mevsimi gelinceye kadar sokaklar sessiz olurdu. Köyde oturan toplam dört aileyi geçmezdi. İnsanlar gündüzleri bile kendi mahallesinde sessizlikten korkardı. Geceleri korkudan kimse sokağa çıkamazdı. Köy Halkı mezarlıktan çok korkardı. Gün battıktan sonra köylü mezarlığın 100 metre yakınına gelemezdi.
-------------------------------
    KÖŞKER HACI:
    Köyde PTT yoktu. Askerlerin mektupları köye Köşker Hacı eliyle gelir giderdi. Köşker Hacı aslen Çağlayancerit’li olup Kahramanmaraş’ta ikamet etmekteydi. Bu kişi çarşı başında köşkerlik yapardı. Gelen giden mektuplar burada birikirdi. Köyden gönderilen mektuplarda Köşker Hacı’ya iletilirdi. Köşker Hacı köşkerliğinin yanı sıra fahri olarak Cerit’in posta işleriyle uğraştı. Köyün arabası yolu yoktu. Ayda yılda köyden Kahramanmaraş’a yayan giden birileri olursa köşker Hacıya uğrayıp köyden gönderilen mektupları oraya verir gelen mektupları alır köye getirirlerdi.
---------------------------
    BÜYÜKPINAR:
    2010/2011 yılları kurak gitti. Sular azaldı. Büyük pınar da bu kuraklıktan nasibini aldı. Tüm su kaynakları kurudu. Vatandaş tarlalarına, bahçesine kuyu vurdurmak zorunda kaldı. 2010 yılında belediye tarafından suyu çoğaltamaz mıyız? hesabıyla pınara kırıcı kepçe ile müdahale edildi. Eşildikçe su beş metre tabana indi. Pınarın özelliği bozuldu. Belediye tarafından pınarın önünden geçen Zorkun Deresin ıslah ederek su azda olsa çoğaltıldı.
---------------------------
   TARİHİ TAŞ KÖPRÜ:
   Köyün ortasından akan Zorkun Çayı, köyü iki mahalleye ayırır. Büyük yayla, Zorkun, kavak yaylasından gelen sular ilkbaharda coşar, kışın ırmak haline gelir kolay kolay geçit vermez. Bu derede yazın bir damla su olmaz. Derenin üzerine o günün şartlarına göre çay taşları ve keveke taşlarıyla kemerli bir köprü yapılır. Köprünün harcı kireç ve toprak karışımı, köprünün yapılış tarihini bilen yok. Kezban Hatun Camisiyle beraber yapıldığı tahmin ediliyor. 2011 yılında bir vatandaş tarafından her tarafı betonla sıvandı. Belediye hiç ilgilenmedi.
    Köprünün etrafındaki evler sökülürken ayaklarının her ikisi de çamurlarla kapatılmıştır. Böylece tarihi köprü tarihi özelliğini yitirmiş oldu. Son yıllarda dere üzerine üç köprü daha yapıldı. Bir tanesi yayalar için tahta köprü bir tanesi taşla yapılmış kemerli köprü diğeri şimdiki ana cadde üzerindeki beton köprü ve kazıklı yolu üzerindeki Ulu Dere üzerine yapılan dördüncü köprü Abdullah ÇETİNKAYA’ nın muhtarlığı döneminde yapıldı. 2014 yılının Temmuz aylarında Aksu’nun suyu tamamen bulanık aktı. Halk tedirgin oldu. Mühendis geldi. Yapılan incelemeden sonra suyun gözünün geniş bir göl olduğu suyun azalması sebebiyle kenarlarının uçmuş olabileceği söylendi. 
--------------------------------           
   DON YUMAK (ÇAMAŞIR YIKAMAK) 
   Evlerimizde su bulunmazken her aile içecek suyunu bakraçlarla büyük pınardan götürürlerdi. Kışın kar eriterek içecek sularını ve sığırların içecek sularını temin ederlerdi. Pınarın yakınında yüz elli metrekare büyüklüğünde etrafı taş duvarlarla çevrili, üzeri tahtalarla kapalı çevirme adı verilen bir mekân vardı.
   Bu mekânın ortasından büyük pınarın suyu akardı. Suyun iki tarafında köyün hanımları ateş yakarak üç beş aile tenekelerde su ısıtır, sırayla bu mekânda haftalık (çamaşır) yıkarlardı. Hiçbir ailede sabun deterjan bulunmazdı. Tenekede meşe külü kaynatılır, suyu sabun ve deterjan yerine kullanılırdı. Pınarın tüm suyu çevirmenin ortasından akardı. Suyun çokluğu nedeniyle karşıdan karşıya zor geçilirdi. Hatta bir kadın karşıya geçmeye çakışırken suya düştüğü arkadaşları tarafından güçlükle kurtarıldığı söylenir. Şimdiyse pınarın o coşkun sular tarihe karıştı.
    Köyün Muhtarı Ali ONARAN 1970 yılında köylüyü çalıştırarak değirmen gözünden 75’lik siyah pik borularla köye su getirdi. Köyün muhtelif yerlerine çeşmeler yaptırdı. Köylü bir müddet bu çeşmelerden hem sığırlarını suladı, hem içme suyu olarak kullandı. Köyde kömür yoktu. Herkes evinde kamalak, meşe, ardıç odunları yakardı. Köyde iki tane soba ustası vardı. Çoban Hacı ve Abdullah Yıldızlı’ydı. Köyde kimsenin soba alacak gücü yoktu. Soba ise gazyağı tenekelerinden yapılırdı.
    Bu sobaları köylünün %2’si ancak alabilirdi. Köyde kasap yoktu. Gocoğlan denilen yaşlı biri vardı. Haftada bir sığır keser parası olan alır, olmayana batman hesabı harman zamanı ödemek şartıyla köylüye buğday, arpa, nohut karşılığında et satardı. Köyde 2 manifatura dükkânı, 3 bakkal ve 6 adet köşker vardı. Köyün en eski manifaturacı ve bakkalı Mehmet YILÖNÜ, Veli GÜLER, Salman BAHÇE ise hem köşkerlik, hem bakkallık yapardı. Fakat köylünün her istediği bulunmazdı.
   Hali vakti iyi olanlar güz mevsiminde ahır dağından alışveriş için Kahramanmaraş’a yaya giderlerdi. Evin ihtiyacını alır sırtlarına yüklenirler, yaya olarak iki gün iki gecede Cerit’e gelirlerdi. Rahmetli babam her yıl güz mevsiminde evin ihtiyacını Kahramanmaraş’tan alır gelirdi.
---------------------------
    BATIL İNANÇLAR:
    İki bayram arası düğün yapmanın aileye uğursuzluk getireceğine inanılırdı. Gelin arabadan inmeden önce gelinin kucağına oğlan olsun diye oğlan, kız olsun diye kız çocuğu oturtulurdu. Cuma günleri çalışmanın aileye uğursuzluk getireceğine inanılırdı. Salı günleri çamaşır yıkamanın aileye uğursuzluk getireceğine inanılırdı.
    Evlerin yakınında kargaların ötmesi veya köpek uluması aileye uğursuzluk getireceğine, köyün çevresinde uluması köyden birilerinin öleceğine inanılırdı. Havalar kurak giderse, Ağaçtan yapılmış çomça gelin ismi verilen renkli bezler ile süsleyip bebek haline getirilir, yaşlı bir bayan eline alarak mahallelerde maniler söyler “Çomçalı gelin su ister, bir tas su getirin.’’ diyerek gezdirir. Mahallenin hanımları çomça gelinin başından aşağı bir tas su dökerek yağmurun yağacağına inanılırdı.
    Karasinek çok olursa o sene kışın  sert geçeceği ve çok kar yağacağına inanılırdı. Kızıl arı çok olursa kışın hoş geçeceğine inanılırdı. Ay tutulduğunda ayı büyük bir yılanın yuttuğu tenekeler çalarak evde dolu bulunan silahı aya doğrultarak sıkarlardı. Ayın yılandan kurtulacağına inanılırdı. Camilerde salalar okunurdu. Sıtma tutan insanlar sıtmalı pınar adı verilen pınarda banyo yaptığında sıtmanın geçeceğine inanılırdı. Sarımsak ve soğan kabuğunun rast gele yerlere atılması tepelenmesi ve güvercin pisliğinin tepelenmesi aileye uğursuzluk getireceğine inanılırdı.  Ocağın külü rast gele yerlere atılıp tepelendiğinde cin çarpmasından korkulurdu. İki gelin konvoyu birbiriyle karşılaştırılmaz. Karşılaştığında ailenin ikisine de uğursuzluk getireceğine inanılırdı.
   Yeni doğum yapmış kadının ve bebeğin kırkı çıkmadan evden çıkarılmazdı. Kadının üzerinden atlanılmaz. Kediye atlatılmaz. Doğum yapan diğer kadının evine habersiz gidilmez ve gelinmezdi. Gelmesi için iki kadın arasında iğne değiştirilirdi.  Kırkı çıkmayan kadının ve bebeğin üzerinden cenaze götürülmez. Düğün konvoyu geçirilmezdi. Şayet cenaze evin üst yanından geçmek zorunda ise anne bebeğini kucağına alır evden çıkar. Cenaze geçene kadar yolun üst tarafında bekletilirdi.
    Yeni doğmuş bir haftalık bebeğin muhtelif yerlerine ateşte ısıtılmış iğne basılır. Yeni doğmuş bebeği ve anneyi (al basmasın) diye bebeğin yastığının altına Kur-an’ı kerim konur. Yastığın altına iğne batırılmış. Soğan, bıçak ya da bir demir konulur. Bacalara karaçalı konulurdu. Kırk çıkarma nasıl yapılırdı.
    Doğumdan kırk gün sonra Anne’nin ve bebeğin banyo yapması gerekirdi. Banyo yaparken annenin ve bebeğin başına kalburun üzerinden su koyulur. Sular dökülürken bu kadınların kırkı, bu kurtların, kuşların kırkı, buda anne ile bebeğin kırkı denerek annenin ve bebeğin kırkı çıkmış olurdu.
-----------------------
    GELENEK VE GÖRENEKLER:
    Koyunyünü, keçi kılı, kirmen ve iğ ile eğirilip ip haline getirilir. Bu ipler tekrar çıkrık denen alette yumak yapılır. Evlerde kullanılmak üzere haral, çul, çuval, kepkepi, yolluk, azık turbası, heybe, kıl şalvarı, eşek torbası gibi eşyaları ip ağacı denen tezgâhta dokunurdu. Yün ve ya kıl çorap, iki adet ağaç çöpü ile örülür. Genelde erkekler örer. Dokuma işlerini genelde ev hanımları yaparlar. Bunların yanı sıra halı, kilim tezgâhları da vardı. Ayrıca iğne oyası, dantel, nakış işlerini bayanlar yaparlar. Kilim dokuma işini Cerit’te
Veli DUYMAZ isimli şahıs yapardı. Bu tür gelenekler günümüzde unutuldu.
------------------------
   GİYİSİLER:
   Köyümüzde eskiden hanımlar ve yaşlı erkekler üç etekli zubun giyinirlerdi. Zubunun kumaşı Halep kutnusu olur. İhtiyar kadınlar özel yapılmış baş giyerlerdi. Başın iki tarafına çalma denilen gümüşten yapılmış süs eşyası takarlardı. Alnın üzerine gelen bölüme gazi ve gümüş paralar dizerlerdi. Kollara altın bilezik yerine gümüş bilezik takarlardı. Burnun iki yanına hızma dedikleri cismi takarlardı. Bunu sadece hanımlar değil genç gelinler ve kızlarda takınırlar. Bele ip kuşaklar kuşanılır. Erkekler ayakuçları işlemeli beyaz tuman giyinirlerdi. Herkes başına örme tellik giyinirdi. Başı açık gezilmezdi. Bu geleneklerimizde günümüzde yok oldu.  
------------------------------
    AYAKKABILAR:
    Köyde ayakkabı bulunmaz sığır derisinden yapılan ham çarık giyilirdi. Köşkerlerin imal ettiği yemeni postallar olurdu. Yaz ve kış şartlarına dayanıklı dağda ve taşta giyinilirdi. Daha sonra kadran lastik ayakkabılar çıktı. Bu ayakkabılar günümüzde de giyiliyor. Köyde kundura ustaları vardı. Bu ustalar Tekerelerden; Ali, Sofu, Süleyman ve Mıstık isimli kişiler halis deriden topuklu topuksuz kundura imal ederlerdi. Şimdi ise bu geleneklerimizde yok oldu.
------------------------------
    KENAR EVLER:
    Köyün dış mahallelerinde bulunan en son evler, Kör Hasan Hacı Demiröz’ün evinden yukarda ev yoktu. Şimdiki adıyla istiklal mahallesi Kayabaşında Molla Halil’in evi, şimdiki adıyla Fatih Mahallesi Kayabaşında Nalbant Mustafa’nın evi, boğaz kesende Mısır`ın evi, mezarlık tarafında Veli Ataş’ın evi vardı. Bu evlerin harici tüm bayırlar boştu. Garajın bulunduğu yerde Ütü Solak Mıstık Tekel’in evi vardı. Bu evin bulunduğu yer kitir kayalıktı. Evin kenarında bir mağara mevcuttu. Adam odununu kışın bu mağaraya koyardı. Bu evin dışında ev yoktu. Bugün bu evin yerinde Yelolar’ın dört katlı ev ve iş yerleri vardır. Şimdiki garaj camisinin bulunduğu yere gâvur kabirliği denilirdi. Bu çevreler Abdurrahman Kızılkaya’ya ait üzüm bağıydı.
---------------------------
    BÖRKLÜLER:
    Börklülerin evleri köyden beş yüz metre batıda Urmeli de dört hane ev vardı. Şimdilerde burası koca bir Mahalle oldu. Köyde tek elma bahçesi Börklü Dede’nin bahçesiydi. Ulu Dereye yakın yerde Halil Güneş’in evi vardı. Şimdiki kaymakamlık, karakol binası ve afet evlerinin bulunduğu yerler tamamen üzüm bağıydı. 1959 yılında bu saydığım semtlerde bir tane ev yoktu. Şimdiki petrollerin bulunduğu yer Demirci Salman’a ait bağ ve tarla idi. Ulu Dere yakınında evi, birde su değirmeni vardı. Daz’ın ufacık bir bölümü ormandı. Bu ormanlıkta Ufo Kıdılı lakaplı Veli Menekşe’nin köm damı vardı. Yaz ve kış burada davar yayardı. Buranın suyu yoktu. Ancak kışın kar basırılarak içme suyunu ve daraların içecek suyunu kardan temin ederdi. Bu bölgede günümüzde bile meşe ağaçları vardır.        
    Köyün önü denilen iki geçeli arazilerde mısır, gilgil, konak darı ve buğday yetiştirilirdi. Sebze bahçesi pek olmazdı. Kır Mehmetlerin tarlasında büyük bir çınar ağacı vardı. Bu çınarın içi dallarının ucuna kadar kovuktu. Fakat ayakta idi. O zamanlar ölçmüştüm. Çınarın beden genişliği dört metre idi. Köyün ortasından akan Zorkun Deresi’nin iki tarafı yaşlı ceviz ağaçları ile doluydu. Aynı yerde Fakı Osman’a ait üç tane sarıerik ağacı vardı. Üç Harmanlar denilen yerde Özbeklere ait çok yaşlı bir ceviz ağacı vardı. Ayrıca burada 3 tane sıralı ekin çıkartma harmanları vardı. Tarihi mezarlıkta beş tane büyük ceviz ağaçları vardı. O tarihlerde Cerit’te yaşlanmış ceviz ağaçları çoktu. Bu cevizin bir tanesi mezarlığın içinden geçen yolun üzerinde idi. Bedeni kovuk büyük bir cevizdi.  
Cerit’e göçebe olarak
    Kalburcular gelirdi. Bu aileler büyük cevizlerin altında otururlar. Kalbur, sarat, elek yapıp köylüye satarak ekmek parası kazanırlardı. Saz çalıp türküler söyleyen ailelerde vardı. Köyde Yonuz Ali lakaplı mecnun biri vardı. Beline örme iple bağladığı bıçağı ile gezerdi. Öfkelendirildiğinde bıçağını çekerek kişileri kovalardı. Küpeli Güccük lakaplı bir mecnunumuz vardı. Bunun gözleri görmezdi. Hiç kimseye zararı dokunmazdı. Kendi kendine Kuran okuyarak gezer dururdu. Yerden çalı çırpı toplayıp eve götürürdü. Yılandan çok korkardı. Bir defa sesini duyduğu insanı unutmazdı. İnsanları sesinden ve elbiselerine ellerini sürerek tanırdı. Kişinin ismiyle “Ede hoş geldin” derdi. Fakat kızdırıldığında çok küfür ederdi.
--------------------------
    MASERELER:
    Şimdiki yalancıların evlerinin bulunduğu yerde Hasan Demiröz’e ait Masere vardı. Engizek’e giden yolun kenarında boğaz girişinde Hacı Demiröz’e ait bir Masere vardı. Kazıklı yolu üzerinde şimdiki Ulu Dere Köprüsünün yakınında iki tane Masere vardı. Maserenin biri Pürçüklülere, diğeri Katrancı Hacı Ömer’e aitti. Köyün batısında Demirci Salman’a ait Masere vardı. Karafirez’de Gocoğlan ve Çöllo’lara ait Masere vardı. Şimdiki kaymakamlığın bitişiğinde Molla Halil’e ait Masere vardı. İsmail Mehmet’e ait evin yanında Memiş’lere ait Masere vardı. Güney bağaları içinde Boynu Eğriye ait Masere vardı.
---------------------------
    DUT AĞAÇLARI:
    Köyün mahallelerinde çok büyük dut ağaçları vardı. Genelde şimdiki adıyla Fatih mahallesinde daha da çoktu. İstiklal mahallesinde bulunan Dolgunlar Kahve’sinin önünde büyük bir dut ağacı vardı. İkinci büyük dut Fatih mahallesindeki taş köprünün bitişiğinde Yannık’ların büyük bir dut ağacı vardı. Ağacın bir tarafı normal dut, diğer tarafı Urumu Dut’u idi. İstiklal Mahallesinde eskiden adına havlu denilen yerde yine büyük bir dut ağacı vardı.
    Etrafı iki metre yükseklikte taş duvardı. Boğazkesen Mahallesinde Cuhla Ömer’lere ait çok büyük dut ağaçları vardı. Kitir dediğimiz yani bayır olan yerler şimdi üç beş katlı beton binalarla süslendi. Her iki mahalleye eklenen binalar nerden nereye ulaştı. Bir ucu Aksu Mahallesine diğer ucu Hatun Holuğu’nu geçti. Bu iki mahalle bir taraftan öbür tarafa on beş kilometredir.
---------------------------
    SU KAYNAKLARI:
    Çağlayancerit’in dört bir yanında bulunan çeşme, pınar, göz, kaynak, dere ve çayları incelediğimizde köyün sulak olduğunu görürüz. En büyük su kaynağı Küçükcerit’te Aksu kaynağıdır. Aksu Mahallesi arazilerini Yalangoz, Akdere, Kızılseki arazilerini sular. Son yıllarda Helete’nin ve Bozlar’ın Kulyanlı’nın içme sularını karşılıyor. Çağlayancerit ilçesinin de içme su ihtiyacını karşılamaya hazır.
    Aksu Ulu Dere ile birleşerek kısıktan Bozlar köyünün iki kilometre aşağısında Adıyaman, Gölbaşı suyu ile birleşir. Bu su tüm Pazarcık ve Narlı Ovasını sulayarak Ceyhan suyuna karışır.

Köyün diğer su kaynakları Değirmen Gözü bu su adını suyun altında kurulu beş su değirmeninden almıştır. Yan yana üç değirmen döndürecek kadar suyu vardı.
    Bu su köyün içme su ihtiyacını da karşılamakta hem araziler sulanır. Kilise’nin arkı Değirmen Gözünün iki yüz metre yukarısındadır. Zamanında bu arkın yakınında Kilise varmış. İsmini oradan aldığı söylenir. Bel kalınlığında suyu var. Genelde arazi suyu ve yaz evlerinde içme suyu olarak kullanılır. Ayran Pınarı: köyün kuzeyi Engizek dağının arka eteklerindedir. Bu su çok tazyikli olduğunda ayran gibi beyaz akar ismini ayrandan almıştır. Göksuya karışır.        
   Köyün kuzeyinde İncecikler Pınarı göl bağlanarak bahçe sulanır. Keklicek’te bilek kalınlığında su vardır. Bu suyun çevresinde birkaç ev var. Hem içme suyu hem de bahçe sulamada kullanılmaktadır. Gücük Suyu bel kalınlığındadır. Bu bölgede Mahmutlar, Kara Yusuf’lar, Veli Çavışlar ikamet etmektedir. Hem içme suyu hem Arazi sulamada kullanılır. Kürt Pınarının ayak bileği kadar suyu vardır. Bu su Kara Veli’lerin içme suyudur.      
    Akdere’nin karşısındaki Çatta iki bilek kalınlığındadır. Bir müddet Akdere Mahallesinin muhtelif yerlerine yapılan çeşmeler Halk’ın içme su ihtiyacını karşılardı. Biçmolukta Gırolar, Tatarlar, Patalar, Vırıtlar oymakları ikamet ederlerdi. Ayak bileği kadar suyu vardır. Önünde ağaç holukları var. Göl bağlanır, bahçe sulanır. Ayrıca içme suyu olarak kullanılır. Erik Gözü bilek kalınlığında suyu vardı. Yaz aylarında birçok Engizekli burada otururlardı. Kavak yurdunun iki bilek kalınlığında suyu var.
    Çevresinde bir kaç ev ve arazi vardır. Salmanlar Pınarı iki bilek kalınlığında suyu vardır. Cerit’in karşısında değişir suyu iki bel kalınlığındadır. Bu su genelde Teslimeler, Fakılar’ın arazilerini sular. Evgozu’nda iki bel kalınlığında su vardır. Bu su ile Mucuklar ve Fakılar’ın bir bölümünü Kel Osmanların arazilerini sular. Yaz evlerinin içme suyu olarak kullanılır. Çok yumuşak içimi hoştur.  Büklüce Pınarı’nın ayak bileği kalınlığında suyu vardır. Hatın Holuğu’nun el bileği kalınlığında suyu vardır. Önünde 2 tane holuk çevresindeki üç beş evin içme suyudur.
-------------------------
   KIZANDERE:
   Köyün kuzeyinde Kızan Dere arazileri vardı. Bu bölgede Karabelen isimli bir tepe vardır. 1957 yıllarında köylüler bu tepede irili ufaklı tarihi eserler, paralar ve küpler bulmuşlardır. Yakın zamanda buradaki arazileri devlet istimlâk ederek Kızan Dere’ye sulama göleti yapıldı. Bu göletin suyu köyün birçok arazisi Hanifioğlu, Akdere, Yalangoz ve Kızılsekiye kadar arazilerin sulanması bekleniyor. Ancak bu gölet 9 Ağustos 2015 tarihinde ilk kurban olarak yirmi yedi yaşındaki Mehmet AtAŞ’ı (yazarın yeğenidir) seçti.
-----------------------------
    SU DEĞİRMENLERİ:
    Zamanında Çağlayancerit Halkı unu, bulguru su değirmenlerinde öğütürlerdi. Değirmenlerin suyu değirmen gözü kaynağından beslenirdi. Köyde sekiz tane su değirmeni vardı. Bu değirmenlerin iki tanesi Küçükcerit’te diğer bir tanesi Aksu Mahallesindedir. Köy merkezi ve çevresinde su değirmeni vardı. Bunlar sırasıyla Ahmet Ağalar, Babucçu Hacı, Göy Haliller, Osman İbiş, Demirciler değirmenleriydi.

     Küçükcerit köyünün doğusundan çıkan Aksu da yan yana dört değirmen döndürecek kadar su vardı. Bu değirmenlerden biri günümüzde çalışmaktadır. Zamanında bu değirmenler durmaksızın 24 saat harıl harıl çalışırlardı. Günümüzde bu değirmenlerin adı bile kalmadı. Köye elektrik geldikten sonra üç tane elektrik değirmeni yapıldı. Bu değirmenler on beş yıl Cerit Halkı’na hizmet verdi. Şimdi bu değirmenlerde unutuldu. Ancak şimdiki adıyla Fatih Mahallesindeki Gaziler Değirmeni azda olsa dört mevsim çalışmaktadır.
--------------------------
    YAYLALAR: 
    Büyük Yayla Engizek Dağının zirvesindedir. Bol sulu bir yayladır. Yaylanın bulunduğu yer dölek ova yazıdır. Bir zaman bu yaylaya Engizekli ve Alikocalar göçerlerdi. Bozlar’dan da göçenler olurdu. Bozların sürüsü daha çoktu.  Büyük yaylada ve Ayran Pınarında otlatılırdı. Aliker Yaylası, Memmedo Yaylası, Kaleğdiği yazısı olarak geçerlerdi. Bu yaylalarda el bileği kadar su önünde ağaç holuklar vardı. Bu pınarda sığırlar, davarlar sulanırdı. Yaz aylarında pınarın başında üç beş aile otururdu.
-------------------------  
   DAĞLAR:
   Köyün Doğusunda Erinci Dağı; sık ormanlık bir alandır. Erincinin içecek suyu yoktu. Üç beş aile kışın kar basırılır, yazın kar suyundan faydalanırlardı. Erincinin tepesine Peygamber Ağılı denirdi. Erinci Dağının güneyinde Keklicek dağı aynı zamanda Öksüz Dağı’nın doğu ucudur. Köy Engizek Dağı İle Öksüz Dağı arasında Zorkun Deresinin iki yakasına kurulmuştur.
-------------------------
   ÖKSÜZ DAĞI
   Öksüz Dağı köyün kıblesinde yer alır. Dağın girişi Bozlar köyünden başlar, Kazıklı da biter. Uzunluğu 30 kilometredir. Köyün yolu Bozlardan başlayarak dağın kuzey eteğinden devam ederek aksudaki arabın bahçesinden yol Cerit’e ulaşır. Bu yolun uzunluğu 19 kilometredir. Zamanla yağan yağmur neticesi Öksüz Dağından inen seller nedeniyle köy yolu günlerce ulaşıma kapanırdı. Köylüler selin getirdiği çamur ve molozları kazmayla kürekle temizlerdik. Yılın ilk karı Engizek Dağına,  sonra Öksüz Dağına yağar. Dağlarda kar kalınlığı beş metreyi bulurdu.
   Öksüz Dağının tepesi çıplak, orman yok. Dağda su kaynağı hiç yok. Ancak dağın eteklerinin her iki tarafı güney, kuzey olmakla beraber çok su kaynakları vardır. Öksüz Dağının her iki tarafı kamalak ve ardıç ağaçlarıyla dolu. Keklicek ve Gücük çevresi meşe ağaçları, ardıç ağaçları vardır. Bazı köylü vatandaşlar bölüm bölüm sahiplenerek bu ormanları korumuşlardır. Sahipsiz olan bölgeler ise yine köylüler tarafından kesilerek odun edilmiştir.
   1982-1990 yılları arasında devlet Öksüz Dağını yeniden ağaçlandırmaya başladı. İlk yıllarda çam ve meşe ağaçları dikildi. Fakat ilerlemedi. Dağın zirvesine ağaç dikildiyse de yetişmedi, kurudu. Muhtelif yerlere kamalak, ardıç ve badem fidanı dikilerek dağın yamacı tekrar yeşermeye başladı. Şimdilerde öyle kamalak ağaçları yetişti ki içerisine gitmeye korkulurdu. Meydana gelen ağaçları korumak için etraf tel örgüyle çevrildi. Eskisi gibi ormana koyun, keçi, sığır sürüleri giremez. Ayrıca ormanın korucu memurları vardır. Öksüz Dağının yamaçlarına bu ağaçlar dikilmese Guzgeçe denilen yerlerde toprak ve ağaç kalmaz hepsi Ulu Dereye akardı. Devlet baba sayesinde topraklarımız erozyona uğramaktan kurtulmuş oldu.
   1982 yılında Öksüz Dağında çam diken köylülerin birçoğu günümüzde emekli oldular. Dağın eteklerinin bir bölümüne Kısığın içi, Guzgeçe, diğer bir bölümüne Hatın Holuğu denilir. Bu bölgelerin her yanı bağ, bahçe, ceviz ağaçlarıyla doludur. Zamanında yağan yağmurlarla birlikte Öksüz Dağından gelen sel birçok tarlayı, bağı, bahçeyi, kocaman ceviz ağaçlarını kökünden söküp götürmüştür.
   1967 Yılında Ayek’den gelen sel Ulu Dere ve Zorkun’dan gelen derenin önünü kapatarak derenin bir saat akmadığı baraj haline geldiğini bilirim. O yıllarda çok toprak heder oldu. Dağın kuzeye bakan yamacı kamalak ve ardıç ağaçlarıyla dolu. Suçıkan ile Bozlar Köyü arasında pek meşe ağacı yok. Çalılıklar vardır.
   Dağın tepesinde bir araba gidecek kadar yol vardır. Cerit kasaba olunca Oruçpınarı köyünden Gücük Obasına yeni bir yol yapıldı. Ayrıca dağın Cerit’e bakan yüzü kuzeyden orman bölge müdürlüğü her hangi bir yangına karşı korunması ve bakımı için yol yaptı. Yolun girişi Kazıklı bölgesinden başlar Gücük Obasında son bulur. Ayrıca Kazıklı yönünden Kahramanmaraş’a giden altmış kilometrelik yol asfalt yapıldı. Yol yaz aylarında çalışsa da kışın Cerit’li bu yolu kullanmaz. Yıllar önce Öksüz Dağı yamaçlarında vatandaşların sahiplendiği kendilerine ait ormanların içine köm damı dediğimiz evler yaparak yaz kış davarlarını buralarda barındırırlardı.  
---------------------
    TOPAL ALİ:
    Topal Ali köyün tam batısına düşer. Bu tepenin eteğinde Bilallar, Gözüböyükler, Katipömer ikamet ederlerdi. Köyün en yüksek tepesidir.
---------------------
   SU ÇIKAN:
   Suçıkan ve Ziyaret Tepesi, bu bölgede yaz aylarında Gavızlar, Balalılar oymağı ikamet ederlerdi.
---------------------
   ACESİ:
   Tepe köyün kuzey batısına düşer. Tepenin bir ucu kayalık, diğer ucu Kızan Dere ve Engizek yolunda son bulur. Zorkun Deresi köyün kayasını ikiye ayırır. Diğer karşı ucu sayın ucuna aittir. Uzantısında güney bağları vardır.
--------------------
   SAY:
   Kayalıktır. Tepenin güney bölümünde zamanında Kör Hasanların bağları vardı. Şimdiki jandarma karakolu,  kaymakamlık binası ve evlerle doludur. Köydeki Keziban Hatun Camisinin yapılan ek bölümünün taşları buradan götürülmüştür.
---------------------
   KIZIL BELEK:
   Köyün batısına düşer. Tepenin toprağı çok yumuşak olduğu için eskiden kadınlar beşikte büyüyen çocukların altına konmak üzere höllük eledikleri bir yerdi.
----------------------
   PEYGAMBER TEPESİ:
   Bu tepe köyün hafif kuzey doğusuna düşer. Güney bağlarının başlangıç noktasıdır.
----------------------
   GUBARIN KÂH:
   Gubarın Kâh Cerit’in batısına düşer. Hatın Holuğu bahçe evlerinin karşısındadır. Tarihlerden beri bu tepede hazine olduğu tarihi eserlerin olduğu söylenmektedir. Fakat bu güne kadar hiçbir hazine ve tarihi esere rastlanmamıştır.
--------------------
   TAŞLIK:
   Tepe köyün doğusuna düşer. Karafirez mevkiindedir. Tepenin bir bölümü tamamen kayalıktır. Tepede bağlar vardır. Şimdiyse bu tepeye üç beş tane iki ve üç katlı evler yapıldı.
-------------------
   TORAMAN:
    Toraman İstiklal mahallesindedir. Yıllar önce bu tepenin etrafı üzüm bağlarıyla çevriliydi. Kuzeyinde Abdurrahman Kızılkaya’nın üzüm bağı güney batısında Kelhafızlar bağı ve Veli Ataş’a ait bağlar vardı. Batısında Tohol İbrahim ve Osman Onaran’a ait bağlar vardı. Ateş’in bağının başında iki tane Aşılak Armut Ağaçları vardı.
   1960 yılında bağlar battı. Şimdiyse buralar tamamen yerleşim yeri oldu. 1995 yılında tepeye üç tane GSM  baz istasyonu iki tane TRT’nin televizyon ve radyo anten verici direkleri dikildi. Bu vericiler Halk’ın sağlığını tehdit edip duruyor. Bu konuda birkaç defa web sayfalarında yazı yazdım. Yetkililerden bir cevap alamadım.
    Ayrıca Toramanın kıble tarafında Ulu Dere kenarında mağaralar vardır. Zamanında bu mağaralarda domuz beslendiği söylenir. Bu yüzden mağaraların adı domuz ahırıdır. Son yıllarda definecilerin mağara çevresinde altın aramak için kazılarak mağaranın doğusunda iki mağara daha bulundu. İçerisinde hiçbir şey bulunmadı ancak mağaranın köşelerinde kabartma yazılar ve oyuklar vardı.
------------------
   ARILIK:
   1983 Yılında arılığın mezarlık yamacına köy muhtarı Abdullah Çetinkaya tarafından çam ağaçları diktirildi. Kısa zamanda bu bölgede yüze yakın çam ağacı meydana gelmişti. Son yıllarda belediyenin bazı çalışmaları nedeniyle çam ağaçlar heder olmuştur. Arılık Tepesinin etrafı üzüm bağlarıydı.
   1956 yılında tepenin üzerine üç metre yükseklikte ince latalardan oluşan bir direk dikildi. Adına işaret denildi. Üç beş yıl devam etti. Daha sonra ilgilenen olmadı. Direk çürüdü ve yıkıldı. Doğusunda Pendir Hacı Yusuf Bağı, Pendir Mehmet Bağı, Pendir Hasan’a ait bağlar vardı. Fakılar’dan Hoca Nazmi, ve İmam Hasan Tükel’in bağları vardı. Bu bağların altında Guzgeçe’ye giden bir patika yol vardı. Şimdiyse bu yol belediye tarafından sekiz metre genişletilerek üç harmanlara kadar parke taşı döşendi.
    Arılığın Güneyinde Veli Ataş, Boyacı Ömer, Solak Yusuf, Solak Mehmet, Kalaycı Veli, Katrancı Hacı Ömer, Cuhla Ömer Ali ve Cuhla Ömer Veli bağları vardı. Her aile katır yükü dediğimiz yüklerle 15-20 yük üzüm keserlerdi. Son yıllarda bağlar tamamen battı. Herkes bağını arsa yaptı. Hoca’nın bağının içinde Çağal dediğim taş yığınları vardı. Bu taşları bağın dışına taşırken Çağalın birinin içinde bir kazan altın bulur.
   ‘’Akşam olsun da eve götüreyim.’’ derken uzaktan takip eden biri hoca eve gittiğinde altınları oradan alır. Götürüp başka yere saklar. Bir başkası onu takip eder. Altınları saklanan yerden alır. 1986 yılında Cerit kasaba olunca belediye başkanı Hasan KEKİL arılık tepesinde dozerler, kepçeler çalıştırır. Bu çalışmalar her gelen belediye başkanları tarafından devam etti.
    Tepeyi on metre kadar indirdiler. 2014 yılında bu tepeye beş katlı bir imam hatip lisesi, dört katlı bir ilkokul yapıldı. Mezara benzer oyuklar ve kayaların yüzünde bazı kabartma resimler vardır.
--------------------
   HÜSÜBELA:
   Cerit’e yolun yeni yapıldığı 1963 yılında Yol Hüsübela’nın tepesinden  Mısto Mehmet’in evinin   arkasından iki keskin viraj ile Cerit’e ulaşırdı.
--------------------
   HANİFOĞLU:
   Tepe köyün tam doğusu, Çağlayancerit devlet hastanesinin bulunduğu bölgede yer alır. Tepenin etrafı üzüm bağlarıyla çevriliydi. Cerit’e gelen yol bu tepeden üç keskin virajla aşılırdı.            
--------------------                        
   KÖM DAMLARI:
   Ateşin Köm’ü, Cerit’in karşısı ormanlığın içinde Ahmet Ağalar kömü değirmen gözünün beş yüz metre yukarısında. Ormanın içinde yavşandadır. Daz’da Ufonun kömü, zamanın da bu kömler de yaz kış davar sürüleri beslenirdi.
----------------------
   BİÇMOLUK OYMAĞI:
   Biçmoluk 1956-1973 yılları arasında başlı başına büyük bir oymaktı. Biçmoluğun bilek kadar suyu vardı. Önünde kamalak ve ardıç ağaçlarından yapılmış altı tane sıralı su holuğu önünde beş tane büyük dut ağaçları ve dutların arasında bahçe sulamak için çamur ve taş duvardan yapılmış ahşap birde göl vardı.
   Bu oymakta her ailenin kendisine yetecek kadar sebze bahçeleri vardı. Bahçe sulama işi nöbetle yapılırdı. Sırası gelen gölün suyundan bahçelerini sularlardı. Burada herkesin kendine yetecek kadar ormanı vardı. Birçok ailenin sığırları ve davar sürüleri olurdu. Kuşluk vakti olduğunda sürüler dağdan indirilir, holuğun çevresinde yatağa vurulur, oymağın gelini veya kızı sürüleri sağarlardı.
   Yaz mevsimlerinde Biçmoluk bambaşka bir oymaktı. İnsanlar cıvıl cıvıl komşuluklar, dostluklar, akrabalıklar o biçimdi. Bu insanlar imece usulü birbirlerinin ekinlerini biçerler. Harmanını sürer herkes birbirlerine yardım ederdi. Oymak 1975 Yılına kadar bir arada yaşamaya devam ettiler. Son yıllarda kimi öldü, kimi köye göçtü oymak tamamen dağıldı. Oturdukları evler yıkıldı. Şimdilerde yaz aylarında iki aile bu oymakta yaşamakta kış gelince ilçeye göçerler.
    Bu oymakta yaşamış insanlar:
Ahmet Diner, Hacı Diner, İbrahim Diner, Mehmet Diner, Mustafa Diner, Sülale adı: (GROLAR),
Vırıt Ali Onaran, oğlu Veli Onaran, Vırıt Yusuf Onaran Sülale adı: (VIRITLAR)
Yusuf Dinler, Ömer Dinler, Çerkez Dinler, Mehmet Dinler Sülale adı (KARABEKİRLER)
Yusuf Tulgan, Oğlu Ahmet Tulgan, Durmuş Tulgan, Sülale adı: (TATARLAR)
Mehmet Kurt, Oğlu tomas lakaplı Mehmet Kurt Oğlu Gıro lakablı Ahmet Kurt, Sülale adı: (PATALAR)
Salman Kekil, Oğlu Ali Kekil, Kadir Kekil. Sülale adı: (İNCAAZLAR)
Veli Ataş, sülale (MUCUKLAR)
--------------------------
    CÜCELER OYMAĞI:
    Cüceler, Biçmoluğun beş yüz metre doğusunda yer alır. 1956/1974 Yılları arasında geniş bir oymaktı. Bu oymağın insanları da birbirlerine komşu ve akrabadırlar. Herkesin tarlası, bağı, bahçesi ve ormanı davar sürüleri, koyun sürüleri sığırları vardı. Su kaynağı çok az iki parmak kalınlığında akar. Pınarın önünde bir tane dut ağacı, üç tane holuğu vardır. Bu pınarın altında çamur ve taş duvardan yapılmış göl vardı. Herkes tarlasını bahçesini bu gölden sularlardı. O tarihlerde bu insanlarda huzur, neşe, sevgi, saygı ve komşuluk vardı. Ekin ve harman hasadı kenger alımı zamanı herkes birbirleriyle yardımlaşa çalışırlardı. Kimse kimseden para almazdı. Şimdilerde mahalle tamamen yok oldu.
   Cücelerde ikamet etmiş insanlar:
Mahmut Berk, Oğlu Ali Berk, Oğlu Mıstık Berk, Cüce Mehmet Berk, Sülale adı: (CÜCELER)
Mehmet Karagöz, Oğlu Mehmet, Oğlu K.Mehmet, Oğlu Halil, Oğlu Osman, Oğlu Memiş Karagöz Sülale adı:  (KARGÖZLER)
Ahmet İncecik, Bekir İncecik, Veli İncecik Sülale adı: (YALANCILAR)
İbrahim Baykurt, Oğlu Mustafa Baykurt, Oğlu Cuma Baykurt Sülale adı: (MANOĞLANLAR)
Yakup Çağrıcı, Sülale adı: (YAAPLAR)
Ahmet Derebent, Oğlu Mehmet Derebent, Oğlu Âşık lakaplı Yusuf Derebent,  Sülale adı: (KARAHASANLAR)
İbrahim Aras, bu oymakta bir müddet ikamet ettiler.
Son yıllarda kimi öldü, kimi Pazarcık’a kimi Cerit’e göçmüşlerdir.
 -----------------------
   DEVRENT OYMAĞI:
   Bu oymak Biçmoluğun sekiz yüz metre aşağısında yer alır. Burada Galifelere ve Fişökelere ait üzüm bağları ve tarlalar vardı. Galife Mustafa’nın maseresi vardı. Biçmoluk, Cüceler, Tosunlar ve Fişökeler oymağında yaşayan insanlar pekmezlerini bu maserede kaynatırlardı. Oymağın içme suyu çok kısa ve bir el parmağı kalınlığında suyu vardı. Pınarın önünde üç tane ağaç holuk mevcutdu.
   Önünde bir göl vardı. Gölün önünde Kavlak Gocaya ait araziler vardı. Bu oymakta ikamet etmiş insanlar: Mehmet Aras, Oğlu Mehmet Aras, Oğlu İbrahim Aras, Oğlu Hacı Aras, Oğlu Ali ve Osman Aras, sülale adı: (Kavlaklar) Galife Koca, Oğlu Mustafa bu oymakta ikamet ettiler. Sülale adı: (Galifeler) Cino lakaplı Mehmet Baykurt, Veli Baykurt sülale adı: (Manoğlanlar) Bu aileler bir müddet bu oymakta yaşadılar. Son yıllarda kimi öldü, kimi Pazarcık’a, kimi Cerit’e göçmüşlerdir.
--------------------   
   KÖYÜN GELİR KAYNAĞI:     
   Genelde çiftçilik, malcılık, ve yılardır Halk’ın gelir kaynağı yıllardan beri Çukurova, Şanlıurfa, Gaziantep, Diyarbakır gibi illerde fabrikalarda çalışırlar. Pamuk çapalama ve toplama işlerinde günlükçü olarak elde edilen gelirlerdir. Ayrıca portakal, mandalina hasatı gibi işlerde çalışmak üzere Kuzey Kıbrıs’a giderler.
----------------------  
   İŞ YERLERİ:
   Bir adet Ptt şubesini İbrahim Mısır çalıştırdı. Üç adet Hızar Atölye’si, Hacı Ömer Mehmet, Fevzi Boğaz Yusuf Kekil çalıştırdı. Üç adet taş fırın, Kara Mustafa, Gaziler, Solak Ömer çalıştırdı. İki adet kasap Solak Mıstık Tekel ve Kocoğlan bir adet bakkal
   Köşker Salman, üç adet manifatura dükkânı Solak Mıstık Tekel Hacı Yelo, Veli Güler, dört adet demirci, Ahmet Altun, Körhasan, Mehmet, Körhasan Hacı Körhasan, dört adet köşker, Ali Güler, Köşker Salman Bahçe, Hafız Yusuf, Hafız Doğanpınar üç adet kalaycı, Ahmet Yurtal,
   Nalbant Ahmet,  Kalaycı Yusuf, iki adet Semerci Ali  Açıkgöz ve Ali Rıza Ünal, iki adet nalbant ustası Kır Nalbant Temziyürek, Sarıkız Battal Yıldızlı, bir adet kilim ustası, Veli Duymaz.
-------------------
   CAMİLER:
   Keziban Hatun Camisi, Hafız Ahmet Camisi, Arıoba Camisi, Garaj Camisi, Kur-an kursu.
------------------
   OKULLAR:
   Keziban Hatun Camii yanında bir ev okul haline getirilmişti. Bu okul Cerit’in ilk ilkokuluydu.1956 yılında yapılan köy merkez okulu, 1975’ de bir ev ortaokul haline getirilerek köyde ortaokul açılmıştır.
 Aksu’ da bir ilkokul, Akdere’ de bir ilkokul, Engizek Alikocalarda bir ev okul haline getirilmişti. Alikocalarda da bir ev okul haline getirilmişti.
-------------------------
   YURTLAR OYMAKLAR:
   Tosunun yurdu, Uşakkırılan  Kavlaklar oymağı, Yalancılar ve kurşun Osman Yurdu, Babacolar,  Hıltlar yurdu,  Körkuyu ve Kaleğdiği oymağı, Erik ve Kavak Oymağı, Manoğlan ve Kocalıholuk yurdu, Âşıklar Oymağı, Katıranlık ve Salmanlar oymağı, Kösnülü Otlu burun Cinniler oymakları, Suçıkan ve Balalılar yurdu,  Karaveliler Kürt pınarı, Bilallar ve Topal Ali oymakları.
-----------------------------
   AĞAÇ OYMACILIĞI:
   1960-1975 Yılları arasında Cerit merkezinde iki veya üç metre kuturunda ceviz ağaçları vardı. Bu ağaçlar günümüzde yok oldu. Köyde ceviz oymacılığı yapan Ali Onaran ceviz ağaçlarını genelde bu usta işledi. Bu ustadan feyiz alan birkaç usta Mehmet Karasu, İbiş Güler, Veli Ataş, Ahmet Ataş. Ceviz tahtasından sandalye, sandık, duvara asılan büyük tablolar yapılırdı. Cilalanır, boyanır, güzelce süslenirdi. Bunlar gelin olan kızlara çeyiz olarak verilirdi. Günümüzde birçok ailelerin evlerinde bu sandıklar mevcuttur. Şimdi oymacılık ve işleme sanatı da yok oldu.
--------------------------    
    AĞAÇ BEŞİK:
    Bebekler için ağaçtan yapılmış beşikler vardı. Genelde beşik işini Molla Yusuf ve Mehmet Boğaz yapardı. Anneler bebeklerini bu beşiklerde büyütürdü. Evin odasına salıncak denilen ipten beşik yapılırdı. Bu gelenek azda olsa günümüzde devam etmektedir. Anneler çocuklarını büyütmek için şimdiki gibi özel bezler yoktu. Çapıt bezler kullanırlardı.  Bebeklerin altına yaş geçirmesin diye höllük adı verilen yumuşak toprak elenir konurdu. Çocuğun üzeri yorgan ile örtülür ve bebek beşikten düşmesin diye yörek ipi ile bebek bağlanırdı. Bebeğin başı üşümesin diye özel renkli bez parçalarından yapılmış terlik giydirilirdi. Ağaç beşikleri günümüzde bazı aileler kullanırlar. Bu bölümde anlattığım birçok gelenekler günümüzde unutuldu.    
------------------------        
    AĞAÇ KAŞIK:
    Zamanında hiçbir ailede demir kaşık, çatal diye bir şey yoktu. Köyde ağaç kaşık oymacılığı yapan ustalar: Koca Mıstık, Muhammet Güneş, Veli Ataş, Salman Çelebi vardı. Genelde kaşık, armut ve erik ağaçlarından yapılırdı. Ağaç kaşığın büyüğüne çomça denilirdi. Bu kaşıklar bile her ailede yeterince olmazdı. Yemek yerken kardeşlerimizle kaşıkları paylaşırdık.                                
---------------------    
    ÇİFTÇİLİK VE TAŞIMACILIK:
    Ç.Cerit’li, motorlu taşıtlarla tanışmadan önce at, katır, eşek gibi hayvanlarla taşımacılık yaparlardı. Aynı zamanda binek hayvanı olarak yararlanırlardı. Tarla ve bahçeleri karasabanla öküz veya at, katır, merkeple sürerlerdi. Çift sürmede  ağaç saban, boyunduruk ve meses kullanılırdı. Daha sonra saban demirden imal edildi. Öküzlerle çift sürülmese de at, eşek, katır ile çift sürme devam eder.
-------------------------
   BATIL İNANÇLAR:
   İki bayram arası düğün yapmanın aileye uğursuzluk getireceğine inanılırdı. Düğün Salı günü başlar, Perşembe günü biterdi. Mahallede cenaze olduğunda düğün durdurulurdu. Gelin sessizce oğlan evine götürülürdü. Temmuz, Ağustos ayları çok sıcak geçerse o sene karın çok yağacağına inanılırdı. Bir evde eşler devamlı kavga ederse o aileye başka huzursuzluklar getireceğine inanılırdı. Bile bile bir kedi öldürülürse öldüren kişinin hastalanacağına ya da başına başka bir iş geleceğine inanılırdı.
    Cuma günleri çalışılmaz, Salı gününde çamaşır yıkanması ailede uğursuzluk sayılırdı. Evlerin yakınında kargaların ötmesi aileye uğursuzluk getireceğine inanılırdı. Köpeklerin bir evin yakınında havlaması o aileden birinin öleceğine veya ağır hasta olacağına inanılırdı. Köyün dışında havlaması o köyden bir kişinin öleceğine inanılırdı. Depremin adına ‘’Yer oynadı.’’ denilirdi.
    Havalar kurak giderse, ağaçtan yapılmış çomçalı gelin ismi verilen renkli tüllerle süsleyip bebek haline getirilir. Bir bayan bunu eline alarak Mahallelerde maniler söyleyerek ‘’Çomçalı gelin susamış su ister bir tas su getirin.’’ diyerek gezdirir. Yağmur yağması için herkes çomçalı gelinin başından bir tas su dökerdi.
    Bunu genelde Deccel Karı diye bir yaşlı kadın yaptığı zaman bu dilekler kabul olurdu.  Günümüzde bu gelenek yok oldu. Evli bir erkeğin ikinci hanım alması hele de bu kişi yaşlı ise tekrar düğün çaldırması mahalleye uğursuzluk getireceğine inanılırdı. Karasinek çok olursa o sene kışın  sert geçeceğine inanılırdı, kızıları çok olursa kışın hoş geçeceğine inanılırdı.
    Ay tutulduğunda ayı bir yılanın yuttuğuna inanılır evde bulunan silah doluysa silahın yönü havaya çevrilerek boşaltılmazsa o eve uğursuzluklar getireceğine inanılırdı. Ayrıca ayın yılandan kurtulması için tenekeler çalınarak ses çıkartılır, salalar okunurdu. Yılanın ayı bırakacağına inanılırdı.
    Sıtma hastalığını iyileştiren pınar vardı. Bu pınarda yıkanan kişinin sıtması geçerdi. Sarımsak kabuğu rast gele yere atılıp tepelenmez, tepelenirse aileye uğursuzluklar getireceğine inanılırdı. Güvercinin öldürülmesi, pisliğinin tepelenmesi aileye uğursuzluk getireceğine inanılırdı. Ocağın külü rastgele yerlere atılmazdı. Ve tepelendiğinde cin çarpmasından korkulurdu.
   Yeni doğum yapmış kadının ve bebeğin kırkı çıkmadan evden çıkarılmaz. Doğum yapan kadının üzerinden atlanılmaz, kediye atlatılmaz. Doğum yapmış kadın, diğer doğum yapan kadının evine habersiz gelemezdi. Gelmesi için iki kadın arasında iğne değiştirilir. Yine kırkı çıkmayan kadının ve bebeğin üzerinden cenaze götürülmez. Düğün konvoyu geçirmezlerdi.
    Şayet cenaze evin üzerinden geçmek zorunda ise anne bebeğini kucağına alır, cenaze gelecek yolun üst tarafında beklerdi. Günümüzde bu inançlar yok oldu. Yeni doğmuş bir haftalık bebeğin muhtelif yerlerine ateşte ısıtılmış iğne basılırdı.
    Bu inanç azda olsa günümüzde devam eder. Yeni doğmuş bebeği ve anneyi al basmasın diye bebeğin ve annenin başının altına Kur’an-ı Kerim konur yastığın içine iğne batırılmış soğan, bıçak ya da demir parçası konulurdu. Bacaların içine karaçalı konulduğu da söylenir. Doğumdan kırk gün sonraya kadar geçen süreye "Kırkı çıkma" denir. Anne kırkı çıkıncaya kadar mecbur olmazsa
Doğum yapmış iki anne kırkı çıkmamışsa birbirleriyle karşılaştırılmazdı.
    Kırk çıkarma yapılırdı. Kadının ve bebeğin banyo yapması gerek. Kalburun üzerinden su dökülürken ‘’Bu kadınların kırkı, bu kurtların kırkı, bu kuşların kırkı, buda anne ile bebeğin kırkı.’’ denerek annenin ve bebeğin üzerinden su dökülerek kırkı çıkmış olurdu. Bu geleneklerin bazıları devam etse de birçoğu yok oldu gitti.
------------------------------
    HABERSİZ EVLENDİRME:
    İki aile birbirleri arasında konuşarak ‘’Kızım seni filanın oğluna verdik, oğlum sana falanın kızını aldık.’’ derlerdi. Oğlan ve kız birbirlerini görüp tanımadan, tanışmadan da olsa baba ve annenin karşısına çıkıp evliliğe hayır diyemezlerdi. Her ne pahasına olursa olsun evliliği kabul ederlerdi. Bu gelenek günümüzde tamamen yok oldu.
--------------------------------
   OKUNTU DAĞITMA:
   Okuntu komşulara, hısım, akrabaya ve tanıdıklara; çorap, elbiselik kumaş ve düğün gününü belirleyen davetiye kartları verilir.  Gün geldiğinde düğün başlar. Bu gelenekler günümüzde devam ediyor.
-----------------------------
   DÜĞÜR GİTME:
   Evlenecek olan gençler birbirleriyle konuşup tanıştıktan sonra sıra dünür gitmeye gelir. Dünür gitmeden önce damat adayının ailesi durumu bir aracıyla kız ailesine bildirir. Kızın ailesi daveti kabul ederse ‘’Gelin konuşalım.’’ derler. Davete eli boş gidilmez. Baklava veya kıvrım tatlısı götürürler. Kız ailesinden olumlu bir cevap alındığında münasip bir günde tekrar kız istemeye gidilir. Kız istemeye gidildiğinde bir aile büyüğü kızı isterken ‘’Allah' ın emri, Peygamber' in kavli ile kızınızı oğlumuza istiyoruz.’’ derler. Kızın ailesi ‘’Kız oğlan birbirlerini sevmişlerse Allah hayırlı etsin.’’ derler. Bu gelenek günümüzde devam etmektedir.
------------------------------
   NİŞAN TAKMA:
   Kızın ailesine birkaç gün sonra tekrar gidilir. Nişan için randevu istenir. Aileler ‘’Artık hısım olduk.’’ diyerek bir sofrada yemek yenilir, dualar edilir. Nişan kız ailesinin isteğine bağlı. İsterse nişan yaptırır.
    İstemezse yaptırmaz. ‘’Nişan masrafının yerine kızımıza bir tane bilezik takarsınız.’’ denilirdi. Bazı nişanlar iki aile arasında olur. Nişana eş dost, konu komşu davet edilmez. Nişanda damat adayının bir aile büyüğü kızın yüksüğünü takar. Kızın aile büyüğü damat adayına yüksüğünü takar. Damat adayının ailesi kıza bir çift altın küpe takar. Sıra gelir başlık parası konusuna.
    Bunun adına ‘’Kalın parası.’’ denirdi. Damat ailesinden bir miktar para alınırdı. Çeyizi kızın ailesi görürdü. Günümüzde başlık parası kendiliğinden kalktı. Sıra takı istemeye gelince, kızın ailesi kızı için cumhuriyet altını veya bilezik ister. Takı sayısı belirlenir. Bazı kız ailesi damat adayının ailesine takı işini sizin şerefinize bırakıyoruz diyebilir. Bu durumda aile bütçesine göre davranır. Takı kına günü takılır.
    Kız ve damadın ailesinin çevreleri bütçelerine göre gelin ve damada bir altın yarım altın, çeyrek altın veya bilezik, gerdanlık, kolye gibi takılar takılır. Altın takmayanlar para verirler. Nişanlılık döneminde arada bir kızın ailesine ziyarete gidilir. Damat adayı nişanlısına altın veya başka hediyeler götürebilir. Bu geleneklerin bazıları unutulsa da günümüzde devam edenleri vardır.
----------------------------
   ESKİ DÜĞÜNLER:
   Eskiden köyde düğünler daha bir başka olurdu. Her düğünün bir sağdıcı olur. Sağdıç düğünü yönetir. Düğünler genelde güz mevsimi kışa doğru yapılırdı. Düğünün başladığı gün oğlan evine Türk Bayrağı asılır. Düğünler genelde davul zurnayla devam ederdi. Davulu Kör Yusuf, Toko Ali, Zurnayı Lorkey çalardı. Bu işi yapanlara aptal denilirdi. Gerekirse aptalı Pazarcık’tan, Gaziantep’ten getirtirlerdi. 
    Düğün bir hafta devam ederdi. Düğünler genelde uzun damda çalınırdı. Erkekler gündüzleri halay çeker, tura oynar, güreş tutarlardı. Kadın ve kızlar erkeklerle birlikte halay çekmezlerdi. Kadınlar akşam geniş bir evde toplanır, kapılar içerden kilitlenir, davul zurna eşliğinde oynarlardı. Çok zaman davulcu, zurnacı kadınların yanında değil de kapıda çalarlardı. Kaçan kıza kesinlikle düğün yapılmazdı.
---------------------------              
    ŞİŞMAN OYUNU: 
    Düğünlerde şişman oyunları oynanırdı. Şişman denen kişi ellerini yüzünü bacaklarını saç karasıyla boyar Halk’ın arasında maskaralık yaparak halk’ı güldürürdü. Bu oyuncular lakabıyla Sarıkız Hıdır, Camız Ahmet, Balaban Haceli Duymaz, Oruçpınar’ı köyünden ‘’İnce’’ denilen kişi genelde şişmanı oynardı.
------------------------
    GÜREŞLER:
    Köyün yiğit delikanlıları güreşirlerdi. Bu güreşçiler Mustafa Tükel, Ahmet Öcal, Mahmut ve Mustafa Çalışkan, Osman Karagöz, Körhasan Veli, Bertiz’in köylerinden kendine güvenen güreşçiler gelirdi. Bu geleneklerimiz bir bir yok oldu.
--------------------------    
    HALAY OYUNLAR:
    Halk oyunlarımızdan yöremize ait Bertiz, Ceren, Çamdan, Sakız akıyor, Türkmen Halayı, Kırıkhan, Hasan Dağı, Köroğlu, Maraş Halayı, Antep Pekmezi gibi oyunlar oynanır. Kadın erkek kesinlikle bir arada halay çekmezlerdi. Gelin hiç oynatılmaz, damatla dans ettirmezlerdi.
---------------------------
   TURA OYUNU:
   Tura kıl ipinden elli santim uzunluğunda özel örgülü ucu düğümlenir. Bu oyunda iki kişi karşılıklı oynarken tura ipi ile birbirlerini döverler. Ortada bazen dört kişi olur, davul zurna eşliğinde oynanır. Oyuncular sırtına sade bir beyaz gömlek giyer kalın elbise giyinmezler. Sırtlarında aba veya ceket varsa çıkartırlar. Taraflardan biri pes edinceye kadar oyun devam eder. Oyun zıplayarak ve koşarak oynanır. Bu oyunları oynamak gerçekten yürek isteyen oyunlardan biridir. Günümüzde bu oyunun adı bile kalmadı.
-------------------------       
   SİNSİN OYUNU:
   Geceleri ateşler yakılarak sin sin oyunu iki veya üç kişi tarafından alev alev yanan ateşin üzerinden atlayarak oynanır. Bir kişi ateşin başından ayrılmaz, ateşin bekçisidir. Başka gelen biri onu kovar kendisi bekçi olur, oyun böyle devam eder gider.
 -----------------------------
    GELİN GÖTÜRME:  
    Gelin herdem denen çeşitli renklerde tül bezlerle tepeden tırnağa süslenir. Gelini almak için seğmenler toplu halde silahlar sıkarak kız evine giderler. Kız, baba evinden çıkmadan önce kapı tutulup hediye istenirdi. Kapıyı tutanın isteği verilir. Gelin evden alınarak ata bindirilir. Oğlan evine doğru yol alır. Seğmenler kara barut ile tüfek ve çifte tabanca sıkarak ilahiler eşliğinde götürülürdü. Damadın babası gelinin yanı sıra yürür.Çocuklar ve büyükler gelinin yolunu keser. Düğün sahibinden para isterler. Düğün sahibi yolu kesenlere üç beş kuruş vererek razı eder.
    Damadın ailesinden başlık parası alınmışsa çeyizi kızın ailesi görürdü. Çeyiz bir katır veya iki katır yükü olurdu. Ceviz tahtasından yapılmış iki tane sandık, özel kabartma nakış işlemeli diğeri çul çuval artmak ve kaplardan oluşurdu. Kız baba evinden çeyizini de beraber götürürdü. Oğlan evine gelindiğinde gelin hemen attan indirilmez. Gelinin kucağına ilk çocuğu oğlan olsun diye erkek, kız olsun diye kız çocuğu koyarlar.
    Sağdıç gelin attan inmiyor diyerek kaynanayı, kayınbabayı gelinin yanına çağırır. Geline hediye ister. Kaynana, kayınbaba ceviz ağacı ve bağ verirlerdi. O arada gelin attan indirilir. Gelin merdivene adımını atmadan önce başından şeker ve buğday atılır. Gelin evin kapısına geldiğinde eline bir nar verilir. Gelin bu narı kapıya çarparak kırar. Orada bulunan herkes tarafından alkışlanır. Narın kırılması gelinin güçlü ve yiğit olması anlamında, kıramazsa gelinin güçsüz, zayıf olması anlamına gelir.
   Sıra gelin ve damadın odalarına gitmesine geldiğinde kaynana eline Kur-an’ı Kerim alır kapının eşiğinde elinde tutar. Gelin ile damat birlikte kitabın altından geçerek odalarına giderler. Kur’an-ı Kerim’in altından geçmeleri gelin ve damatın dini ibadetlerine düşkün olmaları anlamına gelir. Daha sonra yemekler yenir kuran okunur, dualar edilir. Yemek sonu düğün sahibi bir köşeye çekilir. Yemeğini yiyen Halk hayırlı olsun dualarında bulunurlar. Bu tür geleneklerimiz devam etmektedir.
-----------------------------
   YENİ DÜĞÜNLER:
    Günümüzde davul zurna geleneğimiz pek az. Davul zurnanın yerini orkestralar, ilahiler almış vaziyette. Eskiden bir hafta veya iki hafta olan düğünler günümüzde kalmadı. Şimdi bazı aileler bir gün, bazıları üç gün, bazıları dört saat devam eder. Şimdi düğünler her mevsimde yapılıyor. Bazı gün bir günde en az üç beş tane düğün olur. Köyde düğün salonu yoktu. Düğünler genelde sokaklarda çalınırdı. Kadın kız eskiden açıkta halay çekmezlerdi. Şimdi kadın, erkek gece gündüz karışık el ele, kol kola halay çekiyorlar. Öğleden sonra takı merasimi yapılır.
    Kaynana kayın baba takacakları takıyı takarlar. Peşinden iki ailenin akrabaları ve gelinin ve damadın arkadaşları takılarını takarlar. Kız tarafı oğlana, oğlan tarafı kıza takarlar. Genelde cumhuriyet altını ve para verilir. Akşam saat yirmi ikiye doğru gelin ve damadın gece kınası yakılır. Kına gelinin sağ avuç içine yakılır.
    Aynı anda damadın sol el serçe parmağına kına yakılır. Gelinin avucuna altın konur, eli bir bez ile sarılır. Avuca konan altın gelinin olur.Gelinin çeyizi bir hafta önce damadın evine dizilir. Sabah saat on onbir arası düğün alayı kız evine kalabalık taksi ve dolmuşlarla konvoy halinde gider. Kız evine gelindiğinde kız evi kapı tutar para ister. Kapı tutan kişiye bir miktar para verilir. Gelin ailesinin evinden dualar eşliğinde alınarak özel bir taksiye gelin damat beraber binerler. Taksinin önüne damadın babası biner. Yol kesen çocuklara, büyüklere para verir. Konvoy eşliğinde damadın evine gelinir.
-----------------------------
    DÖŞEĞE GİTME:
    Düğünden bir gün sonra bayanlar döşeğe giderler. Bu gelip gitmeler bir hafta ile on beş gün arası devam eder. Döşeğe varan kadınlar gelini ve gelinin çeyizini görür, hem de aileye üç beş kuruş maddi yardımda bulunurlar. Bu gelenek günümüzde devam etmektedir.
---------------------------              
    YOL AÇMA:
    Yol açmak için aileden bir hanım görevlendirilir. Ufak bir hediye ile kız evine gönderilir. Yol açıldıktan bir gün sonra gelin ve damat bir aile büyüğü ile kızın evine giderler. Oturulur, sohbetler edilir, çay kahve içilir. Kız isterse bir gece baba evinde yatar. Damat evine gider. Ertesi gün gelin damat birlikte evlerine dönerler. Bu gelenek günümüzde devam etmektedir.
-------------------------
  
BEBEK GÖRME
   Doğum yapacak kadınlar için tecrübeli ve yaşlı kadınlar çağrılırdı. Doğumu yaptıran kadın bebeğin göbeğini keser. Bebek iyotlu tuz ile iyice tuzlanır. Yirmi dört saat tuzda yatar. Bunun anlamı vücudun dirençli olmasıdır. Evin büyüğü tarafından bebek kucağa alınır, kıbleye dönerek çocuğun kulağına ezan okuyarak ismi söylenir. Sonra banyosu yapılır. Konu komşu, hısım akrabalar ufakta olsa hediye olarak elbise ve altın getirirler. Bebeğin dişleri çıkmaya başlayınca buğday, mısır ve nohut karıştırarak hedik pişirilir.
Komşulara dağıtılır. Bu tür gelenekler günümüzde devam etmektedir.
-------------------------   
   BEBEK BEŞİĞİ
   Bebekler için ağaçtan yapılmış beşikler vardı. Bebeğin beşiği ve yatağı kızın annesi kızı doğurmadan önce hazırlar.
----------------------------
   SÜNNET TÖRENİ:
   Yöremizde sünnet yaşı, ortalama bir aylık veya yedi yaş arasıdır. Hali vakti iyi olan aileler Sünnet Düğünü, yaptırır. Sünnet edilecek erkek çocuğa kirve bulunur. Sünnetten önce kirvenin hanımı, çocuğu banyo yaptırır. Kirvenin çocuğa aldığı kıyafetleri giydirir. Kirve çocuğu kucağına alarak bir uzman doktor veya sağlıkçı tarafından sünnet ettirilir. Sünnet olan çocuk yatağına yatırılır. Komşular ve akrabalar tarafından çocuğa takılar takılır. Takı altın ve para olur. Sünnet töreninden sonra Mevlit okunur, dualar edilir. Bizde kirve demek birinci derece akraba demektir. Kirveler, kesinlikle çocuklarını birbirleriyle evlendirmezler. Kirve çocukları birbiriyle kardeş sayılır. Bu gelenek günümüzde devam etmektedir.
-------------------------   
   CENAZE VE TAZİYE
    Çağlayancerit’te cenaze törenlerine çok önem verilir. Ölüm haberi duyan komşular cenaze evine giderler. Cenazenin yıkanmasını beklerler. Cenaze yıkanınca tabuta konur, üzerine esans ve kolonya dökülür.  Cenaze evden alınıp omuzlarda taşınarak musalla taşına getirilir. Burada bir imam tarafından namazı kılınır. Tekrar omuzlarda Kabristan’a götürülür. Cenaze hazırlanan mezara defnedilir.
    Bir gün sonra taziye ziyaretleri başlar. Cenaze evinde kadınlar ayrı, erkekler ayrı yerde toplanır. Kadınlar ağıt yakarlar. Taziye yerinde kur-an okunur ölenin ve tüm geçmişlerin ruhuna Fatiha’lar bağışlanır. Cenaze sahiplerine öğüt nasihatler de bulunulur. Baş sağlığı dilerler. Konu komşu yemek yaparak cenaze evine gönderir. Bu gelenek bir hafta ile onbeş gün arası devam eder. Gelen misafirlere kola ve çay gibi içecekler ikram edilir. Bu geleneklerimiz günümüzde devam etmektedir.
------------------------------  
   KUR’AN OKUTMA:
   Cenaze sahipleri, taziye süresince tıraş olmaz, elbiselerini değiştirmez ve saçlarını taramazlar. Bu, gelenek yas çekme anlamındadır. Günümüzde bu inançlar unutuldu. Taziyeden bir gün sonra veya bir hafta sonra ölen kişinin ruhu için yemek hazırlanır. Yemekler, sulular yenilir. Peşinden kur-an’ı kerim okunarak tüm geçmişlerin ruhuna Fatihalar bağışlanır.
-------------------------
   MEVLİT OKUTMA:
   Yıllar önce mayalı hamurdan kömbeler yapılır, mevlit kömbeyle okutulurdu. Şimdiyse yemek yapılıyor. Genelde; pirinç, bulgur, dövme pilavı yanına; patates sulusu, nohut ve fasulye sulusu, yoğurtlu cacık, lahmacun gibi yiyecekler hazırlanır.
   Komşular toplanır iki hoca tarafından mevlit okunur. Arada misafirlere mevlit için hazırlanmış şerbet verilir, tütsü koklatılır. Mevlit şimdi genelde camilerde okutuluyor. Cami cemaatine özel hazırlanmış paketlerde bisküvi, şeker dağıtılır, mevlit şerbeti veya kola, meyve suyu gibi içecekler ikram edilir. Mevlit okuyan hocalara el avlusu veya para verilir. Bu gelenek günümüzde devam etmektedir.
----------------------------
   HACCA UĞURLAMA:
   Hacca gidecek Hacı adaylarını uğurlamak için bir vakit namazının ardından cami cemaati ve diğer hısım, akrabalar, vatandaşlar toplanır. Kur-an ve ilahiler okunur. Topluca dualar edilir. Hacı adayları Halk’la helalleşirler. Arabalara Türk Bayrağı asarak konvoy eşliğinde hacılarımız uğurlarız.
-----------------------------
   HACI ZİYARETİ:
   Haçtan dönen hacılar yine Halk tarafından araba konvoyları ile toplu halde yolda karşılanırlar. Bir toplantı yeri belirlenerek orada toplanıp dualar edilir. Hacılar evlerine gönderilir. Ertesi gün konu komşular ufak hediyeler alarak hacıları ziyaret ederler. Hacı gelen misafirlerine Zemzem Suyu, hurma, tespih, terlik, esans yüksük gibi hediyeler verirler.
----------------------------
   ASKER UĞURLAMAK:
   Askere gidecek gençlerin eline kınalar yakılır. Gece on bire kadar davul zurna eşliğinde halaylar çekilir, şenlikler yapılır. Sabahleyin asker adayları bir yerde toplanır. Büyük dualar edilir. Ardından kur-an okunur. Böylece gençlerimizi askere göndeririz. Askere giden gençlere arkadaşları ve konu komşu üç beş kuruş harçlık verir. Bu geleneğimiz günümüzde devam etmektedir.
-------------------------------
   EV GÖRMEYE GİTME:
   Yeni yapılan ev için ev sahibi tarafından önce yemek yapılır; sulular, pilavlar, tatlılar hazırlanır. Konu komşu davet edilir, yemekler yenilir. Kur-an okunarak dualar edilirdi. Sonra ev ziyaretleri başlar. Yapılan ev beton veya ahşap olsun fark etmez. Yakın akrabalar ve tanıdıklar ‘’Eviniz hayırlı olsun.’’ demeye gelirler. Ev görmeye boş gidilmez tabi. Para, halı, kilim, yolluk, perde, herhangi bir mutfak eşyası gibi hediyeler götürürler.
--------------------------
   YEMEK ÇEŞİTLERİ:
   Köyümüz Coğrafi bakımdan, Akdeniz Bölgesinde bulunmasına rağmen hem Güneydoğu, hem Doğu Anadolu bölgelerine yakın olduğundan, bu bölgelerin de yemek kültürünü taşımaktadır. Özellikle Güneydoğu Anadolu yemek kültürünü yansıtır.
-----------------------------
   ÇORBALAR:
   Aşure, Mercimek, Ezogelin, Bulgur Çorbası, Erişte, Sütlü Çorba, Katıklı, Yoğurtlu Çorba, Yoğurtlu Aş, Boş şora, Pirpirim, ve Narpızlı Çorba, Tarhana Çorbası gibi çeşitleri vardır.
-----------------------------
   TARHANA ÇORBA YAPIMI:
   Tarhana çorbasının yapılışı tarhana akşamdan bir tencereye su ile ıslanır. Sabahleyin çorbaya beyaz çalgam, nohut ilave edilerek kaynatılır. Çorba piştiğinde ocaktan alınarak soğumaya bırakılır. Çorbaya tereyağı yakılır. Bir baş samursak dibekte dövülerek hafif tuz ilave ederek karıştırılırılıp çorbaya katılır. Çorbaya ekmek doğramak çorbayı yiyenin isteğine bağlı. Çorbanın yanında pekmez helva gibi yiyeceklerle yenilir.
---------------------------------
    BORANILAR:
    Pirpirim, Narpız, Baldırcan, Kenger, Yemlik Boranısı gibi çeşitleri çoktur.
--------------------------------
   KÖFTE ÇEŞİTLERİ:
   Sulu Köfte, İçli Köfte, Mercimekli Köfte, Sümüt Köfte, Eşgili Köfte, Çiğ Köfte, Patatesli Köfte, Sarımsaklı Köfte daha birçok çeşitleri vardır.
---------------------------
   YAHNİ ÇEŞİTLERİ:
   Kuru Fasulye, Taze fasulye, Nohutlu, Patatesli, Mantar, Bezelye, Ebe Gümeci Yahnisi çeşitleri ve Paça gibi çeşitleri vardır.
----------------------------            
   HOŞAF ÇEŞİTLERİ
   Ekşi elma, tatlı elma, güz elması, şeftali, ayva, güz armutu, aşılak, kuru üzüm, kayısı, kara erik, incaz eriği, vişne, kiraz, böğürtlen, kuşburnu, yemişen bu tür meyveler yaz mevsiminde cinsine göre dilimlenir. Kabuğu soyulur, erik ve kiraz cinsleri tüm olarak güneşte kurutularak saklanır. Kış mevsiminde hoşaf yapılarak yemeklerin beraberinde yenilir.
---------------------------
   PİLAV ÇEŞİTLERİ:
   Bulgur Pilavı, Yumurtalı Bulgur Pilavı, Pirinç Pilavı, Narpuzlu Pilav, Körmenli, Etli ve Havuçlu Pirinç Pilavı, Salçalı, Dövme Pilavı, Fasulyeli Pilav, Patatesli, Keşkah Güveç, Tava,  Çoban Aşı, Tamtum  Aşı, Kabaklı Pilav gibi çeşitleri çoktur.
-------------------------
   SALATA ÇEŞİTLERİ:
   Domates salatası, pirpirim salatası, marul, narpız, bostan, kenger, ebegümeci salatası bu salataların içine zeytinyağı ve siyah zeytin taneleri suda pişmiş yumurta,  limon ve peynir ilave edilir.
-----------------------------
   TURŞU ÇEŞİTLERİ:
   Turşu genelde acı ve tatlı biberden yapılır. Domates, patlıcan, havuç, ayva dilimi ve sirke karışımından olur. Turşu genelde güz mevsiminde hazırlanır. Turşuya hafif limon ekşisi karıştırılarak yapılır.
------------------------------
    SARMA VE DOLMA:
    Dut ve bağ yaprağı, lahana, kabak, pancar yaprağı sarması gibi birçok çeşitleri vardır. Patlıcan dolması, domates, biber, kabak, soğan, bostan, patates dolması gibi birçok çeşidi var.
------------------------
   CERİT’TE YETİŞENLER:
   Cerit dört mevsimi doya doya yaşayan bir tabiata sahiptir. Taşı toprağı bereket fışkırır. Sebzesi, meyvesi, cevizi bir başka lezzettir. Köyde aklınıza gelen her tür meyve, sebze ve tahıl çeşitleri yetişir. Cerit’in taşında, toprağında, kayasında, ovasında, beton çatlaklarında her çeşit meyve sebze yetişmektedir. Köyde her ailenin kendisine yetecek kadar toprağı, bahçesi, bağı vardır. Her tarafı yeşillik meyve ağaçları, sebze bahçeleri, buğday tarlaları çok çok ünlü cevizi vardır. Her bir yanından sular fışkırır. Bağıyla bahçesiyle, dağıyla, ovasıyla, piknik alanları, alabalığıyla ünlü bir köydür.
------------------------------          
   MEYVE ÇEŞİTLERİ:
   Köyümüzde (goz) ceviz başta gelir. Aşı cevizi, yerli ceviz, kalaycı cevizi. Cevizin yararları saymakla bitmez. Her derdin devasıdır. Meyve çeşitleri: Ayva, hurma, ekşi elma, gürün elma, beyaz elma, kırmızı elma, çilek, beyaz dut, karadut, urumu dut, kara erik, sarıerik, incaz, yonuz eriği, şeftali, aşı şeftali, kiraz, armut çeşitleri hacıhamza, taşlı armut, aşılak, güz armutu, nar, badem gibi çeşitler vardır.
-----------------------------
   SEBZE ÇEŞİTLERİ:
   Karpuz, kavun, çapar kavun, domates, dolma biber, kırmızıbiber, cinbiberi, patlıcan, fasulye, bezelye, soğan, sarımsak, patates, yerelması, bamya, turp, beyaz çalgam, havuç, pancar, (Bezzik) uzun kabak, kış kabağı, bal kabağı, su kabağı, bostan, hıyar, (Salatalık) hıta, lahana, karalâhana, marul, maydanoz, kuzukulağı, çiğdem gibi çeşitleri çoktur.
-------------------------------
   SEBZE MEYVE KURULARI:
   Patlıcan, kabak, mantar, salatalık, biber gibi sebzeler kurutulur. Bağ yaprağı, dut yaprağı gibi yapraklarda salamura yapılarak kışın nefis dolma, sarma gibi çeşitleri yapılır.
-----------------------------
   BÖREK VE KÖMBE ŞEŞİTLERİ:
   Su böreği, kıymalı, etli, tavuklu, ısırgan böreği, ebegümeci böreği, bazlama, yağlama, közleme, kömbe, kül kömbesi, değirmen kömbesi, mısır kömbesi çeşitleri devam eder.
---------------------------
    PİDELER:
    Normal pide, etli pide, tahinli pide, peynirli pide, çeşitleri vardır.
-------------------------
   MANTILAR:
   Etli mantı, tepsi mantı, peynirli mantı çeşitleri vardır.
-----------------------
  TATLILAR:
   Baklava, normal tatlı, tel kadayıf, kıvrım, un helvası, irmik tatlısı, (Hapsa) tahin pekmez, helva, (Ballı kaymak) oğul balı, sütlü pekmezli bulamaç yağlı pekmez,  kuymak.
-------------------------
    AĞARTI ÇEŞİTLERİ:
    Süt ve kaymağı, yoğurt ve kaymağı, katık, çalkama, süzme, peynir, çökelek, tere yağ, ağız, teleme gibi birçok çeşitleri vardır.
------------------------------
   AĞARTILI YEMEKLER:
   Yoğurtlu çorba, yoğurtlu pilav, yoğurtlu sarma, katıklı çorba, katıklı aş, sütlü pirinç aşı, sütlaç, yoğurtlu cacık, yoğurtlu mantı, yoğurtlu narpızlı, yoğurtlu dövme pilavı,
ısırgan otundan yoğurtlu çorba çeşitleri vardır.

   TARHANA YAPIMI:
   Tarhana dövme ile yapılır. Tarhananın gevrek olması için dört şart aranır. Dördü bir arada olmazsa tarhana gevrek ve güzel olmaz.
-----------------------------------------------------
1- Buğdayı sert olmamalı Elbistan yazlığı denilen buğday olmalıdır.
2- Çok iyi pişirerek ocakta kürekleme işi ustaca yapılmalıdır.
3- Tarhana sabah erken serilmeli, havalar güneşli olmalı, esinti ve fırtına olmamalıdır.
4- Yoğurt yarı yağlı, yarı yavan, koyun, keçi, inek yoğurdu süzme normal ayran olmalıdır.
--------------------------
   Tarhananın suyu ocakta iyice kaynatılır. Yarma temiz suda yıkanır. Dövme kızgın suya dökülerek pişmeye bırakılmalı. Bir saat sonra özel yapılmış tarhana küreği ile devamlı küreklenmelidir. Dövmenin kıvamı tamam olunca kazanın ağzı kapatılarak bir müddet dinlendirilir. Sonra bakraçlarla kazandan alınarak beton zemin üzerine temiz bir bez serilerek üzerine boşaltılmalı.
    Üç beş hanım bir araya gelerek yağlı yoğurt, yavan yoğurt veya ayran karıştırarak büyük teşt dediğimiz leğenlerde yoğrulurken içerisine kurutulmuş nane, kekik, çörekotu, narpız karıştırılır. Tarhana için özel bir kuyu hazırlanır. Bu kuyuda sekiz ila on saat dinlenmeye bırakılır. Sabahın erken saatlerinde kavak, çınar, meşe dalına veya bu iş için özel hazırlanmış çığ üzerine sıkma halinde veya ağaç, mala ile çok ince serilir, kurumaya bırakılır. İki veya üç gün güneşte kuruduktan sonra toplanarak yün çuvallarında veya teneke kazanlarında saklanır. Kolay kolay bozulmaz en az bir, iki yıl tazeliğini korur.
   Tarhana yeni kurumaya başladığında firik halinde, ceviz içi, badem gibi yiyeceklerle yenilir. Kurumuş haliyle çerez olarakta yenilir. Tarhana Sıcak et suyuna batırarak ta yenilir. Soğan ile tereyağında kızartılarak yenilir. Ateş
üzerinde ekmek sacında gevretilerek yenilir. Tarhana hafif ılık suda yumuşatılır. Pekmez, tef helva, kuymak gibi şire çeşitleriyle yenilir.
 ---------------------------- 
   ÜZÜM BAĞLARI:
   Güney, Taşlık, Harap, Hanifoğlu, Yalangoz, İğde Üzüm Bağları, Ateş Yusuf Bağı, Hatın Holuğu Bağları, Bilallar ve Gözüböyükler Bağları, Körhasanlar ve Mollalar Bağları, Arılıkta Pendirler Bağları, Cuhla Ömerler, Ateş Veliye ait Bağlar, Toraman Bağları, Demirci Salman’ a ait bağ. Teslimeler, Fakılar, Mucuklar ve Devrent Bağları, Engizek Alikocalar, Biçmoluk ve Cüceler Bağları, Yalancılar Bağları.1956/1967 yılları arası Üzüm Bağları Cerit’linin geçim kaynağı idi.
-----------------------
   ÜZÜM ÇEŞİTLERİ:
   Ezezi, Sultan Ezezi, Kabarcık, Mahrabaşı, Ak Üzüm, Patlak Kara, Peygamber Üzümü, Kurunur Üzümü, Asma Üzümü birçok çeşitleri vardır.
------------------------
   ÜZÜMÜN PEKMEZ OLUŞU:
   Üzümler olgunlaştığında güz mevsiminde kesilir. Salkımların çürümüş hetifleri bağda ayıklanır. Katırlarla, merkeplerle masereye taşınır, farçlara dökülür. Üzerine bir miktar beyaz toprak serpilir. Bu toprak pekmezin ekşi olmamasını önler. Ayağa çizme giyilerek tepelenir, şerbeti çıkarılır. Çıkan şerbet farçtan olukla sala dökülür. Salda bekletildikten sonra yine holuklar aracılığı ile tortluk denen ocağa gönderilir. Şerbet duruluncaya kadar kaynatılır. Şerbet ocağın kenarında ki büyük sala aktarılır. Sırası geldiğinde şerbet ana ocağa aktarılır, kaynatılır.
    Pekmez gıvama geldiğinde ocaktan alınarak başka bir sala boşaltılır. Burada kulplu bir tas ile savrularak pekmez soğutulur. Bu arada çıkan köpük özel yapılmış ağaç kaşıklarla yenilir. Soğuduktan sonra tenekelerle eve taşınır. Kalaylanmış büyük don kazanı dediğimiz bakır kazanlara veya özel yapılmış sallarda saklanır. İyi pişirilmiş bir pekmez kışın soğuğunda donar. Bıçak ile dilim dilim kesilerek sofraya getirilir.
-----------------------         
   KURU ÜZÜM:
   Kuru üzüm genelde peygamber üzümünden en güzelleri seçilip çürükleri alınır tek tek hetiflenir. Sonra zeytinyağı ile yağlanarak temiz bez ve gazete üzerine serilir. Kurumaya bırakılır. Bir hafta güneşledikten sonra tekrar toplanıp yıkanır. Bir ve ya iki saat güneşletilir daha sonra saklamak için beyaz torbalarda veya sandıkta saklanır. Bozulma ihtimali yok.Yılın dört mevsiminde sade ve ceviz içi ile yenilir.
---------------------------   
    MASERE:    
    Masere yedi farçtan birkaç saldan bir büyük, bir küçük ocaktan meydana gelir. Farçlar bir metre ile iki metre kare halinde bir metre derinliğinde. Masere ocağı yuvarlak ve derin bir kuyu halindedir. Kuyunun etrafı ateşe dayanıklı kiremit taşları ve kireç ile örülür. Ocağın pekmez kaynayan ve tortluk denilen bölümü, özel yapılmış uzun tandır taşlarıyla çevrilir. Bu tandırların ön kısmı biraz dar, arka kısımları geniş olur. Tandırlar kenar kenara dizilir. Araları hamur ile birbirine yapıştırılır. Tandırların ucuna gelen kısmına bakırdan özel yapılmış kalın ve derin bir teş yerleştirilir. Pekmez kaynatılacak hale getirilirken ocakta büyük odunlar yakılır. Şimdiyse maserenin adı bile kalmadı.
------------------------
   NİŞE YAPIMI
   Nişe en iyi birinci buğdaydan yapılır. Buğdayın beyaz olmasına önem verilir. Buğday önce bol suda yıkanır. Don kazanı dediğimiz büyük kazana veya kulplu kazana buğday ıslatılır ve ağzı kapatılır. En az bir hafta bekletilir. Nişe olgunlaşırken suyu köpüklenir ve ekşi ekşi kokar. Birkaç tane ele alınır ezilir, olgunlaşıp olgunlaşmadığına bakılır.
   Eğer olgunlaşmışsa büyük teş dediğimiz leğenlere alınarak, ayağa çizme giyerek tepelenir. Eleklerden geçer. Süzme torbası dediğimiz beyaz torbalara koyularak ağzı bağlanır, ekmek tahtası üzerine konur, üzerine bir ağırlık konur. Suyu çekilinceye kadar bekletilir. Torbanın ağzı açılarak sabun kalıbı kalınlığında ki nişe bıçakla kesilir.
 Beyaz bez üzerine serilir. Güneşli havada kurutulur ve bastık, sucuk, bestil yapımında kullanılır.
----------------------------    
    HAPSA YAPIMI:
    Eğer bastık, bestil, sucuk için hapsa yapılacaksa büyük kazanlarda hazırlanır. Acele yemek için küçük tava veya küçük bir kazana pekmez konulur. Yeterince su katılır. Karıştırarak ocakta kaynatılır. Şerbet haline gelen pekmeze nişe ilave edilir. Tam kıvama gelinceye kadar ateşin üzerinde karıştırılır. Katılaşınca ocaktan indirilir, soğumaya bırakılır. Acele yenilecekse üzerine tereyağı dökülür sofraya getirilir.
--------------------------     
   BASTIK YAPIMI:
   Pekmeze yeterince su katarak şerbet haline getirilir. Ocakta kaynatılır. Şerbete nişe katarak karıştırılır, kaynatılır. Hapsa haline getirilir. Hapsa cıvık şekilde hazırlanılır. Kıvama geldiğinde yine kazandan bakraçlarla alınarak düz bir zemine serilen iki metre kare beyaz bezler üzerine dökülüp sıva malası ile ince bir şekilde beze yapıştırılır. Kurumaya bırakılır.
   Güneşte iki gün kurutulur, bezler toplanıp üst üste yığılır bastığı bezden almak için bezin arka kısmı ılık su ile ıslatılır. Bez yumuşayınca bastıkta kendiliğinden soyulur. Bir müddet dinlenir. Tekrar bastık birbirine yapışmasın diye beyaz buğday unu ile unlanır. Unda birkaç saat bekletilir. Sonra makaslarla kesilerek küçültülür. Dürülerek şuka yapılır. Kışın yemek için sandıklarda saklanır kolay kolay bozulmaz. Yılın dört mevsimde yenilir.
-----------------------------           
    SAMSA YAPIMI:
    Samsa bastıktan yapılır. Samsanın bastığı çok ince hazırlanır. Ceviz, fıstık, badem gibi çerezler dibekte dövülür, un haline getirilir. Bastık makaslarla küçük parçalar halinde kesilir. Üzerine ceviz, badem, fıstık ezmesi konulur ve muska gibi üçgen şeklinde dürülür. Sonra nişe ile unlanır kolay kolay bozulmaz. Yılın dört mevsimde sade yenilir.
-------------------------- 
   SUCUK YAPIMI:
   Sucuk, pekmezden ve şekerden yapılır. Yine bastıkta olduğu gibi hapsa hazırlanır. Sucuğun hapsası özel çalılarla ve bu iş için hazırlanmış motorlarla çırpılır, hapısa katılaştırılır. Altmış santim uzunluğunda ceviz içi ipliğe dizilir. Gerekirse badem, fındık, fıstık gibi çerezlerde ipliğe dizilerek sucuk yapılır. Hapsa tam kıvama geldiğinde derince bir kap içerisine koyulur. Ve hapsanın içine birkaç defa batırılıp çıkartılır.
  Bu işlem iki veya üç defa tekrarlanır. Daha sonra uzun bir şapta üzerine birer birer asılarak kurumaya bırakılır. Kuruyunca nişe ile unlanır, sandıklarda saklanır. Yılın dört mevsiminde yenilir.
 ----------------------------
    PESTİL YAPIMI:
    Pestil yine pekmez ve nişeden yapılır. Pekmeze, su karıştırılarak ateşte kaynatılır. Hapsa tam kıvama geldiğinde soğumaya bırakılır. Hapsa yuka tepsilere ve sinilere koyulur, iyice katılaşması beklenir. İki santim kalınlıkta, üç beş santim uzunluklarda mutfak bıçağı ile dilim dilim kesilir. Bezler üzerine serilerek güneşte kurutulur. Kuruma işlemi bitince pestilin birbirine yapışmaması için nişe veya un ile unlanır. Bozulma ihtimali yoktur. Yılın dört mevsiminde yenilir.
 ---------------------------- 
   ŞEKER HAPSASI:
   Bir kazana yeterince su konulur. Ateşte iyice kaynatılır. Kaynamış suyun içerisine yeterince toz şeker konulur, karıştırılır. Nişe ilave edilerek tam kıvama gelinceye kadar hafif ateşte karıştırılır. Pişince ocaktan indirilir, soğumaya bırakılır. Üzerine tereyağı dökülerek sofraya getirilir.
------------------------------          
    BULAMAÇ YAPIMI:
    Pekmez bir tavaya konur bir miktar su karıştırılır, ocakta bekletilir. İçerisine halis beyaz buğday unu katılarak ateşin üzerinde karıştırılır. Tam kıvama gelinceye kadar kaynatılır. Bulamaç olgunlaştığında ocaktan indirilir, soğumaya bırakılır. Üzerine tereyağı dökülür ve sofraya getirilir.
---------------------------- 
    KUYMAK YAPIMI:
    Pekmez ve şekerden yapılır. Pekmeze ve şekere su ilave edilmeden pekmeze sade tereyağı ilave edilerek pişirilir. Genelde kuymağı yeni doğum yapmış hanımın yemesi için hazırlanır.
----------------------------   
   DİRİ OMAÇ:
   Pekmezden birkaç çeşit omaç yapılır. Diri omaç için tepsiye pekmez koyulur. Bulgurun ufağı olan sümüt ufağı un haline getirilmişi katılarak kıvama gelinceye kadar karıştırılır. Yemeden önce gerekirse içine ceviz içi doğranır veya sade yenilir.
 -----------------------------          
    KIRMA YAPIMI:
    Kırma, omacın bir başka çeşidi, yine pekmezden yapılır. Pekmeze biraz su katarak şerbet haline getirilir. Ateşte kaynatılır. Şerbet olgunlaştığında içerisine bulgur unu, ufak dövme kırığı ceviz içi badem, fındık, fıstık, bulgur konularak karıştırılıp kaynatılır. Tam katılaştığında ocaktan indirilir, soğumaya bırakılır. Soğuyunca başka bir kaba boşaltılır. Kolay kolay bozulmaz. Tarhana çorbasıyla ve sade olarak veya ekmeğe dürülerek yılın dört mevsimde afiyetle yenilir.
------------------------
   KARSAMBAÇ:
   Genelde kış mevsimlerinde yapılır. Bir tepsiye pekmez konulur. İçerisine biraz eskimiş kar karıştırılarak soğuk soğuk yenilir.
-----------------------           
   TEF:
   Üzümün iyisini pekmez yapmak için ayırırken çürükleri fazla yumuşakları seçilir. Normal yumuşamış hafif çürük olanları da atılmaz. Büyük bir kazan içerisine az pekmez şerbeti karıştırılarak, siyahlaşıncaya kadar kaynatılır. Piştiğinde soğumaya bırakılır. Daha sonra başka bir kaba aktarılır. Yılın dört mevsiminde yenilir. Genelde tarhana çorbası ve ayran ile yenilir.
 ---------------------------   
   YATSINCALIK:
   Üç öğün yemek dışında yatsıncalık denilen ve özellikle kışın soğuk günlerinde yenilen dördüncü bir öğündür. Bu öğünde tarhana, ceviz, badem, bastık, pestil, sucuk, samsa, kuru üzüm, Cerit elması, portakal, mandalina gibi yiyecekler yenilir.
---------------------------      
   KORE GAZİLERİ:
   Mahmut Hasan Karasu yaşıyor, Çoban Yusuf yaşıyor, Ahmet Ozan yaşıyor, Mustafa Köker yaşıyor,Ömer Berker ve Killi Ali Küçük (Ölü)
------------------------
   DELİLER:
   Adı Mehmet, Lakabı Fişöke sağır. Bu insan tam deliydi. Derelerde bulduğu leşlerin ciğerlerin söker, koynuna koyar, acıktıkça yerdi. Kendisine dokunulmazsa kimseye saldırmazdı. 1959 yılında vefat etti. Adı Elif,
Lakabı Devlip bazen soyunur sokakta çıblak gezerdi, bazen giyinir kuşanır bir hanım efendi olurdu. 1960 yılında vefat etti.
-----------------------
    MECNUNLAR:
    Küpeli Güccük, Ejder, Kerem Salman, Durmuş, Mustafa Zeki vefat etmişlerdir. Mehmet Tekel kayboldu, Duran, Cevdet  ve Tola yaşıyorlar. 

Not: Eski tarihlerde köyde hiç engelli bir kişi ve iki delinin harici deli yoktu.
----------------------------------------
 22 Ocak 2016 da güncellendi.

Hiç yorum yok: