KAYBETTİKLERİMİZ
KAYBETTİKLERİMİZ
Bahaettin Karakoç Cennet Dolgun Emine Demir Yusuf Şahan Sultan Kaya Hatice Çelik Dursun Elmas Yanık Osman Mehmet Uyan Hüsne Önaran Süleyman Danışman Mustafa Tekin Şerif Karabıyık Kıdılı Mehmet Mustafa Yiğit Zeynep Kekil (Besi) Eşefatma Resim Fatık Kuzu Fatih Güngör (şehit) Cafar Ali Vırıt (helete) Meryem İğde Elif Keklicek Süleyman Demir Seda Güney Usta Ali Onaran Ahmet Götürmen Elif Çolak Hasan Kekil Ali Temizyürek Fadime Zorkun Ayşe Çakıl Sultan Erdinç Solak İbrahim Sakar Ali Tatlı (Tekere Ali) Vakkas Küpelikılınç Ayşe Vırıt Uğur Kekil Aloca Yusuf Gök Muhammet Çokak Adem Karagöz Mehmet Kayaakay Orhan Sürmen Memiş Tekerlek Veli Çadır Sultan Çetinkaya Mustafa Çağlar Elif İğde Ayşe Yorulmaz Yusuf Kurt Hüsne Kurt Fadime Mısır Mehmet ENGİZEK Şerif Bozdere Fatih Bozdere Emine Bozdere Hatice Sakallı Karamemiş Kuş Hasan Nurhak İbrahim Zorgün Kemal Yavuz Veli Onay Durmuş Üstün (berduş) Elif Öztürk Ahmet Çolak Elif İncecik Sema Çalışkan Kuyumcu Yaşar Uyan Ümmühanı Kelleci Tosun Ali Elif Özbek Fakı Ahmet Koraycan Kırıcı Kara Ali Döş Demirci Abdullah Mehmet Göker Derviş Elif Zorkun Hacıyusuf Kekil Ayşe Ibrık Güler İsmail Küçük Mesut Canlı Mahmut Barak Onbaşı İbrahim Filiz Elif Filiz Onbaşı Hasan Hatice Filiz Ayşe Filiz Ibrık Funda Rande Fatma Karasu Hakan Tolga Yiğit Kalander Battal Şerif İğde Eşe Fatma Yaman

13 Eki 2015

BENİM YAŞADIKLARIM 06

       Bölüm  (6)            
       ODUNSUZ KALDIK:
       O yıllarda köye en az üç dört metre kar yağardı. İlkbaharda taşıdığımız odun kış ortasında biterdi. Yakacak odunumuz kalmazdı. Şimdiki gibi kömür filan yoktu. Karda kışta babam elime baltayı tutuşturur,“Oğlum git karşı ormandan odun Kes getir.” derdi. Öksüz Dağı’nda sahiplendiğimiz beş on tane kamalak ve ardıç ağacımız vardı. Ormandan gücümün yettiğini keser, odunu dalların üzerine koyup karın üzerinde sürüyerek Uludere’ye indirirdim. Odunları sırtıma yüklenerek eve getirirdim. Odamız ve sobamız yoktu. İri odunları ocakta yakar, tüm aile ateşin çevresine toplanır ısınırdık.    
       -------------------------------------    
       OKUMAK İSTİYORDUM:
       Öğretmenim okumamı istiyordu. Okul masraflarımı karşılayacağına söz verdiği halde anam beni okula göndermedi. Aradan kırk dört yıl geçmişti. Öğretmenim bir akşamüstü telefonla beni aradı. İlk kelimesi“Ustam nasılsınız?” dedi. Öğretmenim ve arkadaşlarım bana usta derlerdi. Öğretmenimi tanıyamadım. “Asker arkadaşım mısınız?” dedim. “Yok!” dedi. “Peki, siz beni nerden tanıyorsunuz? Sizin ile nerede konuşmuştuk?” dedim. Bana “1960’lı yıllara git belki hatırlarsın.” dedi. Yine tanıyamadım. İsmin sordum “İsmim Ali” dedi. “Soyadınız asker mi?” dedim. “Evet” dedi. Öğretmenim olduğunu öğrendim. Konuştuk. Öğretmenim yaşıyor ellerinden öpüyorum. Ben ilkokuldan sonra okuyamadım amma çocuklarımın biri Ticaret lisesini bitirdi. İkincisi ticaret lisesinden terk, diğer ikisi liseyi bitirdi en küçük oğlum ortaokuldan terk.
          --------------------------------------         
          OSMAN’DAN KORKARDIM:
          Osman Duman ile beraber İmam Hasan’da okuyorduk. Sağ ayağı dizinden kesilmişti. “Senin dizine ne oldu?” dediğimde “Dizimde tavşan saklıyorum.Elini ısırmasın.” dedi. Dizini salladı.“Bak tavşan canlı dikkat et.” dedi. Uzaklaştım. İkide bir beni gördüğü yerde dizini sallar “Tavşan geliyor” deyip beni korkuturdu. Fakat ben tavşanın ne olduğunu bile bilmiyordum. Gördüğümde kaçıyordum. Ben kaçtıkça elinde değneği tek ayağı ile koşarak gelirdi. Hocaya şikâyet ettim. Hoca Osman’a iyi bir dayak attı. Bir daha benimle uğraşmadı.   
          ----------------------   
           OTEL ARADIK:
           27.Kasım.1968 yılında, askere gittim. Kahramanmaraş askerlik şubesinden birkaç arkadaş sülüslerimizi aldık trenle gideceğiz. O günün şartlarında şehirlerarası otobüs yolculuğu yoktu. Sabahleyin Narlı’ dan vagonlara bindik. Sivas yolculuğumuz başladı.Gece saat ikide Sivas’a indik. Çarşıya geldik. Bir binanın önünde yolculuğumuzdan kalan çerezleri yiyerek kabukları ve poşeti oraya attık. Yorulmuştuk. “Gidip bir otelde yatalım.” dedik. Sivas’ı pek bilmediğimiz için gecenin o saatinde otel soracak kimse yoktu. Bir taksi geçiyordu, durdurduk. “Bizi bir otele götürün.” dedik. Taksici bizi aldı epey  
       Gezdirdikten sonra “İnin otel karşınızda” dedi. İndik az önce çerez yediğimiz yere tekrar gelmişiz. “Arkadaşlar burası az önce çerezi yiyip poşeti attığımız yer dedim. “A!  Evet.” dediler. Beş altı arkadaştık. Orada yirmi dakika kadar eğleşmiştik. Birimiz başımızı kaldırıp yukarı bakmamışız. Otelin önündeymişiz de farkında değilmişiz. “Vay be! Şu taksicinin bize yaptığı kalleşliğe bak. Adam resmen bizi dolandırdı.” dedik.
        ----------------------------
        OYUNCAK ARABA:
        Evimizin üst yanı yüksek bayırdı. Tahtadan üç tekerli araba yapar önün arkasın sağını solunu küçük ampullerle ışıklandırır, babamın korkusundan genelde geceleri binerdim. Mahallenin çocukları toplanır beni seyrederlerdi. Babam bir gün arabamı sakladığım yerden bulup kırmıştı. Ağlıyordum. Lamba devrelerine çok para vermiştim. Her ne yaptımsa babam karşı çıkardı. Siz anneler, babalar çocuklarınızı aşırı baskılarla terbiye etmeyin.   
          ----------------------------------
          OYUNCAK BİSİKLETİM:
          Çocukluğumda köyün muhtarı Ali Onaran bisiklete binerdi. “İki teker üzerinde nasıl gidiyor?” diye merak ederdim. Bisikletin yapısını inceleyerek bisiklet yapmayı kafama koydum.
        Sağlam olsun diye meşe ağacı kullandım. Tekerleri bisiklet tekeri kadar büyük olmasa da normal büyüklükte yaptım. Döleklerde pek yürütemezdim. Tepelere götürür, yukardan aşağı Binerdim. Fotoğraf makinem vardı. O zamanlar aklıma gelse de yaptığım oyuncakların fotoğraflarını çekip saklasaydım. Birkaç gün bindim. Babamın korkusundan bisikletimi eve koymazdım. Diğer oyuncaklarımı kırdığı gibi bisikletimi de kırardı. Yine bir gün biniyordum. Rastladı “Sen hiç akıllanmaz mısın?” deyipbisikletimi kırıp odun etti gözümün önünde götürüp ateşe vurdu yaktı.
            ------------------------------
            OYUNCAK RADYO:
            Çocukluğumda biraz hareketli, birazcıkta densizdim. Amma gördüğüm bir şeyi hemen uygulamaya koyardım. Amerikanın köye verdiği radyodan esinlenmiş olmalıyım ki çamuru katılaştırıp, dört köşe yapıp, radyo şekline getirdim. Önüne dört tane düğme uydurup güneşe kurumaya bıraktım. Bir gün sonra, mahalle çocuklarını başıma toplayıp radyoyu açar, haberleri verir, türküler söyleyerek, arkadaşlarıma dinletirdim. O zaman benim bu merakımı gören büyüklerim “Sen büyüyünce iyi
bir radyocu olursun.” demişlerdi. Gerçekten 37 yıl sonra radyo tamircisi oldum.
         -------------------------------
          OYUNCAK DEĞİRMEN:
          Eskiden köyde beş tane su değirmenivardı. Değirmenlere giderek çarkların yapılışını, taşların yapılışını, değirmenin nasıl Döndüğünü incelerdim. Taşları döndüren çarkı çam kabuğundan, oluklarını kavak kabuğundan, taşlarını iki santim kalınlıkta tahtadan hazırladım. Evimizin önünden su arkı geçerdi. Arkın altına önce taşları yerleştirdim. Sonra üzerine evi yaptım. Her şey dört dörtlük oldu. Arktan biraz su bölüp değirmeni döndürmeye başladım. Gören arkadaşlarım şaşırıyorlardı. Bazen tek tek, bazen üçünü birden döndürürdüm. Komşumuz Vali lakaplı Mustafa Kekil amca vardı. Tarlasını suluyormuş, su azalınca küreğini alıp suyu takip ediyormuş. O sırada benim değirmen dönüyordu. Sevincimden hopluyordum, taşların dönüşüne bakıyordum. Yanıma bir insan gölgesi düştü. Kafamı kaldırıp baktığımda Vali Amca başucumda duruyordu. “Ali niye suyu kestin?” dediğinde “Görüyorsun değirmen döndürüyorum.”
Dedim.Değirmenimi baştan ayağa inceledi. “Ne de güzel olmuş. Artık bizlerde unu bu değirmende öğütelim.” dedi. “Bu oyuncak değirmen un öğütmez.” dedim. “Benim tarla suladığımdan haberin yok mu?” dedi. “Yok!” dedim. “Şimdi sana değirmen döndürmeyi gösteririm. Amma şurada komşuyuz.” dedi ve değirmenin suyun kesti. “Sakın suyu bölme. Gelir bu defa değirmenini yıkarım.” dedi. Bundan böyle arkı takip ederek tarla sulayan varsa suya dokunmazdım. Su boşa akıyorsa değirmeni döndürürdüm.
--------------------------
Devamı bölüm 7’de

Hiç yorum yok: