KAYBETTİKLERİMİZ
KAYBETTİKLERİMİZ
Bahaettin Karakoç Cennet Dolgun Emine Demir Yusuf Şahan Sultan Kaya Hatice Çelik Dursun Elmas Yanık Osman Mehmet Uyan Hüsne Önaran Süleyman Danışman Mustafa Tekin Şerif Karabıyık Kıdılı Mehmet Mustafa Yiğit Zeynep Kekil (Besi) Eşefatma Resim Fatık Kuzu Fatih Güngör (şehit) Cafar Ali Vırıt (helete) Meryem İğde Elif Keklicek Süleyman Demir Seda Güney Usta Ali Onaran Ahmet Götürmen Elif Çolak Hasan Kekil Ali Temizyürek Fadime Zorkun Ayşe Çakıl Sultan Erdinç Solak İbrahim Sakar Ali Tatlı (Tekere Ali) Vakkas Küpelikılınç Ayşe Vırıt Uğur Kekil Aloca Yusuf Gök Muhammet Çokak Adem Karagöz Mehmet Kayaakay Orhan Sürmen Memiş Tekerlek Veli Çadır Sultan Çetinkaya Mustafa Çağlar Elif İğde Ayşe Yorulmaz Yusuf Kurt Hüsne Kurt Fadime Mısır Mehmet ENGİZEK Şerif Bozdere Fatih Bozdere Emine Bozdere Hatice Sakallı Karamemiş Kuş Hasan Nurhak İbrahim Zorgün Kemal Yavuz Veli Onay Durmuş Üstün (berduş) Elif Öztürk Ahmet Çolak Elif İncecik Sema Çalışkan Kuyumcu Yaşar Uyan Ümmühanı Kelleci Tosun Ali Elif Özbek Fakı Ahmet Koraycan Kırıcı Kara Ali Döş Demirci Abdullah Mehmet Göker Derviş Elif Zorkun Hacıyusuf Kekil Ayşe Ibrık Güler İsmail Küçük Mesut Canlı Mahmut Barak Onbaşı İbrahim Filiz Elif Filiz Onbaşı Hasan Hatice Filiz Ayşe Filiz Ibrık Funda Rande Fatma Karasu Hakan Tolga Yiğit Kalander Battal Şerif İğde Eşe Fatma Yaman

13 Eki 2015

BENİM YAŞADIKLARIM 07

          Bölüm 7 
            ----------------------
            ÖLÜR DEMİŞTİ:  
            1963 yılında pamuk toplamak için annem, ben ve kardeşim üç kişi Adana’ya gitmiştik. Yanımızda Doktor lakaplı Engizek’li bir amca vardı. Bir gün rahatsızlandım. Anam “Doktor bizim Ali rahatsız. Bunu bir muayene et.” dedi. Doktor yanıma geldi. Neremin ağrıdığını sordu. “Başım ağrıyor, karnım ağrıyor.” dedim. Kulağını sırtıma koyup dinledi. “Nefes al ver.” dedi. Anama döndü. “Fadime buna ilaç yazsam da fayda vermez. Bu çocuk ölür.” dedi. Ağlamaya başladım. “Ağlasan da öleceksin, sızlasan da öleceksin.” dedi. Anam Doktor amcaya kızdı. Doktor “Hiç kızma bu çocuk ölecek. Ben gerçekleri hastamın yüzüne söylerim.” dedi. Meğerse adamın lakabı Doktor’muş. Benim gibi safları bulunca dalga geçermiş.
           -------------------------------------
           RADYO VERİCİSİ YAPTIM:
           Okuduğum kitapların birinde radyo verici devresi dikkatimi çekmişti. Bu şemayı işledim, çalıştırdım. Köyde elektrik yoktu. Altı adet yuvarlak pille çalışıyordu. Vericiyi daha da geliştirerek orta, uzun ve kısa dalgalardan yayın yapacak hale getirdim. 
         İstediğim kanaldan yayın yapmaya başladım.1982’lerde Cerit Halk’ının yüzde altmışı Öksüz Dağı’na çam dikmeye giderlerdi. Günlük kısa dalgadan bir saat müzik yayını yapardım. Herkes yayınladığım müzikleri dinlerdi. Yayınıma 2000 yılına kadar devam ettim. Birileri beni karakola şikâyet etmiş. Karakol ifademi alıp mahkemeye sevk etti. Mahkeme iki yıl sürdü. Her hangi bir suçumun olmaması nedeniyle hâkim davayı erteledi. Kanunsuz iş yaptığımın sonradan farkına vardım.  
       ---------------------------
       RÜYA GÖRDÜM:
        27 Mart 2014 Perşembe günü gördüğüm rüyayı sizlerle paylaşmak istedim. (60) yıl öncesi eski haliyle çocukluğumuzu yaşadığımız babamın ahşap evinin önünde Sayın Recep Tayip Erdoğan kıbleye dönmüş ayaktaydı. Bir adım gerisinde sessizce iki kişi duruyordu. Karanlıkta kim olduklarını bilmiyorum. Recep Tayip Erdoğan pırıl pırıl aydınlık içerisindeydi.Sol elinde mikrofon, sağ eli yanağında ezan okuyordu. Biz üç kişi başbakanın on metre ilerisinde, evimizin hayat dediğimiz bölümünde başbakanın ezanını dinliyorduk. Işığı bizleri de aydınlatıyordu. Fakat o ışık elektrik ışığı değildi. Çevre zifiri karanlıktı. Ezanı tam okuyup okumadığını hatırlamıyorum. Başbakanın ağzından çıkan ezanın son cümlesiyle uyandım.
       Sabah ezanı okunuyordu. “Hayırdır inşallah!” deyip yatağımdan kalktım. Vücudum titriyordu. Abdest aldım, iki rekât namaz kıldım. Rüyamın hayırlara vesile olmasını diledim. Ve Recep Tayyip Erdoğan’ın seçimi kazandığına yorumladım.
       --------------------------------
        RÜYA GERÇEK OLDU:
        27 Kasım 2017 günü tanıdık birinden bir sandalye alıp eve götürdüm. Fakat sandalyenin ayağının döner kısmı paslanmış dönmüyordu. O gece rüyamda büyük bir salonun elektrik tamirini yapıyormuşum. Uzaktan iki arkadaş seyyar satıcı arabasıyla mısır darısı satıyorlardı. Arkadaşın birisi bana ne yaptığımı sordu. “Bir sandalye almıştım. Ayağı sabitmiş, dönmüyor.” dedim. Arkadaşın biri “Ali Abi! O sandalyenin ayağı döner” dedi. Ve üç defa aynı kelimeyi tekrarladı. O gün sabah namazından önce kalktım. Sandalyenin ayağını döndürmeye çalıştım, dönmedi. Çünkü döner kısmı tamamen paslanmıştı. Biraz ince yağ döküp beş dakika bekledim. Zorla da olsa döndürdüm. Böylece gördüğüm rüya da gerçek oldu.
         -------------------------------------
          SAÇLI SAKALLI SANDIM:
          On parmağımda on marifet birçok sanatımın olduğu gibi su tesisatçılığı yapıyordum. Bir köylümüzün evinin su tesisatını yapmaya gittim. Evin hanımı beni tanımazmış.
       İsmimi duyarmış. Orada bulunan biri “Âşık Ali hoş geldin” dediğinde hanım beyine sorar. “Âşık Ali dedikleri adam bu mu?” deyince beyi “Evet hanım. Neden sordun?” demiş. “Âşık Ali, Âşık Ali diyorlardı. Bende saçlı sakallı biri sanmıştım.” der.
        -------------------------------
       SERÇELERİNİ ALDIM:
       Eskiden köyümüze kar çok yağardı. İlkokul üçüncü sınıfa gidiyordum. Arkadaşlarım serçe düşürmek için happan kurarlardı. Okul çıkışında happana düşen serçeleri alıp,  çukuruna edip üzerini kapatıp uzaktan seyrettim. İki arkadaş geldi. “Happanlar kapalı. Serçeleri kaçırmayalım.” diye yavaşça taşı kaldırıp ellerini çukura soktular. Serçe yerine ellerine dışkı bulaştı. Kar ile ellerini yıkayıp “Bunu kim yapar?” diye kendi kendilerine konuşuyorlardı. Uzaktan seyrediyorum. “Benim yapacağımı söylediler. “Eyvah! beni yakalarlar” dedim. Yakalanmayım diye okul yolumu değiştirdim. Kışın azgın soğuklarda Zorkun Deresi’ni geçerek okula gidiyordum. Beni takip ederlermiş. Bir gün derenin kenarındaki ceviz ağaçlarının köküne saklanmışlar. Anid önüme Çıktılar.
       Bana neden suyu geçtiğimi, köprüden gitmediğimi sordular. “Burası daha yakın. Onun için buradan gelip gidiyorum.” dedim inanmadılar. “Bizim serçeleri alıp içine de edersin ha!” deyip beni dövmek istediler. İnkâr etmedim. “Ben yaptım.” dedim suçumu kabul ettim.  “Bir daha yapacak mısın? Tövbe et bakalım.” dediler.” “Tövbe olsun bir daha yapmam.” dedim. Böylece dayak yemekten kurtuldum.
       ----------------------
       SITMALI PINAR:   
       Yaz günleri insanları sıtma tutardı. Bir gün beni de sıtma tuttu, titriyordum. Hastalığın ne olduğunu bilen yoktu. Adına sıtma diyorlardı. İlaç yok, doktor yok. Sıtma hastalığının tek bir tedavisi var. O da Sıtmalı Pınar’da yıkanmaktı. Pınar Büklüce denilen yerdeydi. Anam beni bu pınara gönderdi. Soğuk suyla banyo yaptım. Gerçekten iyileştim. Sıtma tutan kişiler bu pınar da yıkanınca iyileşirlerdi. Ben bu hastalığı yaşadım. Tedavisinde Sıtmalı Pınar’da buldum.
        -----------------------------
      SIRTIMIZDA TAŞIDIK:
       Köyün yolu, arabası yoktu. Kışın kar çok yağardı. Köyde hastalanan insanlar iyileşmeyince iki ağacı sedye yapıp,İki üç metre karın içinde hastayı sırtımızda söğütlü durağına götürür  tirene bindirirdik. Pazarcık veya Narlı’ya gönderirdik. Oradan da Kahramanmaraş’a götürülürdü.O tarihlerde köyde komşuluk, dostluklar vardı. Büyüğe saygı, küçüğe sevgi, insanlarda hatır gönül vardı. Komşunun başına bir iş gelmişse onu kurtarmak için köylü seferber olurdu. Hastalar yoklanır, yoksullara yardım edilirdi. Günümüzde bunlar unutuldu. Komşuluk kalmadı. Büyüğe saygı, küçüğe sevgi kalmadı. Kimse kimsenin umurunda değil.
 -----------------------------
Devamı bölüm 8’de

Hiç yorum yok: